gerçektende başa gelebilecek birşeydir aslında. sonuçta konuşmak zor birşeydir ve unutmamak gerekir ki insanlar konuşurken düşünemezler bu bir reflekstir. kimse nasıl ' a' diyeceğim diye düşünmez 'a' sesini çıkartır. bundan ötürü pratik eksinliğinden kaynaklı olarak pekte takılınmayacak bir sözdür bu.
yabancı dil hazırlık sınıfı olan bir lisede eğitim gören kişinin, liseden mezun olduktan sonra üniversite hayatında pratik yapmaması durumunda başına gelebilecek hadiseden sonra, zikrettiği aptalca gibi görünen ancak doğruluk payı olan cümledir... kendisi söyleneni anlar, okuduğunu anlar, kelimeyi görünce çıkarır ne olduğunu ama bir şey söylemek istediğinde; "ulan bunun ingilizcesi" neydi diye düşünür, böyle durumda kafasından onlarca kelime geçer doğru kelimeyi bulduğunda aradan 1-1,5 dakika geçmiştir, tabi konuşma mektup olmadığı, zaman kavramı ön planda olduğu için akla gelse de zaman olarak önemini kaybetmiş olur...
var böyle birşey,bünyede ki asosyallikten olabilir (kendi dilinde bile kendini ifade edemiyor olabilir yani arkadaş),grammer kaygısından olabilir,ama en etkili çekince "ulan şimdi konuşucam telaffuz telaffuz deil ki,yarılcak millet,bide cümle uzarsa iyice batırıcam,hebele hübele saçmalıcam..." dır. bizzat tanıdım bir arkadaş,ingilizce kompozisyon yarışmasında 3. oldu,ama konuşamıyordu gariban."all right " derken bile boncuk boncuk terlerdi.hey gidi.
ingilizceyi yazma ve konuşma, dinleme ve okumaya göre daha aktif etkinliklerdir. bir kişi çok iyi gramer bilebilir, duyduğunu doğru bir şekilde anlamış olabilir fakat pratik eksikliğinden dolayı yazma ve konuşma alanında geri kalmış da olabilir. bu zaten ülkemizdeki bir çok dil öğrencisinin başlıca sıkıntısıdır. nedeni ise dil öğretmenlerimizin işin kolayına kaçmasıdır. şöyle ki, hepsinin elinde bi oxford yayınından kitap vardır bu zaten bütün sınıfa da alınması zorunlu kılınmış bir kitaptır. hoca körü körüne bu kitaba bağlı dersini işler ne pratik yapılır, ne de derste herhangi bir aktivite vardır. kitaptaki karakterlerle sınırlı kalınır. bu karakterler konusur öğrencilerin yerine. zaten yazılmış makaleler de vardır öğrencilerimizin yazmaları için çaba sarfetmesine gerek kalmaz. onlar sadece okur ve dinler. durum böyle olduğu sürece daha çoklarımız "ingilizce biliyorum, ama konuşamıyorum" diyecektir.
hazırlıkta okurken sınıfta 10 tane ingilizce öğretmenliği öğrencisi bulunmasının sebebi olan mantık. kur up int'ti, ben muafiyeti bilerek geçmemiş ve meraktan ilk gün derse girmiştim ve introduce yourself geyiğinde bu tiplerin doğru düzgün konuşamadığını görünce dumur olmuştum.
eğitim-öğretim sürecinde nitelikten çok niceliğin vurgulandığı bir sistemin girdilerinden çıkan sonuç cümlesidir. ingilizce öğrenilirken/öğretilirken belirli amaçlar vardır: okuma, dinleme, konuşma, yazma gibi. yabancı dil ülkemizde daha çok sınav geçmek için öğrenildiğinden/öğretildiğinden ve dersi veren hocaların çoğu yeni öğretim metotlarından bihaber hareket ettiğinden çoğu dilbilgisi kuralını bilen ama o dili konuşamayan insanlarla doludur ülkemiz. öğretimde "bilgi" daha çok boşluk doldurarak ölçülmektedir. çünkü sistemde ingilizce bilmek demek kpds'den x ya da üds'den y puanını almak demektir. ölü ve pasif bir amaçtır.
kitaplarda ya da tez sayfalarını süsleyen satırlarda amaç konuşmak gibi görünse de bir işe girerken çoğunlukla istenen kağıttır, nottur. öncelikle öğrenen ve öğreten kişideki amaç değişmelidir. bu da sistemdir. sistem de öğrenen ve öğreten demek isterdim, onlara bağlı her şey demek isterdim ama maalesef... . görünenden çok daha karışık ve garip bir süreçtir...
dili ve kendini bilmeden dil hakkında konuşanlara ve demokrasi kılığında kapitalizmi bizlere koklatanlara da bir sorsak diyorum...
(bkz: türkçe biliyorum ama konuşamıyorum)
anadolu lisesi ve üniversitede olmak üzere 2 kez hazırlık okumama rağmen halen içinde bulunduğum durum.test sistemiyle proficiency göz kararı geçilir,kişinin bi daha da umrunda olmaz,budur.