"insan büyüyünce yaşadığı dünyanın daha iyi farkına varır, yaşadığı çevrenin bir parçası olarak elde ettikleri ve edebileceklerinin neler olduğunu kavrar hayallerini ona göre biçimlendirir yani burda söz konusu olan hayallerin küçülmesinden çok beyninin algılamasında gerçekleşen değişikliktir." cevabının verilebileceği soru cümlesi.
(ardaarda, 06.07.2006 02:09 ~ 09.02.2007 15:58)
babam ve oğlum da oğul olan minik çocucuğun babasına sorduğu soru filmin güzel sahnelerinden biri...
babam ve oğlum filmiyle tavan yapan ve iç burkarak "galiba evet" dememe sebep olan anlamlı cümle. yaşınız küçükken hayalleriniz sınırsızdır. zaman ilerledikçe, büyüdükçe artık daha realistsinizdir, hayatın içinde kavrulmuş, deneyim kazanmışsınızdır. ya hayalleri artık gerçekler süsler, olabilecek olanlar ya da hayal bile kurmaya gerek duyulmaz. zamanla daralır, ömür gibi hayaler de. buna sadece büyümek degil olgunlaşmak, gerçekçi olmak da denebilir.
(sahra, 10.07.2006 19:28 ~ 20.07.2007 20:56)
günün son anlarına anlam katan
babam ve oğlumrepliği
insan büyüyünce sadece hayalleri mi küçülür sorusunu akla getiren sorudur.beklentiler de küçülür, umutlar da azalır bunun yanında çünkü. hayallerimizin çoğu pahada ağırlaşırken değerde ucuzlaşır,biz büyürüz önemsediğimiz insanlar küçülür,biz büyürüz istanbul küçülür, biz büyürüz hayallerimiz büyür,biz hayallerimize yetişmeye çalışırız sonra bir bakarız büyümüşüz,belki de bir zaman gelir o kadar büyürüz ki hayal kurmaktan vazgeçeriz,bunu da çok geç farkederiz ya da farketmeyip tamamen unuturuz.işte o zaman gerçekten büyürüz.
babam ve oğlumda minik deniz'in babasına sorduğu o yürek burkan soru. cevabı ise daha yürek burkucu.
''kısacık ömür yeter mi onca hayale?
gücenme dünya hali böyle'' diyor
nev kardeşimiz
kelebek isimli şarkısında. işte belki de bu yüzden küçülüyor hayaller biz büyüdükçe. ömürden geriye kalan vakit daraldıkça küçültüyoruz hayallerimizi sığdırabilmek için bu hayata.
büyürken, gerçeğin duvarlarına çarptıkça insanın içindeki hayaller birer birer küçülüyor ve eskiden içine sığdıramadığı duygular, hayaller yok olmaya yüz tutmuş küçük ayrıntılar halini alıyorlar. küçülen hayallerden geriye kalan büyük boşluğu insanın zaafları, bencilliği ve gizliden gizliye değiştiği için kendisine duyduğu koca bir nefret dolduruyor. hayatının sonlarına doğru da büyük bir kendine acıma hissi kaplıyor insanı. hiç kurtuluşu olmayan bir hayat böyle bitiyor, o küçük çocuğun kurduğu büyük
hayallerden eser bile kalmadan...
duyduğu anda insanı alıp çocukluğuna götüren eski hayallerini hatırlatan replik. vay be insan büyüdükçe kirleniyor kirlendikçe de hayal edemiyor cidden dedirtir insana
küçükken dünyayı kurtarmak istiyordum, şimdi sadece kendimi..
küçükken 18 yaşıma gelince herşey değişecek sanıyordum, gördüm ki hiçbirşey değişmiyormuş..
en büyük hayalim x-mendeki wolverine gibi olmak mutant yaratmaktı, şimdi bir moleküler biyolog olma yolunda ilerliyorum ama çoktan öğrendim bir mutant yaratmak o kadar kolay değilmiş..
küçükken küçük prense hak verirdim, gerçekten büyükler bizi anlamıyorlar..anneme kalebodurların altında uzay var, anne düşeriz sakın kaldırma dedim..bana garip garip bakıp güldü..
şimdiyse o anlamayan büyüklerden biriyim..
şimdi küçük kuzenimin sorduğu tüm sorulara mantıklı cevaplar aradığımı farkediyorum üzüntüyle..
hayaller, hedef olamadı..hayal olarak kaldı..ne kadar da uzak, hayallerimiz masumiyetimizi kaybedince mi küçülüyor.. yoksa savaşmaktan mı yoruluyoruz..
büyüdükçe adımlarım, nasırlaştıkça yüreğim, küçüldü anlam, cebime sığdı tüm şehirler...
şu sıralar babam ve oğlumu geçen akşam fox da izlemiş msn listemdeki hemen hemen herkesin kişisel iletisidir.baydı beni artık film çıkalı 5 sene oluyo nerdeyse yeni mi farkettniz o lafı demek geliyor içimden
hayalleri küçülmez! yok olur...
dünyası rutinlerden ibaretleşmeye başlar..
standar şeyler bir döngü halinde yaşanır..
belirli amaçlar için uğraş verilir..
insan büyüyünce dünyası küçülür! daralır kendine ait olan her şahsi amacın alanı ve alan daraldıkça hayaller fazlalık gelir ve yavaş yavaş yontulur! yani insan büyüdükçe vazgeçer hayallerinden!
vazgeçemeyenlerse gerçekten yaşayabilen şanslı insanlar...
isteklerin olanaklarla sınırlı olduğunu daha çok anlıyor insan.ve daha çok anlıyorsunuz abdi ipekçi parkından alınan pembe gözlüklerinizin etrafındaki sarı kaplamanın altın olamayacığını, oysa o zamanlarda her sarı renk sizin için değeri yüksek külçelerdi...ilk kez gördüğünüz sirkteki hokkabazın harakelerini hilesiz izlemiştiniz. ama şimdi gittiğiniz her sirkin hokkabazının yaptığı showlar da hile ararken buluyorsunuz kendinizi ,gözlerinizi..
küçükken leblebi tozu ve pamuk şekeri satan küçücük bir dükkan sahibinin cocuğu olmakken hayaliniz, şimdilerle üç beş kuruş vererek bu hayalinizi gerçekleştirebileceğiniz gerçeğini bilmeniz, küçültmez mi sizce en pembe çocukluk hayalini...
büyüdükçe küçülüyordu inasının en pembe beklentisi...sonra zamanla bakıyorsunuz ki..kimlik adınız..hayalsiz..
(nun, 16.08.2008 21:39 ~ 21:40)
eğer bi kıyas yapmak gerekirse erimiş gitmiş bir sabunun çaresizliği ve 4 kalıp1000er gr hacışakir sabunu ambalajında düşünebiliriz.
ve hacışakir sabunlar eriyip giderken pek farkedilmez ama kalmayıncaya kadar erimişse son bir çabayla onu kullanmaya çalışırsın lakin ellerinde durmaz kayar gider,köpürtmeye asla kafi gelmez.
insan büyüyünce tekrar küçülüp çocuk olmak istediğinden bu önermeyi doğru kabul edilebilir bir önermedir. ama küçülmek daha da büyük bir hayal gücünden dolayı daha büyük bir hayal dünyasına açılan bir kapı olduğundan ve bilerek imkansızı istediğinden bir nevi hayali daha da büyümüştür. değişik bir şeyler oldu orda ama anlamadım tam.
çocukluğun saflığından mıdır bilinmez, nedense o zamanlar her şey daha bir güzeldir. eskiyi yad eder insanoğlu...eski bayramlar, eski günler....yeniye ulaşmayı isteyen insanoğlu hep eskinin özlemini içinde taşır. nedendir bilinmez bu böyledir. halbuki aynı insanoğlu
değişmeyen tek şey değişimin kendisidir gibi özlü lafları da sayıklamıştır.
madem değişecek her şey, gün gelecek eskiyecek tüm yeniler neden bu özlem? imkanımız olsa hep eskiye dönmek isteriz, misket oynayan, dizleri yaralı, üstü inceden kirli, ayağında terlikle ortada gezinen o halimiz; şimdilerde olduğumuz halimizden hep daha çekici gelir.
en güzel aşklarımız eski aşklarımızdır, en güzel yemekler eskiden yediklerimizdir, zaten
biz büyüdük ve kirlendi dünya...inatla da kirletmeye devam ediyoruz...
ters orantının mantığını kavrayan abilerin ilk aklına gelen önerme...
güzel sorudur. insan büyüdükçe hayalleri gittikçe küçülmeye yüz tutar. hayatın ağırlığı, sorumluluklar, stres bizi düşünce sistemlerinin kalıplarına sıkıştırır. keza bir süre sonra herşeyin fazlaca üstümüze geldiğini düşünürüz. kimilerimiz hayal bile kurmayı gereksiz bulmaya başlar. vakit yoktur, hayat; halledilmesi gereken daha önemli işler için bizi beklemektedir. tüm yaratıcı beyinlerin, hala umut etmekten vazgeçmeyen, ve büyük hayaller kurabilecek kadar imkansızı isteyebilen çocukça bir cesaret taşıyan yürekleri olduğu düşünülürse ve bu insanların büyümeyen bir çocuk misali kaldıkları hesaba katılırsa, (ki gözlemlerseniz hepsi öyledir) hiç büyümemek, içinizde bir yerdeki o çocuğa hiç dokundurtturmadan, öylece saklamak, onu korumak belki de en mutsuz olduğumuz anlarda bize en umut veren ve motive eden şey olabilir. biz büyüyelim, bırakalım hayalleri içimizdeki çocuk kursun, alabildiğine sınırsız ve kuralsız... hiçbir kalıba sıkışmadan, özgürce...
(shiba, 02.09.2008 17:21 ~ 17:45)
ara sıra herkesin aklına gelebilecek bir soru cümlesidir. aslında biz o kafa yorduğumuz düşüncelerin hayal olduğunu farkettiğimiz gün başlar hayaller küçülmeye. bir gün konuşacağına inandığınız köpeğiniz konuşmadıkça, noel babanın gerçek olmadığını öğrenip gece onu beklemeyi bırakınca, olmayan ülkenin
* de gerçekten olmadığını anlayınca biz de içgüdüsel olarak küçültmeye başlarız hayallerimizi. her hayalin sadece hayal olduğunu kavramak bir çocuğun yaşayabileceği en büyük hayal kırıklığıysa eğer, içgüdüsel olarak o çocuğun kendini korumaya alması kadar doğal ne olabilir ki zaten? her büyük hayal beraberinde hayal kırıklığı getirdiğindendir hayallerimizi küçültmemiz, kendimizi kendimizden koruyabilmemiz için.
ağlatan, düşündüren kelimedir, repliktir... cevabı basittir ama yine de uzun uzun düşünmek gerekir....
ne güzel bir sorudur, net bir cevabı vardır, insanın içi elvermez cevap vermeye, çünkü çoktur daha hayaller, bitmemiştir, ya büyüdüğünü reddeder insan ya da hayallerinin küçülmesini seyreder ağlayarak.