|
|
- namı değer indiana jones 4. film yaklaşık bir senedir çekiliyor ama sonunda bu bebeğe bir isim koydu lucas yapımcılık (ltd. şti.) ve yönetmen spielberg. 22 mayıs 2008de gösterime girmesi beklenen filmi sabırsızlıkla beklemekteyiz.
kaynak olarak:
http://www.spielbergfilms.com/...
http://www.indianajones.com/...
http://www.imdb.com/...
- yeni indiana jones filminin konusu da şöyle: geçen yıl hemoroid ameliyatı olan indiana jones akranı rocky balboa amazon ormanlarına kaçırılınca shop&miles milleriyle aldığı tarifeli uçak biletini,kıçının altına koymak için minderini,dil altı haplarını alıp yeni bir maceraya bu kez kadim dostunu kurtarmak için atılır..bakalım kahramanımız bir yandan kötülerle savaşırken diğer yandan artan prostat problemiyle nasıl başedecek?
mayıs 2008'te tüm sinemalarda ve huzurevlerinde..
- dört gözle beklenen yepyeni indy filmi. devam filmlerinden pek bir şey beklemesem de bunun yerı ayrıdır.
- indiana jones un kamçılı adam olarak değil, bastonlu adam olarak görüleceği film. emin olun daha tehlikeli.
- son fragmanı yayınlanmış, geriye saymaya başlamıştır.
http://www.sinemaestro.com/...
- üçüncü fragmanında nazca düzlükleri görülebilen film.
http://www.sinemaestro.com/...
- her filmin olmazsa olmazı beylik lafları filmin kritiğine yedirmek için bu akşam yanıma kağıt kalem alarak gideceğim film. iron man'de gördüm ki antrakt girene kadar akılda tutması zor oluyor. allah insanı obsesif yaratmayagörsün. o amorf transformers veledinden, yazma hevesim de kalmadı zaten. bir de utanmadan bunu 5.de oynatmayı düşünüyorlarmış. (bkz: bırak allasen)
- (bkz: crystal skull)
- john williams'ın eşsiz müziği eşliğinde analitik incelemesiyle:
http://www.sinemaestro.com/...
- - spoiler -
ufo ile karşılaştığım ilk indiana jones filmi. (m.s 2008)
- spoiler -
- cüneyt arkın'a haksızlık yapıldığını düşündüren filmdir.
- - spoiler içerebilir -
9 canlı muhteşem indy'in 4. sinema filmi. 9 canlı derken kesinlikle abartmıyorum: buzdolabının içine girerek nükleer patlamadan sağ çıkıyor, 3 kez üst üste şelaleden düşüyor hiçbirşey olmuyor, insan yiyen karıncalardan kurtuluyor vesaire, vesaire... bu filmi seyrettikten sonra battal gazi filmlerini gayet mantıklı bulabilirsiniz, arada tek fark var, bu filmin yönetmeni steven spielberg. film lucasfilm'e aitti film başlarken lucasfilm'in logosunu görünce bir an star wars'un giriş jenereğinin ve müziğinin çıkacağını sandım ancak tabi ki böyle bir şey olmadı.
filmin sonu da mumya filmine benziyordu. mumya filminde de filmin kötü ve açgözlü adamı hazineleri toplamaya çalışırken ölüyordu, bu filmde de. yine arada bir fark var: biri kapısı kapanan tapınakta et yiyen böceklerin gazabına uğrayarak ölüyor birinde ufo'nun çekiş güçüne kapılarak ölüyor. hangisinin mantıklı olduğuna siz karar verin artık. ancak şurası kesin ki film mumya filmlerinin çok gerisinde kalmış.
- spoiler sonu-
- filmin bir fantastik kurgu, hayal ürünü olduğu idrak edilerek izlenmelidir. gerçek dünyadan zihin olarak tamamen uzaklaşılmalıdır. aynen yüzüklerin efendisi, star wars ve benzer hayal ürünü konseptlerde olduğu gibi.
"bu filmi eleştirmeliyim aman yarabbi" kıvamında değil de indy filmlerine özgü esprilerin tadı çıkarılarak izlenmelidir. gerek bilgisayar oyununu andıran kapanan basamaklardan zıplama sahnesi ve nehre arabayla atlama sahnesi, gerekse çizgi filmleri andıran şelale sahnesi ve nükleer patlamadan bir buzdolabıyla (ki kurşun kaplama bir buzdolabı) kurtulma sahnesi sanat eleştirmeni duruşunuzdan sıyrıldığınız anda çok keyifli geliyor.
gevşeyin biraz, eleştirecem illa diye kasılıp filmin tadını çıkarmıyorsunuz resmen. gayet stres attım ve keyif dolu 2-2,5 saat geçirdim bu filmin sayesinde. harrison ford ve indiana jones'u görmeyi çok özlemişim. ayrıca karen allen (marion ravenwood) geçen 27 yıla rağmen hala o şipşirin gülüşünü koruyor, yemin ederim içim ısındı filmi izlerken.
son olarak bu shia lebouf'u anladığım kadarıyla planlı olarak bir hollywood yıldızı yapma çabası var. yetenekli, sempatik ve beyaz perdeye de çok yakışıyor. yolu açık olsun diyoruz...
- indiana jones serisini aşırı seven biri olarak hayal kırıklığına uğradığım film.senaryo zayıf bi kere.tuhaf abartılı,cgi dolu aksiyon sahneleri var.karakterler arasındaki ilişkiler de diğer filmlerdekinin onda biri kadar ilginç değil,bir indy-babası ilişkisiyle hiç alakası yok bu yeni mutt karakterinin.tempoyu bozmadan atmosfer yaratmanın ustası steven spielberg in zayıf filmlerinden olmuş.indiana jones işte,eğlenmene bakıcaksın mantığı bi yere kadar işler,sadece sıradan eğlencelik bi seri olsaydı bu ne 20 yıl sonra hatırlanırdı ne imdb de 15. filan olurdu raiders of the lost ark.
eski filmlerde de uçuk kaçık olaylar oluyordu ama bu olayları karakterlerimiz gerçekleştirmiyordu açıkçası,ahit sandığını açınca ruhlar çıkıyordu ama indy bildiğimiz dövüşen araba süren tuzakları atlatan herifin biriydi,atom bombasından kurtulmalar,ağaçtan ağaca tarzancılık yapmalar gibi aksiyonlara girmezdi.onun dışında gelişen paranormal olaylar olurdu.
oyunculuklar iyiydi ama,ona pek bişey diyemiycem,kate blanchett filan gayet iyiydiler ama kate blanchett hangi filmde kötü oldu ki diyoruz..
- nerden baksan bir senedir beklediğim film.
afişler aldım odama astım, başlıklar açtım, linkler verdim. lucas dedim spielberg dedim ford dedim. filmin gösterim tarihi finallere denk geldi sabrettim.
günü geldi cevahirin dev perdesinde izledim (türkiyenin en büyük ikinci perdesiydi).
ama nooldu?
olmadı işte olmadı!
ya ben klasik define avı seyretmek istesem gider national treasure izlerim di mi? jerry bruckheimer yerine george lucas'ı tercih etmemizin bir nedeni var di mi? fantastik bir şeyi daha fantastik yapıp realist bir yörüngeye oturtmak (heheyt!). biz sinemadaki koltuğumuzdan kalktığımızda kafamızda soru işareti istemiyoruz kardeşim. kopar bizi kendi dünyamızdan ama bizim dünyamızı daha fantastik bir şekilde bize geri ver.
tamam yaklaşık 20 yıl önce last crusade'de kutsal kaseyi buldun daha büyük bir hedef koyamazsın. orda haklısın tamam en güzel hedefi seçmiş kayıp altın şehri aramışsın. ama indy'yi indy yapan şey yok. akademik bir hadise yok. casuslar yok (var da yok). o eski sepya renkler de olmayıversin. 50lerin sonunda sepya renk mi olurmuş da. yine de senaryo az bi tutarlı olsun. birden bire kanka oluveren tipler olmasın. elinle şıp diye de bir şeyi buluverme!
sonuç olarak bu bir indiana jones filmiydi. indy yine dayak yiyor ama kavgadan kaçmıyor. yılanlarla ilgili sorunu hala devam etmekte. heyecan dozu hiç düşmüyor. slogan laflar ediliyor. kamçı, şapka, camel gömlek, toz, kurukafa vs gibi öğelerimiz de yerinde.
eskisinin yerini tutmuyor ama bu eski dostumuzu tekrar beyaz perdede görmek bizi mutlu ediyor.
- indiana jones'un tam anlamıyla indiana jones olduğu film bence raiders of the lost ark'tır çünkü film en son sahnesine kadar doğaüstü veya gerçekçiliğe sığmayan bir hava yaratmamaktadır. tabi izlemiş olanlar, final sahnesinde oluşan birtakım huşu verici acaiplikleri hatırlayacaktır. yine de bence bunlar göze batmayacak şekilde verilmiştir. gerek mizah unsuru, gerek romantizm unsuru, karanlık gizemlerle bezeli ve şeytani bir imparatorluğun gölgesi altında geçen bir macerada fazla sırıtmayacak şekilde, gayet uygun dozda kullanılmıştır. bu ilk filmde indiana jones, die hard'daki bruce willis gibidir. kendi insani çıkarları, amaçları ve zaafları gayet doğal olarak resmedilmiştir ve perdede inandırıcı durmaktadır. filmin nefes kesen macerası, seyirciyi eğlendirirken bir yandan da diken üstünde tutmayı başarmıştır. raiders of the lost ark; ahit sandığının içine yerleştirildiği tahta kasanın çürüyüp kararması kadar ürpertici; insan azmanı kel alman uçak teknisyeninin indy'yi sermesefil nakavt etmesi ve ardından uçak pervanesiyle kafasının parçalanması kadar sert; ünlü kılıçlı adam sahnesi kadar komik; kahire sokaklarındaki kovalamaca kadar egzotik; indiana jones'un nazilere ait mercedes kamyonunu binbir zorlukla ele geçirmesi kadar kahramanca; zenci gemi kaptanının alman denizaltısına teslim olması kadar entrikalarla dolu; ölçülü ve dört dörtlük bir sinema filmidir.
seri ilerledikçe indiana jones filmleri değişir. kamçılı adam da her ne kadar sert ve gizemli bir film olsa da denyo bi çinli velet ve sürekli ciyaklayan bi karı var burda. film biraz daha "disney filmi" havasında. öyle vagonlar falan... maymun beyni, yılan tatlısı, göz çorbası... bakınız nasıl da gayr-i ciddi bir hava oluşuyor inceden...
3. film zaten pek çaktırmasa da tamamen şenlik havasında geçiyor. gayet havai. indiana ve babasının üstünde bekleyen soğuk, keskin ve korkunç bir gerilim yok. yaşlı ihtiyarın mp40 mermileriyle delik deşik olup tozlu bi köşede nihai sonuna ulaşmayacağını biliyoruz.
gelelim girinin konusu olan 4. filme. bu filmde:
nazi yok,
ufo var,
shia var.
daha diyecek çok şey var da, büyük hayalkırıklığını özetlemeye bu 3 şey yetiyor.(janken, 22.07.2008 20:11 ~ 23.07.2008 16:36)
- indiana jones adlı arkeologun, bir medeniyetin izlerini daha yeryüzünde sildiği, tipik indiana jones filmi.
- (bkz: the chinese probrem)
|