ebemin çocukları. üç gündür bana bunlardan biri olduğunu iddia eden biriyle aynı masada yemek yiyorum ve artık "epistemoloji rulaz" dövmemi de tehditkâr bir eda ile göstermiş olmama rağmen bitmek bilmeyen bu new age saçmalığını karşımdakine anlatabilmiş değilim. bari aranızdan anlayanlar çıkar da bu abuk irrasyonel yanılgılar yumağına dolanmaz, doğru dürüst devam eder hayatına diye umuyorum.
söylenenlere göre bu çocuklar; birtakım paranormal aktiviteler içerisinde bulunabilen, normale göre fazla hareketli ve yine birtakım auralara sahip, gelecekte söz sahibi olacağına inanılan pırıl pırıl çocuklar. bu indigo kid konsepti nancy ann tappe'nin 1982 yılında yazdığı "understanding your life through color" kitabından hareketle ortaya çıkıyor ve kitapta 70lerin sonları ve 80lerde doğan çocukların bir kısmında indigo aurasının doğuştan var olduğuna dair bir iddia öne sürülüyor. ardından devreye giren lee carroll-jan tober çifti bu çocukların sahip oldukları iddia edilen enerjiyi
kryon denen saçmalığa indirgeyerek [bir nevi kişisel gelişim dini] durumu masalcı bir biçimde detaylandırmaya başlıyorlar ve bu gazla the indigo children isimli kitabı yazıyorlar. olay self help mantığından türemiş bir kitap yani; vahiy falan indiği yok bu çocuklara.
kitapta çocukların sahip oldukları karakteristik özellikler ve yeteneklerle birlikte daha çok ebeveynlere ya da "ulan ben neyim ya? ne biçim bir şeyim ben?" diye kendi kendilerine hallenen, meşgalesi olmayan gençlere hitap eden "how can you recognize an indigo?" tipi bölümler de yer alıyor; fakat işin en can alıcı tarafı bu çocukların neredeyse birer mesih oldukları yönünde uluorta yazılagelenler. şimdi ne tür bir zekanın örneğidir, foton kuşağı denen mereti başımıza saranlarla bu kişiler akşamları oturup "haha nasıl da siktik insanoğlunu" şeklinde hoş sohbetler mi yapıyorlar bilmiyorum; ama birtakım insanlar bu çocukların içerisinde doğuştan var olduğunu düşündükleri öfkeyi doğru kullanabilmek için kafa patlatıyorlar, bunun uğruna paneller düzenleyip 15-16 yaşında mavi gözlü çocuklara "dünyayı kurtaracak insan" muamelesi yapıyorlar. şu karakteristiklere gelecek olursak durumun vehameti daha rahat anlaşılır;
- they simply will not do certain things; for example, waiting in line is difficult for them
- they have difficulty with absolute authority
- they get frustrated with systems that are ritually oriented and do not require creative thought.
- they are not shy in letting it be known what they need
- they have a feeling of "deserving to be here," and are surprised when others do not share that.
yahu bunlar doğuştan kazanılan yeteneklerden ziyade kişinin aldığı eğitim ve yetiştiği çevre ile alakalı sosyal tepkilerdir. dengeli verildiği takdirde sıradan modern insanın oluşumuna neden olur. bunun için ışık, elektron, proton falan saçmaya pek gerek yok. kişi hayatı boyunca içerisinde olacağı arayış çerçevesinde zaten kendisine özgü tutumlar geliştirecek, ona göre edimler sergileyecektir. otoriteye karşı çıkabilmek için otoritenin ne olduğu kavrayacak, merak edecek, merak ettikçe bilgiye hasıl olacak, bilgiye hasıl oldukça hayatın anlamı dedikleri distopyaya yaklaşacak, kapıldığı umutsuzluğu gireceği bir başka merak hali ile örtbas edecektir. bu böyle devam edip gidecektir. bunu ben diyeyim david hume, sen de slavoj zizek'e kadar bir sürü herif çözüm yolu üretebilme uğruna kabul etmiş ve çeşitli dogmaların başlığı altında eylem haline dönüştürmüşken, senin çıkıp "ben indigo çocuğum. gözlerim mavi. elektron saçıyorum ve dünyayı kurtarmak için 1983'ün mayıs ayında bir fırtına eşliğinde yollandım" diye çıkışman akılkârı mı a çocuğum?
modern dünyanın kitap diye okuttuğu şey "foton kuşağı", "cenin yeme sanatı", "ampirik bilgiye ulaşırken ananas soyan hermafrodit" olunca böyle oluyor işte. üç beş hiperaktif veletten medet umuyoruz. tece bizi ezer tabii.