|
|
- (bkz: iyinin ve kötünün ötesinde)
- "eğer belli bir insan özü var diyorsanız ve bu özün kendisini gerçekleştirmesini sağlayacak haklar ve olanakların topluma verilmediğini savlıyorsanız bir hataya yol açmaz mıyız? aynı anda hem ideal hem gerçek (bugüne kadar bastırılmış) olabilen bu özün nihai kurtuluşunu hedeflerken, içinde yaşadığımız sınıflı, eşitsiz toplumun terimlerini kullanarak hareket ediyor olmuyor muyuz? insanın özü, insanın özünün kendisini gerçekleştirmesi, adalet gibi kavramlar kendi uygarlığımız, bilgi tipimiz, felsefemiz içinde doğmuş kavramlardır ve dolayısıyla sınıf sistemimizi yansıtan birer sonuç formudurlar. bu yüzden, belki de öyle olmaması pişmanlık verici ama kimse bu kavramları devrimci bir savaşı meşrulaştırmakta kullanmamalıdır."
- kimi zaman toprakta yetiştirelemeyecek kadar naifken, kimi zaman toprağın dahi kabul edemeyeceği kadar sert, nankör ve en çok da cahildir.
naiftir; bir davranış, bir söz veya sözlerin anlatma biçiminin etkisiyle darmadağın olabilir.insan, benimsendiği ve benimsediği yerde yetişir, hümanist bir yaklaşımla "doğası" dediğimiz olgu da.doğasının kendine kattıkları, diğerlerine kattıkları ve tepkileri ortak bir paydadır aslında genelleme yapacak olursak.bu genellemeyi oluşturan kimi insan için önemli olan pay ise; "insan" nezaketiyle, dürüstlüğüyle, bağışlayıcılığıyla bilinir, sevilir, gereksiz etki ve tepkilerden muaf tutulur.etkileşimlerle, yani ruhuna, havasına kattıklarıyla bir değer eden insan hatta insanlık, doğasıyla yargılanır.
serttir; verdikleri kadar aldıklarıyla şekillenen kimliği her zaman kendi payına kattıklarıyla da bir* olabilir.canını acıtan hatta ona kasteden, kimliğini lekeleyen aldıklarını bahane edip şiddetle tepki verebilir, payını paydasını düşünmeden.bencil olduğu kadar da naziktir aslında, gördüğü tepkiyle de bilinebilir dolayısıyla yargılanabilir.
nankördür; yetinmeyebilir."neden" sorusuna verdiği cevaplarla vardıklarını istediği ölçüde değiştirebilir, yorumlayabilir de insan.haksızlık yapabilir bünyesinin de dahil olduğu ortak paydaya, insan ırkına ya da bizzat kendisine.nereden bakarsak bakalım hatasız değildir, vardır elbet bir kusuru; belli etmese de, duyularla algılanamasa da.kendi evini yakabilir, beraberinde tutuşturduklarıyla.
en çok da cahildir; naifliği, sertliği, nankörlüğü hep cahilliği yüzünden sorgulanır."neden" sorusunun hem cevabı, hem kendisi hem de kaynağıdır. sonsuz bilinmeyenli denklemlerin içinde ayrı bir denklemdir, aslında yalnızca onlardan biridir insan.çoğu zaman dününü, bazen bugününü bilmez.yarınını; kahinlere, falcılara emanet ettiği değerleriyle bilmeye çalışacak kadar cahildir, ne yazık ki her konuda olduğu gibi.en çok da kendini bilmez insan, bilseydi "neden" sorusunun kendine dönüşünü sertliğiyle engellerdi.kendinden başkasını bilse, kimi zaman nankör olmayabilirdi, evet.naifliğini bilseydi, paydadaki payı siktir edip sertliğiyle övünecekti, onu oluşturduğunu bilmeyerek.
tanımış gibi yaparız kendimizi, bir başkasını ya da hepimizi.kandırırız, lanetleriz, beğeniriz, severiz tanımadan.ben de sizin gibiyim şahsen, hepimiz gibiyim, doğamız da bir, huyumuz da.iyi ki de cahiliz, yoksa insan doğası ne kadar tartışılabilir bir konu olacaktı ki kendimizi tanıma yolunda?
- katolikler bu konuda basit -ve bence tamamen haklı- bir özet geçerler: "insan kötüdür." dertleri sadece şeytanın dünyadaki temsilcileri olduğunu iddia ettikleri kadınlarla değildir hem de, erkeklerin tamahkarlığını da -adem in havva ya boyun eğişinden, ona "kanmasından"-bilirler ve bu şekilde tüm insanlık tohumunu bozuk olarak değerlendirirler.
böyle konularda referansı dikkate alınacak insanlardan olarak kabul edilmese de, jonathan davis in pek beğendiğim bir tespiti şudur: "insan her şeyi becermek için programlanmış!" (bunu poligami taraftarlığını savunurken söylediğini ise size söyleyen ben değilim.)
"dünyanın şu anki halini bir gözünüzün önünden geçirin" demiyorum katolik düşüncesini haklı bulduğumu beyan etmek için, yaşayacağımız daha kötü günler de varken bu düşünceyi, şimdi, bu şekilde ispatlama girişimi sadece manasız olur. bununla birlikte mesele, belki de insanın tanrı dan öç alma girişimidir sadece, biraz aşırıya kaçmış haliyle. kendinden daha büyük bir varlığın hakimiyetini kabul etmek istemeyen ancak buna -cezalandırılma korkusuyla- zorlanan insan, büyük olduğunu çoktan -zorla- kabul ettiği o yüce varlığın tüm çabasından nefret etmektedir sadece, bu yüzden de kendini yıkıma adamıştır.
- özgürlüklerin kalesidir, duvarları olmayan; sudan çıkana kadar.
gelişim ,değişim, olması gerekenli, aynı gevelemeler ile başlar doğanın yıkımı.
çelişkileri taşıyandır,öz noktasında çıkışlı varilemeleriyle; tutunma, parçaya dahil oma, delikleri yamama...
öğretilenlerin şekillenmişliğine kolay uyum sağlayandır. toplumlar şu duruma şu tepkiyi verire dair ki analizci cümleler nereden çıkıyor kine, hep bu olmuş bitmişliğimizden.
oluşturulan bu mutluluk saadet duvarlarına bir de zamklanmışlığımızı ekleriz. alan zaten dar, alimallah yerimden kımıldar bir tarafımı incitirim...
bozumlara gelirim, yakılır, yıkılır, güzel bahçem.çıklır mı işin içinden çıkamasın zaten debelenmeler daha biz, yoksa değil mi.doğa denilen varolan mı? yoksa varedilen, varlığa zorlanan mı?
bu soru mu geldi o deli usunuza, doğa yürüşüne çıkmışsınız demektir, ciğerlerinize çekin bol tarafından o, daha bir siz olanı. kafanız bulutlanana kadar.pek zor değildir dağılması. belki yarın belki yarına bile gıcık.
kendi doğasına sahip çıkamayan, ayrımına varamayan bizlerden çevremizdeki doğaya karşı bir koruma ordusu kesilmesi istemek hangi yollara mantık- o da bir bilmece-.
- insan çok acayip lan, hakkaten. bazen her boku kafaya takabilirken bazen inanılmaz derecede sallamaz olabiliyor. tabi bu insanın kişiliğiyle alakalı biraz da. hatta biraz da değil çok. kendine acı çektirmekten zevk alıyor bazı bazı, garip bir şekilde hoşuna gidiyor bu. başkalarına acı çektirmekten zevk alıyor ya da birtakım insanlar. amaç ne, sebep ne, istenen ne kendileri de bilmiyor filan. dedim ya çok acayip işler bunlar hep.
for example(araya bikaç ingilizce kelime serpiştireyim ki ingilizceye ne kadar hakim olduğum anlaşılsın.) müzik olayını düşün bak. süper bir şey gerçekten de değil mi? insana huzur, mutluluk, hüzün, istek, heves vs. vs. verir müzik. yaşanabilecek tüm duyguları diyelim kısacası. söyleyemediğimiz şeyleri söyleyen bir şarkı mutlaka vardır, birileri yapmıştır çoktan. veya o anki ruh halimizi tam anlamıyla yansıtan şarkılar mevcuttur. bazen de tüm şarkılar sanki senin için yazılmış gibi gelir ya hani, her cümleden kendine pay çıkarırsın. "işte bu lan beni anlatıyo lan bu şarkı!" filan dersin böyle. bu durum genelde depresyon belirtisidir.(froyt söylediydi) durumunu çok güzel anlatan - senin anlatamadığın gibi - şarkılar bir süre playlistinin(ben ingilizce biliyorum v2) değişilmez elemanı oluverir. çünkü seni anlatıyordur, hem de tam anlamıyla, senin anlatamadığın gibi.. aslında sözlere de gerek yoktur kimi zaman. müzik yeterli olur şarkının senin için bestelendiğine inanmana. çünkü o şarkıyı dinlediğinde gözünün önünde hep aynı sahne belirmektedir. ve o sahnenin anafikri de aşk, yalnızlık, özlem, pişmanlık, hayal kırıklığı gibi gibi şeylerdir ve evet bebek; seni anlatmaktadır tam olarak. bu süreci ne kadar kısa tutabilirsen o kadar iyi. bir an önce değiştirmelisin playlisti ya da bir süre müzik dinlemeyeceksin. artık hangisi kolayına geliyorsa. froyt da reçete yazacak, az bekle.
ruh denen olgu var bi de bu insan mahlukatında. o apayrı bir olay zaten. duygu dediğimiz şeyler hep bu ruh ile mümkün oluyor falan ya hani. irade ne güzel bir şey aslında bak, şimdi aklıma geldi. oruç diye bir şey var mesela, nefsimize hakim olabilmeyi öğrenmek ya amaç bunda; işe yarıyor bence. açlığa dayanabiliyor insan bu süre içinde. şimdi oruç gibi bir kaç şey daha olsa mesela. insana kendine hakim olmayı, prensiplerinden taviz vermemeyi, gururunu ayaklar altına almamayı, ıvırı zıvırı öğretebilecek bir şey. güzel olmaz mıydı lan? düşünsene olsa böyle bir şey kimse kimse için oturup ağlamayacak, peşinden koşmayacak ya da adam "yok hocu bana ters bu işler" diyip bir anda kesip atabilecek her şeyi. duygularına gem vurarak, vurabilerek. düşünsene, mükemmel insan bu bildiğin. kendini -tam anlamıyla- kontrol edebilen süper bireyler. ya şimdi böyle diyorum ama herkes de böyle olsaydı daha mı iyi olurdu dersen onu da bilmiyorum. saçmalıyor da olabilirim aslında emin değilim. öyle konuşuyorum lan işte idare et. ya da irade et, kikikiki laf esprisi, süperim yine. ehe.
neyse gidip çay koymam lazım şimdi. akşam froyt gelecek oturmaya. iyi çocuktur froyt, severim. ah bir de her boku cinselliğe bağlamasa... tadından yinmez. ama belki de adam haklıdır lan. her şeyin temelinde bunlar yatıyordur, kimbilir..
- ben yazarım bazende çizerim, tanrıyı andıkça
güzellikleri seyreylerim, en son senin manzaranla büyülendim,
tamda kalbim kağıt elim kalem olmuşken,
gelip yanıma oturdun bir cümle ile başladın,
çehrene baktım doğayla karşılaştım derya deniz
vardı, suya baktım berraktı, avuç dolusu içip
yüzümü yıkadım, gözlerine baktım meyva ağaçları,
bir elma koparıp gölgesinde yattım, dudaklarına baktım
şekere şerbete el uzattım, en son avuçlarınla karşılaştım
onlar doluydu şimdi sadece gölgene bakıyorum.(tugche, 05.09.2009 09:20 ~ 09:22)
|