insanı derinden etkileyen şiirler 

 sayfa  / 8
adana çık aradan

  1. tabi ki @174034
    (diskonnektus erektus, 16.08.2004 19:46)


  2. kim demiş helali haramı bilmez hayyam
    haram ile helali karıştırmam
    ev sevgili!seninle içtiğim şarap helaldir
    sensiz içtiğim su bile haram (yaklaşık böyle bir şeydi)
    (bkz. ömer hayyam)
    (offfffbea, 16.08.2004 23:17)
  3. (bkz: mona rosa)
    (bkz: maxjackal)
    (palantir, 16.08.2005 11:07)
  4. oğlanlardan ve alkolden vaktim arttıkça seni düşünüyorum türkiye,
    inan doğru bu kere yanılsamam ve ruhumun yavşak zıpırlığı,
    hiç değilse ayık dolaşamayacak kadar dürüstüm,
    türkiye, tarkan öleli çok oldu, artık onu unut, bunadı kurt.
    playboy'a annemin çıplak resimlerini satarak beyaz saray'a sırnaşmayı düşlüyorum spermi biraz fazla kaçırdığımda,
    beş parasız paraladığım sokaklarında embesillerini ve taşak kalpli aydınlarının sidik yarışlarını görüp bol bol osuruyorum,
    başbakanı dinlerken televizyon karşısında ekrana ekmek teknemi acmak
    ya da esrar içmek, geğirmek en büyük mutluluk bana verdiğin,
    otuz bir çekmediğim gecelerde düşler kuruyorum senin hakkında,
    hür hülyalarımda sana zerre kadar yer vermiyorum ama, maalesef ayakta kalıyorsun,
    sosyal demokrat idiotlarını, orospu tavukların uğrak yeri
    sanat galerilerini, festival sarkaçlarını, ölüsevici kültürünün
    uyanık tezgahtarlarını ve tezgahın altında neler döndüğünü
    farkedecek kadar sosyalistim, hapsine düşmedim henüz, o yüzden
    tam solcu sayılmam köle pazaro piyasanda, kıçına cop girdiği için
    şair olanlardan da değilim; eli kulağındadır tımarhanelerinden
    birinde tescilli manyak olmamın ve koynuna girmediğimden
    dorukta sıçanların, o yüzden ibneliğim de test edilip onaylanmadı,
    uyuşukluklarıyla iktidara peşkeş çekip, sonnetleriyle,
    balladlarıyla köçekleşen, raconları kıyak geçme üzerine kurulu
    mason-ulema tayfanı da tanırım, sen de bilirsin ki
    havlayan it ısırmaz türkiye, bak, bizbizeyiz, çekinme,
    şu azınlıkları ne zaman kesip kızartacağız, çok acıktım türkiye,
    nazım'ını severim, buna kızabilirsin, ama bazı -ne demekse-
    naif şairlerinin, devlet sanatçısı olmasına ve adının iktidar
    şakşakcısı starlarla bir anılmasına dair çabalarına
    izin verdiğinden, sana korkunç müteşekkirim, intiharımı
    hızlandırıyorsun böylelikle, böylelikle artıyor kirim ve
    seninle kirimiz, ne gam? iyi akşamlar. persil supra.
    mustafa suphi, artık hamsi mi türkiye, dikkat et,
    balıkları örgütlemesin,
    allah'a inanmıyorum, osmanlıyım velhasıl, akın edip avrupa'ya,
    toplayıp getiremesem de cillop gibi veletleri, n'apalım, burdaki
    lumpen teenagerlarla idare ediyorum,
    türkiye, ayıptır sorması ne zaman akıllanacağız;
    türkiye, kıbrıs'ın yakasını ne zaman bırakacağız ve
    ne zaman yaraşır olacağız binlerce devrim şehidimize,
    türkiye, hiç terbiye edinemedim, yeteneğim bu kadar;
    çük kadarken okudum sabahattin ali'yi, kafka'yı,
    dostoyevski'yi, london'ı; kapital'e başlayışım babamla
    aramızda çıkan küçük bir harçlık sorununa dayanır,
    iq'larımızın düşük olduğunu sanmıyorum, peki bir eşek şakası mı bu;
    köy enstitüleri, halk eğitimler, halkevleri ne ayak;
    behice boran iyi ki unutuldu, iyi oldu, eline sağlik türkiye,
    haşbelkader bir önerim var: cia, eurovision'u kazanmamızı,
    aet'na girmemizi sağlayamaz mı acaba, şüphesiz, eh benimki de
    salaklık, haklısin türkiye,
    ben sex shop'ların, komünist partinin, müslüman demokrat
    partinin, çeşit çeşit gay barların açılmasını, askerliğin
    kaldırılmasını istiyorum türkiye;
    bu topraklarda nobel, oscar, lsd, özgürlük ve şık anıtları
    görmek istiyorum: kişi başına düşen milli gelirden bana ait payı
    iade ediyorum bütün bu harcamalar adına sana; hapishaneler,
    hayvanat bahçeleri, kamplar, tımarhaneler boşaltılsın derhal;
    ben bütün kentlerinde barışla, erdemle, insanlık haklarımla
    keyiften gebere gebere, ıslık çalarak dolaşan bir seyyah olmak istiyorum;
    mandela kötü adam, döv onu türkiye,
    uzak asya'dan gelip akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket..
    sizin! "afiyet olsun efendiler" demekten bıktım, bıktık,
    anlıyor musun, orada mısın türkiye,
    ama yine de memnun olmuyorsan bu tavırdan ve kızıyorsan ve
    sinirleniyorsan, olsun, biz yine geliriz; yine yazar, söyleriz;
    ölürüz; biz yine gideriz; sen rahatını bozma o zaman, güzel bir çocuk
    gibi bu şık dünya yatağında, böyle masum, böyle mazlum uyu türkiye.
    (bkz: küçük iskender)
    (satanist travesti, 01.12.2005 16:07)
  5. herhangi bir tanpınar şiiri.
    (marooned, 01.12.2005 16:43)
  6. küçük iskender'in çin lokantası şiirinden :

    "beni sevmene asla izin vermeyeceğim"
    diye yazmıştın kapımdaki not defterime;
    kendi kapımı çalmak zorunda kalmıştım
    içerde olmadığımı bile bile!
    .................
    hatırla sevgilim,mutlaka sen de hatırla
    o kadar çok kovaladık ki hayat içerisinde
    kendi kendimizi,
    mecali kalmadı başka hayatları yakalamaya!

    "beni sevmene asla izin vermeyeceğim"
    diye yazmıştın kapımdaki not defterine;
    bende eklemiştim altına:

    "aşkı dövmek lazım kalbe terbiyesizlik ettiğinde!..
    (kurufasulyepilav, 01.12.2005 18:30 ~ 18:54)
  7. ü.yaşar oğuzcan'dan...

    "dağ başında bir avcı kulübesi
    yerde diz boyu kar
    ocakta ateş
    dışarıda rüzgar
    hadi gel
    önce sevişmeliyiz uzun uzun
    yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız
    bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp
    birer birer öpmeliyim
    ve sımsıkı sarılmalıyım sana
    böylece ölmeliyiz
    aradan yıllar geçip
    bizi buldukları zaman
    etlerimiz çürümüş olsa da
    kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden
    hadi gel
    nefes almak hğner değil
    seninle ölmek istiyorum..."
    (pırtike, 01.12.2005 19:14)
  8. (bkz: omayra)
    (selenge, 18.06.2006 23:07)
  9. seni düşünmek güzel şey, ümitli şey
    dünyanın en güzel sesinden
    en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey.
    fakat artık ümit yetmiyor bana
    ben artık şarkı dinlemek değil
    şarkı söylemek istiyorum.
    (bkz: nazım hikmet)
    (dreams2, 19.06.2006 00:06)
  10. kız çocuğu
    kapıları çalan benim
    kapıları birer birer.
    gözünüze görünemem
    göze görünmez ölüler.

    hiroşima'da öleli
    oluyor bir on yıl kadar.
    yedi yaşında bir kızım,
    büyümez ölü çocuklar.

    saçlarım tutuştu önce,
    gözlerim yandı kavruldu.
    bir avuç kül oluverdim,
    külüm havaya savruldu.

    benim sizden kendim için
    hiçbir şey istediğim yok.
    şeker bile yiyemez ki
    kâat gibi yanan çocuk.

    çalıyorum kapınızı,
    teyze, amca, bir imza ver.
    çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler.

    (bkz: nazım hikmet)
    (how to use a life jacket, 19.06.2006 00:30)
  11. mavi gözlü dev, minnacık kadın ve hanımelleri

    o mavi gözlü bir devdi.
    minnacık bir kadın sevdi.
    kadının hayali minnacık bir evdi,
    bahçesinde ebruliii
    hanımeli
    açan bir ev.

    bir dev gibi seviyordu dev.
    ve elleri öyle büyük işler için
    hazırlanmıştı ki devin,
    yapamazdı yapısını,
    çalamazdı kapısını
    bahçesinde ebruliiii
    hanımeli
    açan evin.

    o mavi gözlü bir devdi.
    minnacık bir kadın sevdi.
    mini minnacıktı kadın.
    rahata acıktı kadın
    yoruldu devin büyük yolunda.
    ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
    girdi zengin bir cücenin kolunda
    bahçesinde ebruliiii
    hanımeli
    açan eve.

    şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
    dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
    bahçesinde ebruliiiii
    hanımeli
    açan ev..
    (how to use a life jacket, 19.06.2006 00:38)
  12. gözlerim gözlerine değince
    felaketim olurdu, ağlardım
    beni sevmiyordun, bilirdim
    bir sevdiğin vardı, duyardım
    çöp gibi bir oğlan, ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felaketim olurdu, ağlardım
    ne vakit maçka’dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    sessizce bir cigara yakardın
    parmaklarının ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin, bakardın
    üşürdüm, içim ürperirdi
    felaketim olurdu, ağlardım
    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felaketim olurdu, ağlardım...
    (bkz: attila ilhan)
    (dreams2, 19.06.2006 00:40)
  13. veda

    hani o, bırakıp giderken seni;
    bu öksüz tavrını takmayacaktın?
    alnına koyarken veda buseni,
    yüzüme bu türlü bakmayacaktın?

    hani ey gözlerim, bu son vedada,
    yolunu kaybeden yolcunun dağda,
    birini çağırmak için imdada,
    yaktığı ateşi yakmayacaktın?

    gelse de en acı sözler dilime,
    uçacak sanırdım birkaç kelime…
    bir alev halinde düştün elime,
    hani ey gözyaşım, akmayacaktın?

    (bkz: orhan seyfi orhon)
    (dreams2, 19.06.2006 00:41 ~ 00:41)
  14. (bkz: @20895)
    (haşmet asilkan, 19.06.2006 01:04)
  15. bu bir ikinin hikayesidir
    iki ayrı bire ayrılan
    yek vücut olmak ki tek gayesidir
    olmamış olmayacak olan…

    ve zil son kere çaldı
    düpedüz ayrıldık
    düşündüğüm en son andı güpegündüz
    güpegündüz ayrıldık

    bu kere tersine kuşlar doğuya
    düpedüz yalpalayarak başlarken göç uçuşuna
    ne pasteli suluboya renkleri hayatın
    ve kayarken koyuya güpegündüz,
    her parça giderken bütüne,
    güpegündüz ayrıldık...

    yaşar günaçgün
    (mualla, 19.06.2006 01:05)
  16. (bkz: @361886)
    (cosi e cosi, 19.06.2006 01:17)
  17. solgun bir gül oluyor dokununca





    çoklarından düşüyor da bunca
    görmüyor gelip geçenler

    eğilip alıyorum
    solgun bir gül oluyor dokununca.

    ya büyük şehirlerin birinde
    geziniyor kalabalık duraklarda
    ya yurdun uzak bir yerinde
    kahve, otel köşesinde
    nereye gitse bu akşam vakti
    ellerini ceplerine sokuyor
    sigaralar, kâğıtlar
    arasından kayıyor usulca

    eğilip alıyorum, kimse olmuyor
    solgun bir gül oluyor dokununca.

    ya da yalnız bir kızın
    sildiği dudak boyasında
    eşiğinde yine yorgun gecenin
    başını yastıklara koyunca.
    kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
    en çok güz ayları ve yağmur yağınca
    alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.

    uzanıp alıyorum kimse olmuyor
    solgun bir gül oluyor dokununca.

    ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
    akşamlara gerili ağlara takılıyor
    yaralı hayvanlar gibi soluyor
    bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
    yollar, ya da anılar boyunca.
    alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece

    kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
    solgun bir gül oluyor dokununca.






    behçet necatigil
    (kahnesty, 19.06.2006 01:51 ~ 01:52)
  18. felluce'yim ben... yıkık, harap, mağrur ve asi...
    medeniyet denilen arsız yalanın tekzibi...
    işgale uğradım, yağmalandım, kana bulandım.
    evlatlarım ceset ceset yatar caddelerimde...
    ...dünyanın gözleri önünde...
    sofrasında yer aradığınız bir ziyafetin zor lokmasıyım.
    barbarların istilası karşısında şark'ın nefs - i müdafaasıyım.
    bayramdı.
    çatışma vardı.
    cuma sabahı camide vuruldum.
    yerde can çekişirken bulundum.
    yaradan'ın evinde, yok - eden vardı o gün...
    aradıklarını söyledikleri kitle - sel imha silahlarıyla geldiler.
    kafama nişan alıp, beynimi deldiler.
    dağıldı kafam, parçalandı yüzüm.
    kızıla kesti dayandığım duvar;
    kendi kanıma gömüldüm.
    tanırsınız beni...
    vietnam'da beynine kurşun sıkılan da bendim;
    filistin'de taşlarla kolu bacağı kırılan da...
    izmir'de ilk kurşunu atan da...
    hepsinde suçum aynıydı:
    işgalciye karşı ülkemi savunuyordum.
    ve kanlar içinde yattığım yerden dünyaya, unuttuğu bir yemini, "isyan"ı
    hatırlatıyordum.
    fakat ne mümkün!
    katilim, benden çok önce dağıtmış dünyanın beynini...
    kara bir perde inmiş ademoğullarının gözüne...
    görmüyor, duymuyor, ses vermiyor.
    susuyor riyakarca...
    aslan tarafından parçalanan avın artığına göz dikmiş sırtlanların iştahıyla...
    ...susuyor, katliama ortak olma pahasına...
    şimdi yalanlar söyleyecekler sana...
    "özgürlük götürdük, onun için öldürdük" diyecekler.
    bir tek yüzüm var, bunun karşısına koyabilecek.
    bu darmadağın, bu delik deşik, bu kanlı yüz, feneri olsun kör gözlerinizin...
    felluce adını, zulmün defterine yazın.
    ve asla unutmayın.
    dönerim bir gün; mazlumun ahı gibi çıkar gelirim.
    isyanlarla, sandıklarla... olmazsa, belime sarılmış bombalar, cephane yüklü
    kamyonlarla...
    "terörist" diye işitirsiniz manşetlerde adımı yine; büyüğüne tapar, küçüğünü lanetlersiniz.
    suçlunun savcı, mazlumun sanık olduğu bu sefil mahkemede, adım adım faşizme gidersiniz.
    ödersiniz bedelini sükutunuzun...
    bir gün pişman olursunuz.
    işte o gün hatırlayın beni:
    ben, felluce'yim.21. asrın kabristanı, insanlığın son kalesiyim
    can dündar
    (siyahi sevdik cünkü o güclüydü, 21.06.2006 13:24)
  19. dün güzel bir kadın geçti
    kabrimin yakınlarından..
    doyasıya seyrettim gün hazinesi bacaklarını
    gecemi altüst eden..
    belki inanmayacaksınız ama
    kalkıp verecek oldum düşürünce mendilini

    öldüğümü unutmuşum....


    (bkz: cahit sıtkı tarancı)
    (juda, 30.06.2006 11:39 ~ 11:39)
  20. (bkz: no last troy)
    (excalibur, 30.06.2006 11:50)
  21. (bkz: ben ruhi bey nasılım)
    (missi34, 30.06.2006 12:49)
  22. (bkz: @854363)
    (neverlander, 30.06.2006 15:28)
  23. filistinli küçük bir kızın şiiri vardı ya hani israil güçleri annesini babasını öldürmüş kendisi de sokakta oyun oynarken tepeden inen israil füzesi yüzünden sakat kalmıştı.. işte o şiirdir.
    (juda, 30.06.2006 15:29)
  24. o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
    arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
    utanılacak bir şey değildir ağlamak,
    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer...
    belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
    öylesine derince bakmasalardı eğer...
    çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
    kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer...
    düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
    meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer...
    rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer...
    uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer...
    gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer...
    ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
    kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...

    sen gittikten sonra yalnız kalacağım
    yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?

    evet sevgili,
    kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
    kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer...

    (bkz: eğer)
    (bkz: can yücel)
    (vera, 30.06.2006 15:50 ~ 15:52)
  25. avanak


    sen bana bakma emi
    ben hergün böyle değilim ha
    haftada birdir bu avanaklığım
    ve bakışlarımdaki bulanıklık
    sensiz oldukça..

    ıslak asfalttan faytonlar geçer ard-arda
    faytonlarda kadınlar.
    aklımdan vapur düdükleri geçer
    sen geçersin
    kurbağa bakışların..
    ve hep dokunur bana bu nal sesleri
    sen bana bakma emi.

    alanda bir saat vardır, bilmezsin
    ben ona iş olsun diye bakarım.
    senin saatin yok
    benim var.
    senin bileklerin ince
    benimkiler kalın.
    ufacık ellerini okşarım, ufacık ellerini
    sen bana bakma emi...

    bir düşün gazeteci çocukların bağırışlarını
    yaşamanın beş kuruşluğuna akıl erdir.
    sonra bir kadın sokulur yanıma
    kucağında bir çocuk
    gözbebeklerinde ben.
    kadının elleri utangaç
    dilenciler ağlatır beni
    sen bana bakma emi..

    her hafta eve varırım sık-nefes
    mektup var mı derim benim kızdan, selam var mı?
    o yok, bu yok hadi
    sen niye yok olmadın daha?
    ya ürkekliğin
    ya sıkılganlığın neden hala hatırımda? .
    kızarım, geçmişine okurum
    ya da geleceğine.

    tutar bir de düşünürüm evliliğimi
    sen bana bakma emi..

    bir meyhaneye giderim sonra
    mesela havana’ya.
    bir marmara isterim, bir votka
    babam yaşındaki adamlardan cigaramı yakarım
    senin adresini yakarım, bendeki varlığını..
    erkeğin biri anırır pikaptan
    «kadına kanma» şarkısını.
    şarkının plağı
    plak param-parça avucumda
    ne kitabı kalır, ne dini
    sen bana bakma emi..

    haa unuttum, bu şehir bursa
    bursa demek; yeşil demek, su demek.
    tekmil kadınlar sana benzer bu şehirde
    tekmil kızlar.
    ben seni bilmem oysa
    gözlerin ya yeşil
    ya siyah
    ya mavi
    sen bana bakma emi..

    camilerden ezan sesi gelir beş vakit
    allah’ımı, anamı hatırlarım.
    bildiğim dualardan okurum sonra
    ardından amin ederim:
    seni isterim
    amin.
    benden gebeliğini
    amin.
    ama yalnız ben çekerim amini
    sen bana bakma emi..

    şey..
    sen bana bakma emi
    ben her gün böyle değilim ha
    haftada birdir bu avanaklığım
    ve bakışlarımdaki bulanıklık

    sensiz oldukça..
    erdoğan çokduru
    (dreams2, 30.08.2006 01:25 ~ 01:25)
 sayfa  / 8