kim demiş helali haramı bilmez hayyam
haram ile helali karıştırmam
ev sevgili!seninle içtiğim şarap helaldir
sensiz içtiğim su bile haram (yaklaşık böyle bir şeydi)
(bkz. ömer hayyam)
oğlanlardan ve alkolden vaktim arttıkça seni düşünüyorum türkiye,
inan doğru bu kere yanılsamam ve ruhumun yavşak zıpırlığı,
hiç değilse ayık dolaşamayacak kadar dürüstüm,
türkiye, tarkan öleli çok oldu, artık onu unut, bunadı kurt.
playboy'a annemin çıplak resimlerini satarak beyaz saray'a sırnaşmayı düşlüyorum spermi biraz fazla kaçırdığımda,
beş parasız paraladığım sokaklarında embesillerini ve taşak kalpli aydınlarının sidik yarışlarını görüp bol bol osuruyorum,
başbakanı dinlerken televizyon karşısında ekrana ekmek teknemi acmak
ya da esrar içmek, geğirmek en büyük mutluluk bana verdiğin,
otuz bir çekmediğim gecelerde düşler kuruyorum senin hakkında,
hür hülyalarımda sana zerre kadar yer vermiyorum ama, maalesef ayakta kalıyorsun,
sosyal demokrat idiotlarını, orospu tavukların uğrak yeri
sanat galerilerini, festival sarkaçlarını, ölüsevici kültürünün
uyanık tezgahtarlarını ve tezgahın altında neler döndüğünü
farkedecek kadar sosyalistim, hapsine düşmedim henüz, o yüzden
tam solcu sayılmam köle pazaro piyasanda, kıçına cop girdiği için
şair olanlardan da değilim; eli kulağındadır tımarhanelerinden
birinde tescilli manyak olmamın ve koynuna girmediğimden
dorukta sıçanların, o yüzden ibneliğim de test edilip onaylanmadı,
uyuşukluklarıyla iktidara peşkeş çekip, sonnetleriyle,
balladlarıyla köçekleşen, raconları kıyak geçme üzerine kurulu
mason-ulema tayfanı da tanırım, sen de bilirsin ki
havlayan it ısırmaz türkiye, bak, bizbizeyiz, çekinme,
şu azınlıkları ne zaman kesip kızartacağız, çok acıktım türkiye,
nazım'ını severim, buna kızabilirsin, ama bazı -ne demekse-
naif şairlerinin, devlet sanatçısı olmasına ve adının iktidar
şakşakcısı starlarla bir anılmasına dair çabalarına
izin verdiğinden, sana korkunç müteşekkirim, intiharımı
hızlandırıyorsun böylelikle, böylelikle artıyor kirim ve
seninle kirimiz, ne gam? iyi akşamlar. persil supra.
mustafa suphi, artık hamsi mi türkiye, dikkat et,
balıkları örgütlemesin,
allah'a inanmıyorum, osmanlıyım velhasıl, akın edip avrupa'ya,
toplayıp getiremesem de cillop gibi veletleri, n'apalım, burdaki
lumpen teenagerlarla idare ediyorum,
türkiye, ayıptır sorması ne zaman akıllanacağız;
türkiye, kıbrıs'ın yakasını ne zaman bırakacağız ve
ne zaman yaraşır olacağız binlerce devrim şehidimize,
türkiye, hiç terbiye edinemedim, yeteneğim bu kadar;
çük kadarken okudum sabahattin ali'yi, kafka'yı,
dostoyevski'yi, london'ı; kapital'e başlayışım babamla
aramızda çıkan küçük bir harçlık sorununa dayanır,
iq'larımızın düşük olduğunu sanmıyorum, peki bir eşek şakası mı bu;
köy enstitüleri, halk eğitimler, halkevleri ne ayak;
behice boran iyi ki unutuldu, iyi oldu, eline sağlik türkiye,
haşbelkader bir önerim var: cia, eurovision'u kazanmamızı,
aet'na girmemizi sağlayamaz mı acaba, şüphesiz, eh benimki de
salaklık, haklısin türkiye,
ben sex shop'ların, komünist partinin, müslüman demokrat
partinin, çeşit çeşit gay barların açılmasını, askerliğin
kaldırılmasını istiyorum türkiye;
bu topraklarda nobel, oscar, lsd, özgürlük ve şık anıtları
görmek istiyorum: kişi başına düşen milli gelirden bana ait payı
iade ediyorum bütün bu harcamalar adına sana; hapishaneler,
hayvanat bahçeleri, kamplar, tımarhaneler boşaltılsın derhal;
ben bütün kentlerinde barışla, erdemle, insanlık haklarımla
keyiften gebere gebere, ıslık çalarak dolaşan bir seyyah olmak istiyorum;
mandela kötü adam, döv onu türkiye,
uzak asya'dan gelip akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket..
sizin! "afiyet olsun efendiler" demekten bıktım, bıktık,
anlıyor musun, orada mısın türkiye,
ama yine de memnun olmuyorsan bu tavırdan ve kızıyorsan ve
sinirleniyorsan, olsun, biz yine geliriz; yine yazar, söyleriz;
ölürüz; biz yine gideriz; sen rahatını bozma o zaman, güzel bir çocuk
gibi bu şık dünya yatağında, böyle masum, böyle mazlum uyu türkiye.
(bkz: küçük iskender)
"beni sevmene asla izin vermeyeceğim"
diye yazmıştın kapımdaki not defterime;
kendi kapımı çalmak zorunda kalmıştım
içerde olmadığımı bile bile!
.................
hatırla sevgilim,mutlaka sen de hatırla
o kadar çok kovaladık ki hayat içerisinde
kendi kendimizi,
mecali kalmadı başka hayatları yakalamaya!
"beni sevmene asla izin vermeyeceğim"
diye yazmıştın kapımdaki not defterine;
bende eklemiştim altına:
"aşkı dövmek lazım kalbe terbiyesizlik ettiğinde!..
"dağ başında bir avcı kulübesi
yerde diz boyu kar
ocakta ateş
dışarıda rüzgar
hadi gel
önce sevişmeliyiz uzun uzun
yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız
bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp
birer birer öpmeliyim
ve sımsıkı sarılmalıyım sana
böylece ölmeliyiz
aradan yıllar geçip
bizi buldukları zaman
etlerimiz çürümüş olsa da
kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden
hadi gel
nefes almak hğner değil
seninle ölmek istiyorum..."
seni düşünmek güzel şey, ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey.
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum.
(bkz: nazım hikmet)
o mavi gözlü bir devdi.
minnacık bir kadın sevdi.
kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
bir dev gibi seviyordu dev.
ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
o mavi gözlü bir devdi.
minnacık bir kadın sevdi.
mini minnacıktı kadın.
rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..
gözlerim gözlerine değince
felaketim olurdu, ağlardım
beni sevmiyordun, bilirdim
bir sevdiğin vardı, duyardım
çöp gibi bir oğlan, ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu, ağlardım
ne vakit maçka’dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
sessizce bir cigara yakardın
parmaklarının ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin, bakardın
üşürdüm, içim ürperirdi
felaketim olurdu, ağlardım
akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu, ağlardım...
(bkz: attila ilhan)
bu bir ikinin hikayesidir
iki ayrı bire ayrılan
yek vücut olmak ki tek gayesidir
olmamış olmayacak olan…
ve zil son kere çaldı
düpedüz ayrıldık
düşündüğüm en son andı güpegündüz
güpegündüz ayrıldık
bu kere tersine kuşlar doğuya
düpedüz yalpalayarak başlarken göç uçuşuna
ne pasteli suluboya renkleri hayatın
ve kayarken koyuya güpegündüz,
her parça giderken bütüne,
güpegündüz ayrıldık...
çoklarından düşüyor da bunca
görmüyor gelip geçenler
eğilip alıyorum
solgun bir gül oluyor dokununca.
ya büyük şehirlerin birinde
geziniyor kalabalık duraklarda
ya yurdun uzak bir yerinde
kahve, otel köşesinde
nereye gitse bu akşam vakti
ellerini ceplerine sokuyor
sigaralar, kâğıtlar
arasından kayıyor usulca
eğilip alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.
ya da yalnız bir kızın
sildiği dudak boyasında
eşiğinde yine yorgun gecenin
başını yastıklara koyunca.
kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
en çok güz ayları ve yağmur yağınca
alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
uzanıp alıyorum kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.
ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
akşamlara gerili ağlara takılıyor
yaralı hayvanlar gibi soluyor
bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
yollar, ya da anılar boyunca.
alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
solgun bir gül oluyor dokununca.
felluce'yim ben... yıkık, harap, mağrur ve asi...
medeniyet denilen arsız yalanın tekzibi...
işgale uğradım, yağmalandım, kana bulandım.
evlatlarım ceset ceset yatar caddelerimde...
...dünyanın gözleri önünde...
sofrasında yer aradığınız bir ziyafetin zor lokmasıyım.
barbarların istilası karşısında şark'ın nefs - i müdafaasıyım.
bayramdı.
çatışma vardı.
cuma sabahı camide vuruldum.
yerde can çekişirken bulundum.
yaradan'ın evinde, yok - eden vardı o gün...
aradıklarını söyledikleri kitle - sel imha silahlarıyla geldiler.
kafama nişan alıp, beynimi deldiler.
dağıldı kafam, parçalandı yüzüm.
kızıla kesti dayandığım duvar;
kendi kanıma gömüldüm.
tanırsınız beni...
vietnam'da beynine kurşun sıkılan da bendim;
filistin'de taşlarla kolu bacağı kırılan da...
izmir'de ilk kurşunu atan da...
hepsinde suçum aynıydı:
işgalciye karşı ülkemi savunuyordum.
ve kanlar içinde yattığım yerden dünyaya, unuttuğu bir yemini, "isyan"ı
hatırlatıyordum.
fakat ne mümkün!
katilim, benden çok önce dağıtmış dünyanın beynini...
kara bir perde inmiş ademoğullarının gözüne...
görmüyor, duymuyor, ses vermiyor.
susuyor riyakarca...
aslan tarafından parçalanan avın artığına göz dikmiş sırtlanların iştahıyla...
...susuyor, katliama ortak olma pahasına...
şimdi yalanlar söyleyecekler sana...
"özgürlük götürdük, onun için öldürdük" diyecekler.
bir tek yüzüm var, bunun karşısına koyabilecek.
bu darmadağın, bu delik deşik, bu kanlı yüz, feneri olsun kör gözlerinizin...
felluce adını, zulmün defterine yazın.
ve asla unutmayın.
dönerim bir gün; mazlumun ahı gibi çıkar gelirim.
isyanlarla, sandıklarla... olmazsa, belime sarılmış bombalar, cephane yüklü
kamyonlarla...
"terörist" diye işitirsiniz manşetlerde adımı yine; büyüğüne tapar, küçüğünü lanetlersiniz.
suçlunun savcı, mazlumun sanık olduğu bu sefil mahkemede, adım adım faşizme gidersiniz.
ödersiniz bedelini sükutunuzun...
bir gün pişman olursunuz.
işte o gün hatırlayın beni:
ben, felluce'yim.21. asrın kabristanı, insanlığın son kalesiyim
can dündar
dün güzel bir kadın geçti
kabrimin yakınlarından..
doyasıya seyrettim gün hazinesi bacaklarını
gecemi altüst eden..
belki inanmayacaksınız ama
kalkıp verecek oldum düşürünce mendilini
filistinli küçük bir kızın şiiri vardı ya hani israil güçleri annesini babasını öldürmüş kendisi de sokakta oyun oynarken tepeden inen israil füzesi yüzünden sakat kalmıştı.. işte o şiirdir.
o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer...
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer...
çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer...
düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer...
rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer...
uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer...
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer...
ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...
sen gittikten sonra yalnız kalacağım
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?
evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer...
sen bana bakma emi
ben hergün böyle değilim ha
haftada birdir bu avanaklığım
ve bakışlarımdaki bulanıklık
sensiz oldukça..
ıslak asfalttan faytonlar geçer ard-arda
faytonlarda kadınlar.
aklımdan vapur düdükleri geçer
sen geçersin
kurbağa bakışların..
ve hep dokunur bana bu nal sesleri
sen bana bakma emi.
alanda bir saat vardır, bilmezsin
ben ona iş olsun diye bakarım.
senin saatin yok
benim var.
senin bileklerin ince
benimkiler kalın.
ufacık ellerini okşarım, ufacık ellerini
sen bana bakma emi...
bir düşün gazeteci çocukların bağırışlarını
yaşamanın beş kuruşluğuna akıl erdir.
sonra bir kadın sokulur yanıma
kucağında bir çocuk
gözbebeklerinde ben.
kadının elleri utangaç
dilenciler ağlatır beni
sen bana bakma emi..
her hafta eve varırım sık-nefes
mektup var mı derim benim kızdan, selam var mı?
o yok, bu yok hadi
sen niye yok olmadın daha?
ya ürkekliğin
ya sıkılganlığın neden hala hatırımda? .
kızarım, geçmişine okurum
ya da geleceğine.
tutar bir de düşünürüm evliliğimi
sen bana bakma emi..
bir meyhaneye giderim sonra
mesela havana’ya.
bir marmara isterim, bir votka
babam yaşındaki adamlardan cigaramı yakarım
senin adresini yakarım, bendeki varlığını..
erkeğin biri anırır pikaptan
«kadına kanma» şarkısını.
şarkının plağı
plak param-parça avucumda
ne kitabı kalır, ne dini
sen bana bakma emi..
haa unuttum, bu şehir bursa
bursa demek; yeşil demek, su demek.
tekmil kadınlar sana benzer bu şehirde
tekmil kızlar.
ben seni bilmem oysa
gözlerin ya yeşil
ya siyah
ya mavi
sen bana bakma emi..
camilerden ezan sesi gelir beş vakit
allah’ımı, anamı hatırlarım.
bildiğim dualardan okurum sonra
ardından amin ederim:
seni isterim
amin.
benden gebeliğini
amin.
ama yalnız ben çekerim amini
sen bana bakma emi..
şey..
sen bana bakma emi
ben her gün böyle değilim ha
haftada birdir bu avanaklığım
ve bakışlarımdaki bulanıklık