kandaki şeker miktarını belli bir seviyede tutmak için pankreas tarafından salgılanan iki hormondan biridir. diğeri için (bkz:
glukagon).
sindirim sistemimiz yemeklerden hemen sonra yediklerimizi parça parça eder ve hücrelerin kullanabileceği bir şekle sokar. bu şekle biz şeker veya glukoz diyoruz. parçalama işlemi bağırsaklarda sona erdikten sonra, elde edilen şeker, hücrelere iletilmek üzere bağırsaklardan kana aktarılır. sonuçta kandaki şeker miktarı artar. tam bu sırada pankreas insülin hormonu salgılayarak hücrelere hadi bakalım der, başlayın. insülin tarafından iletilen bu emirle birlikte hücreler kandaki şekerleri alıp ya hemen kullanırlar ya da kötü günlerde kullanmak üzere tek tek ipe dizip (glikojen) saklarlar. kandaki şeker miktarı böylece yavaş yavaş düşer. kandaki şeker miktarı düştü, düştü, düştü nooldu, acıktık. e yemek de yok hali hazırda. o zaman pankreas bu defa glukagon salgılayıp hücrelere yeni bir emir daha gönderir. parçalayın der. bu defa hücreler parçaladıkça kandaki şeker miktarı artar ve açlık hissi giderek kaybolur. e tabi depolar boşaldıkça biz de bir yandan zayıflarız tabi. pakreasın emirleri ilk evvela karaciğerde etkili olur. yani depolama (anabolik) ve tekrardan parçalama (katabolik) işlemleri en çok karaciğerde yürütülür.
(bkz:
glisemik indeks)
şeker hastalığı pankreas ile hücreler arasındaki bu emir komuta zincirinin kopması demektir. o zaman damarlarımızda kan değil şeker akmaya başlar, boktan bir durum hakkaten. tahmin edileceği gibi bunun iki sebebi olabilir; ya pankreas bir nedenden dolayı emir vermeyi keser ya da hücre artık gelen emirleri siklemez hale gelir. pankreasın emir vermeyi kestiği durumda emri biz dışardan insülin şırıngalayarak kendimiz vermek durumunda kalırız. diğer durumda da hücreye kendine gel diyen başka bir ilaç vardır herhalde.