|
|
- 70 li yılların sonundan 90lı yılların ortalarına kadar doğmuş çocuklardan bazılarının dahil olduğu bir nesil. tanrı vergisi bir zeka ve algı gücüyle doğarlar otoriteye karşı çıkarlar ve genellikle maalesef hiperaktif olarak değerlendirilirler. bir de ortada bir sürü kendini indigo sanan çocuk vardır ki hiç sormayın...
- ebemin çocukları. üç gündür bana bunlardan biri olduğunu iddia eden biriyle aynı masada yemek yiyorum ve artık "epistemoloji rulaz" dövmemi de tehditkâr bir eda ile göstermiş olmama rağmen bitmek bilmeyen bu new age saçmalığını karşımdakine anlatabilmiş değilim. bari aranızdan anlayanlar çıkar da bu abuk irrasyonel yanılgılar yumağına dolanmaz, doğru dürüst devam eder hayatına diye umuyorum.
söylenenlere göre bu çocuklar; birtakım paranormal aktiviteler içerisinde bulunabilen, normale göre fazla hareketli ve yine birtakım auralara sahip, gelecekte söz sahibi olacağına inanılan pırıl pırıl çocuklar. bu indigo kid konsepti nancy ann tappe'nin 1982 yılında yazdığı "understanding your life through color" kitabından hareketle ortaya çıkıyor ve kitapta 70lerin sonları ve 80lerde doğan çocukların bir kısmında indigo aurasının doğuştan var olduğuna dair bir iddia öne sürülüyor. ardından devreye giren lee carroll-jan tober çifti bu çocukların sahip oldukları iddia edilen enerjiyi kryon denen saçmalığa indirgeyerek [bir nevi kişisel gelişim dini] durumu masalcı bir biçimde detaylandırmaya başlıyorlar ve bu gazla the indigo children isimli kitabı yazıyorlar. olay self help mantığından türemiş bir kitap yani; vahiy falan indiği yok bu çocuklara.
kitapta çocukların sahip oldukları karakteristik özellikler ve yeteneklerle birlikte daha çok ebeveynlere ya da "ulan ben neyim ya? ne biçim bir şeyim ben?" diye kendi kendilerine hallenen, meşgalesi olmayan gençlere hitap eden "how can you recognize an indigo?" tipi bölümler de yer alıyor; fakat işin en can alıcı tarafı bu çocukların neredeyse birer mesih oldukları yönünde uluorta yazılagelenler. şimdi ne tür bir zekanın örneğidir, foton kuşağı denen mereti başımıza saranlarla bu kişiler akşamları oturup "haha nasıl da siktik insanoğlunu" şeklinde hoş sohbetler mi yapıyorlar bilmiyorum; ama birtakım insanlar bu çocukların içerisinde doğuştan var olduğunu düşündükleri öfkeyi doğru kullanabilmek için kafa patlatıyorlar, bunun uğruna paneller düzenleyip 15-16 yaşında mavi gözlü çocuklara "dünyayı kurtaracak insan" muamelesi yapıyorlar. şu karakteristiklere gelecek olursak durumun vehameti daha rahat anlaşılır;
- they simply will not do certain things; for example, waiting in line is difficult for them
- they have difficulty with absolute authority
- they get frustrated with systems that are ritually oriented and do not require creative thought.
- they are not shy in letting it be known what they need
- they have a feeling of "deserving to be here," and are surprised when others do not share that.
yahu bunlar doğuştan kazanılan yeteneklerden ziyade kişinin aldığı eğitim ve yetiştiği çevre ile alakalı sosyal tepkilerdir. dengeli verildiği takdirde sıradan modern insanın oluşumuna neden olur. bunun için ışık, elektron, proton falan saçmaya pek gerek yok. kişi hayatı boyunca içerisinde olacağı arayış çerçevesinde zaten kendisine özgü tutumlar geliştirecek, ona göre edimler sergileyecektir. otoriteye karşı çıkabilmek için otoritenin ne olduğu kavrayacak, merak edecek, merak ettikçe bilgiye hasıl olacak, bilgiye hasıl oldukça hayatın anlamı dedikleri distopyaya yaklaşacak, kapıldığı umutsuzluğu gireceği bir başka merak hali ile örtbas edecektir. bu böyle devam edip gidecektir. bunu ben diyeyim david hume, sen de slavoj zizek'e kadar bir sürü herif çözüm yolu üretebilme uğruna kabul etmiş ve çeşitli dogmaların başlığı altında eylem haline dönüştürmüşken, senin çıkıp "ben indigo çocuğum. gözlerim mavi. elektron saçıyorum ve dünyayı kurtarmak için 1983'ün mayıs ayında bir fırtına eşliğinde yollandım" diye çıkışman akılkârı mı a çocuğum?
modern dünyanın kitap diye okuttuğu şey "foton kuşağı", "cenin yeme sanatı", "ampirik bilgiye ulaşırken ananas soyan hermafrodit" olunca böyle oluyor işte. üç beş hiperaktif veletten medet umuyoruz. tece bizi mütemadiyen ezi.
- şahsi kanaatimce birşeylere inanmak,bir gruba dahil olmak,dünya üzerindeki anlamsız varlığını anlamlandırmaya çalışmaktan öte birşey değildir indigo olduğunu sanmak.belki de var olan psikopatolojisine popüler kültürün nimetlerinden faydalanarak egzantrik isimli bir kılıf uydurmaya çalışmak...çünkü inanışa göre bu indigolar 21. yüzyılımızı kurtarmak üzere daha üst bir boyuttan dünyamıza gönderilmişlerdir.üstün genlerle,üstün zeka ve yeteneklerle donatılarak...bu yüzdendir otoriteye karşı çıkışları,var olan düzene uyamayışları...yapacak çok işleri olmasındandır nerde değilllerse orda olmak isteyişleri,kıpır kıpırlıkları,huzursuzlukları...ama maalesef bu durumun tıp dilinde bir adı vardır:'dikkat eksikliği -hiperaktivite bozukluğu'.en azından bu daha bilimseldir.bu arada çok utanarak itiraf etmeliyim ki ben de bi ara kendini indigo zannedenlerdendim.neyse ki uzun sürmedi.çok canımım sıkıldığı bi dönemdi sanırsam...
(belle, 08.08.2008 02:22)
- " belki gazlarız da sistemi bozulmuş dünyayı değiştirirler " şeklinde düşünen insanların, günümüzün çocuk ve gençlerine taktığı sıfattır. aslında en iyi ihtimal bu; yani bunların çıkarcı olduğu gerçeğini inkar edersek en iyimser olasılık bu kalıyor.
- günümüzde çocuk şarkıları yapan bir ekip bu. dayanılması güçtür.
- güzide new age akımının yumurtladığı nanelerden birisi. severim new age akımını, güzel akım verir sahiden de, insanın kafasını bir güzel yapar, ki kafamızın güzel olmasına çok ihtiyacımız var gerçekten. kafamız güzel olmazsa çöken bankaların borçları altında nefessiz kalacağız, kafamız güzel olmazsa misafir oturmalarından bir daha hiç kalkamayacağız ve her şey daha da bir garipleşecek.
indigo olduğunu savunan bir kız tanımıştım.. çok yüksekti bardaki müziğin sesi.. "nee!?" diye bağırmıştım, "neee?! anlamadım.." "indigoyum diyoruuum" diye bağırmıştı o da. "bende beni sevdiğini söyleyeceksin sandım be" diyip tribe yatmıştım sonrasında.
şakaydı elbette söylediğim ve o hiç gülmemişti. söylediği tam olarak anlaşılamayan ve daha sonradan söylediğinin sadece şaka olduğunu belirtmek durumunda kalan milyonlarca kişinin istediği gibi bende ana rahmine dönmek istemiştim o an.. ama annem bu duruma pek sıcak yaklaşmamıştı açıkçası.
günler geçiyordu, her konuşması kitaplardan alıntıladığı cümlelerdi.. kendine ait hiçbir cümlesi yoktu ve ben sürekli "acaba evde bu cümleleri ezberlemek için pratik yapıyor mu?!" diye kendime sorarken, o ada çayı gibi ultra morveötesi şeyler içmeye devam ediyordu..
günler geçiyordu, ortalıkta atlantis, mu, tanrıların arabası ve daha bilimum yanar dönerli, içine peri tozu kaçmış şeyler uçuşmaya devam ediyordu, ancak ortada hiçbir olağanüstü bir şey görememenin de hayal kırıklığını yaşıyordum.
günler geçti.. nasıl olduysa oldu kendimi kalabalık bir öğrenci evinde, kalabalık bir sofrada kahvaltı yaparken buluverdim. masadaki erkeklerin esprilerini, dişi kişilere laf sokma geleneği oluştururken ve kızlar da bu ilkokul seviyesi sohbete, "ihihi, aşkolsun ama.." diye kendilerinden geçmişçesine karşılık verirken, indigo kızımız da bütün bunlardan geri kalmıyor, ellerini çocuk gibi düğümleyerek kendisine laf atan çocuklardan birisine, "pis!.. ama ben daha küçüğüm kiii..." diye cevap veriyordu.. başım zonklamıştı adeta.. mistisizm kızının nereye gittiğini soruyordum kendime ki, çocuklardan birisinin, "ne kadar çok konuştun öyle, sana ceza, git bana çay koy bakiim" sözüne hiç darılmadan çay koymaya kalkan new age kızımızın o son halini görmemle birlikte kendi kendime küfürler savururken buldum kendimi.
indigo çocuğu yalan olmuştu düpedüz. indigo çocuğu bir sabah kahvaltısında kanlar içinde can vermişti gözlerimde. hey gidi yüce kozmoz hey diye söylendim, bir işim çıktı diyerek acilen toparlanıp dışarı attım kendimi. "ben indigo çocuklardanım.. nım nım nım.." sözleri yankılanıyordu beynimde, gri bulutların altında en yakın cafeye doğru yürürken, "eehh!.." dedim, "sen bi git çay koy kendinden çok fazla nefret ettirmeden."
not: bu girideki herkes ve her şey atmasyondur.
- (bkz: tbfg)
- 1987'den sonra doğan çocukların içinde olduğu söylenen gruptur. bunlar dünyayı kurtarmak bir yana, dünyaya herhangi bir pozitif etkide bulunsunlar, ben 8. boyuta geçip havada ters takla atıcam.
- bir takım sivri zekalı milenyum müminlerinin uydurduğu yeni din anlayışıyla kendinde farklılık arayan çocukların düştüğü tuzak kavram. çocukları olmadık nedenlerle reenkarnasyon'a gizli gizli yönlendiren düzenli probagandanın bir parçası. evet bütünün bir parçası. yeni dini inançlar geliştiren, dünya dışı yaşam düşüncesinden kendine sapkın ideoloji çıkaran tarikatların saflarına adam kazandırmak için başvurduğu yollardan birisidir.
indigo çocuk kavramının yanısıra bir de kristal çocuk var. bu görüşleri savunan sözde new age (yeni çağ) savunucuları kaleme aldıkları her dergi köşesinde neden - sonuç ilişkisi sallantıda olan önermeler verir. şöyle ki:
" efendim geçen sene hanımla beraber eski bir dostun ziyaretine gittik. beş yaşında şirin bir kızları var. çocuğun akıllı davranışları bir indigo çocuk izlenimi vermişti. birden evin içinde bale yapmaya başladı. tıpkı bir balerin gibiydi. içimden bu çocuğun önceki hayatında balerin olduğunu düşündüm. babasına sorduğumda daha önce hiç balerin görmediğini söyledi."
vay canına ne önerme ama. "beş yaşında bir çocuk bale yapıyorsa önceki hayatında balerin olabilir." ben de daha el kadarken joe cocker'ın unchain my heart'ı söyleyip ritim tutuyordum. yemi yutsam önceki hayatımda ben de rock'n roll yıldızı mıydım acaba der kendimi avuturdum.
olay burda kopuyor. her ebeveyn çocuğunun akıllı olmasını ister, farklı olmasını ister. bu aileye, çocuklarının farklı olduğunu söylediğinizde inanmak ister. güzel dille baskın çıkarsanız kandırabilirsiniz de. sonuç olarak bilinç altında reenkarnasyon inancı yeşerecektir.
henüz bir baltaya sap olamamış ergenlik çağındaki arkadaşlar sürekli bir farklılık arayışındadır. egolarını okşayan bu tür "farklılık probagandaları" onları baştan çıkarabilir.
new age'in kendi de ayrı bir tartışma konusudur. adı altına sokuşturulan ideolojilere de dikkat edilmeli.
sözüm kendini indigo çocuk diye sınıflandıran yeni yetmelere, newbielara, lamerlere, barış manço'nun adam olacak çocuk programından nasibini alamayanlara; egonuzu elletmeyin kardeşim.
- işim gereği cd'lerini hergün dinlemek zorunda kaldığım müzik grubu.
eserlerinden örnek vermek gerekirse;
orijinal versiyonuyla zaten çekilmez olan isyankar adlı parça;
istersem susmam susmam,
yerimde durmam durmam,
emeklemekten yoruldum,
yürümekten yorulmam...
gülben ergen'den dinlerken "kendimizden geçtiğimiz" uçacaksın ise;
sen tesadüf değilsin ki,
seni bize leylekler mi getirdi?
bir gecede hayatım değişti,
seni bana veren annem değil mi?
ayça'nın "muhteşem" eseri yıkılıyoya göz atalım;
buraları yıkılıyo,benden bıkılıyo,
hergün evde canım çok sıkılıyo,
ben kime çektim tahminin yok mu?
dönde bir bak aynaya kendine doğru.
(bkz: nasıl delirdim)
(bkz: işte böyle)
|