çok uzun zamandan beri görmediğiniz birini görmek ummadığınız birşeyin gerçekleşmesi, yeni doğmuş bir bebeği kucaklamak, sevdiğiniz birisiyle aynı anda aynı şeyi düşündüğünüzü öğrenmek, yolda giderken uzun zamandan beri dinlemediğiniz bir şarkıyı duymak,kışın yalınayak gezen bir çocuk görmek, geçmişi düşünmek, geleceği düşünmek. işte bunların hepsi insanın bi garip olduğu anlar.
mutlak ölümden dönüldüğünün anlaşılması üzerine geçen bir dakika...
ya hayatın anlamını ya da anlamsızlığını hatırlatır insana.
tesadüflere ve kadere inancın doruk noktasına ulaştığı anlardır
aşık olduğu insanın, sevdiğinin olduğunu öğrendiği andır.
aşık lakin.. öyle günü birlik vs..sevgiler değil.. aşık.
ve akabinde bütün şarkıların ademoğluna koymasıyla devam eder gariplik dürtüleri..
aslında çokça gördüğünüz birinin suratına uzun süre bakınca yeni gördüğünüz bir yüzmüş izlenimi bıraktığı andır. tam tersi olarak yeni tanıştığınız birini de yıllardır tanıyormuş gibi olduğunuz anın garipliği ise biraz daha hafiftir.
yolda yürürken bir an için nerde olduğunuzu bilmediğiniz ya da oraya nasıl geldiğinizi hatırlamadığınız anlar. saatlerdir beraber olduğunuz kızın kim olduğunu, nerden tanıştığınızı hatırlamayışınız.. önünüzden sürünerek ve tabii ki dilenerek geçen yaşlı bir kadın. okul denen ilim irfan yuvasının ve hatta hayatın bir kerhaneden ibaret olduğunu anladığınız, kurdelanızı kesenlerin olduğu o an... anlar..
hayatı sorgulamaya başladığı zaman insanda garipleşme belirtileri görülür.öyle ki "biz niye yaşıyoruz?amacımız ne?tek olay cennet-cehennemden mi ibaret?eğer allah var ise niçin insanlar bush öküzünün eziyetine maruz kalıyor?nasıl bir dünyada yaşıyoruz?..." şeklinde süregiden sorular silsilesi boyunca da bu gariplik devam eder.
patlayıcı uzmanı meksikalı bir cücenin tecavüzüne uğrarken, eski sevgilinizin anneniz olduğunu öğrendiğiniz an. sonrasında aslında bir ütü masası olduğunuzu idrak etmeniz ve üstünüze nükleer başlıklı bir füzenin düşmesi
konuşmasına daha önce şahit olmadığınız bir zencinin türkçeyi mükemmel konuştuğunu anladığınız an. gerçeklik hissinin ayaklarınızın altından bir halı gibi kayıp gittiği andır.
saniye farkıyla ölümden döndüğünüz ve önünüzde sizin yerinize bir başkasının öldüğü andır.ölüme ne kadar yakın olduğunuzu anladığınız an garip bir hisle dolar içiniz...
bugün otobüs 5 dakika bekledi nişantaşında bir yerlerde.beklerken kaldırımda 2 yaşlı amca gördüm.biri ayakkabı boyacısı, diğeri papatya satıcısıydı. ayakkabı boyacısı amca kendisine küçük bi köşe bulmuş.sırtını soğuktan koruyacak bir duvar ve arada bir su isteyebileceği bir apartman... küçük bir taburesi vardı.yıpranmış,yıprandıkça yeni bir bez parçası yamamış üzerine.küçük bir boyacı sandığı,kirli elleri ve küçücük bir dünyası vardı belki... yere serdiği çuvalın üzeine kurmuştu dünyasını.o küçük sandık onun ekmek teknesiydi.yüzü gülüyordu bu soğuğa rağmen, belki de "iyiki sandığım var" diyordu gülümserken içinden...ellerinde bir dolu poşetle mağazalardan çıkıp giden insanlara bakıyordu.belki biri, sadece biri boyatmak isterdi ayakkabısını kim bilir... sonra apartmanın görevlisi çıktı kapıya.ona işaret etti.hızlı olmaya çalışarak koşup bardağını aldı küçük dünyasından.götürüp ona verdi...yüzü daha da gülüyordu artık.belli ki bir yudum suya muhtaçtı... sonra yanındaki papatya satıcısına ilişti gözüm.o da aynı yaşlarda (70-80 arası) ufak tefek bir amcaydı.eski bebek arabalarına benzer büyük tekerlekli bir arabada buket buket bembeyaz papatyalar öylesine güzel görünüyordu ki... otobüste olmasaydım belki de alırdım... onun da yüzünde alttan alttan bi gülümseyiş vardı ve papatyalarına bakıyordu.belki de "ne kadar güzeller.niye kimse almıyor ki?" diyordu kim bilir... otobüs hareket ettiğinde aklım hala o iki yaşlı amcadaydı.sanırım yarın onları görürsem, orada inip önce ayakkabımı boyatıp,ardından bir buket papatya alacağım...sadece yüreklerindeki mutluluk pırıltısını paylaşabilmek için...
en yakın arkadaşınızın üstelik kendi sevgiliside yanındayken göz göre göre sizin sevgilinize asıldığı anda bunlara bir örnek olabilir.hatta bu an garip olmaktan ziyade kusulası da bir an olarak hafızanıza kazınır.
o kadar çok ki...
10 dakika geçiktiğinizden dolayı, bombalı saldırıya maruz kalan ingiliz konsolosluğu sokağında can vermekten yırttığın zaman mıdır,
istediğiniz bir şeyi elde edip, aslında istediği şeyin o olmadığını anladığın zaman mı,
yağmur yağıp, ıslak toprak kokusu iliklerine dolunca hüzünlenip/neşelendiğin zaman mı,
yıllardır aradığınızın kelebek misali avucunuza konduğu zaman mı,
herşey ne kadar garip deyip, her zaman mı bunu yaşamak mı... hepsi..
hani böyle baya bi hızlı giderken aniden yol alçalır,, on-onbeş metreliğine yokuş aşşağı gider araba,, genelde böyle alt geçitlerde falan olur.. insanın en garip olduğu andır..