belki ilginizi çeker
  1. · bojidar
  2. · inanmış karakterler
  3. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · yaran diyaloglar
  2. · annelerin yakışıklı anlayışı
  3. · thierry henry
  4. · 25 kasım 2009 manchester united beşiktaş maçı
  5. · öğretmenler günü
  6. · 18 kasım 2009 fransa irlanda cumhuriyeti maçı
  7. · yök ün katsayı uygulamasını kaldırması
  8. · etkinin tepkiye dönüştüğü an
  9. · roberto carlos un fenerbahçe ye transferi

inanmış rockçu camiası  

  1. yasal uyarı: bu bir manha de carnival uktesidir.

    otobiyografik bir şekilde incelemek istiyorum bu ekolü. yalan yok, ölçmek yok. hepsi bardakla ve kaşıkla.

    ortaokul itibariyle giderek sertleşen rock müzik sevdası, metal türlerinin keşfiyle iyice şahlanır. haliyle okulda, mahallede bir yerlerde aynı müzik zevkine sahip n bir doğal sayı olmak üzere en az üç kişi bulunur.

    on dört yaşındayız sanırım, iron maiden'ın killers albümü elden ele geziyor, gazdan coşkudan ağzımıza sıçılmış. eh, albümü yaparken grup üyelerinin yirmili yaşlarının başında olduğunu okuyunca metal camiasının yeni prenses ve prensleri olma arzusu kabarıyor. malum ağaç yaşken eğilir.

    arkadaşım sb dreams gitarını almış hazırdı, 77777333335555222 diye motorbreath çalabiliyorduk. arkadaşın sesi de güzeldi. ritm gitar + vokali hallettik. o sıra arkadaş çevresinin yeni metale başlamış gözde bir elemanını da transfer ettik oldu sana lead gitar. çocuğun sessiz arkadaşını davulcu zaten sessiz olur, geride durur(???) mantığıyla davula aldık. yaz kampından tanıdığımız berikisi de bas gitara geçti. ben mi? tabii ki lead gitar, jimmy page de on dört yaşında stüdyolarda çalarak başladı bu işe neticede.

    grubumuz ekipman sıkıntısı yaşıyordu, ama yılmadık. müzik odasındaki kambriyen devri öncesinden kalma bir klasik gitarın ilk iki teli koparılarak dört telli bas gitar elde edildi. sıralar geçici olarak vurmalı görevi gördü. bir sb dreams, benim de kuzenimden kalma jackson gitarım vardı. e daha ne?

    grubun öncellikle adı gerekliydi. elfçe, isveççe gibi düşünceler bizim ekipte prim yapmadı; redhouse'a yöneldik. sonunda bakarken grubun "davulcusu" kabus anlamına gelen nightmare kelimesini beğeniyor, bunu da arkadaşına nightmore diye iletiyor. oldu bizim grup nightmore.

    grubun vokalinin çizgisi iyi kankası baltalı maltalı bir logo da yaptı afillisinden. sıra geldi promo fotoğraflara. daha stüdyo çalışmalarımız başlamamıştı sindire sindire gidiyoruz.

    promo fotoğraf çekimleri, sert bakışlı ve zorluydu. zira kara tahtaya yazdığımız line-up'ta lead gitar kısmında önce ben mi yoksa öbür eleman mı yazılacak sorunu vardı. vokal en tepede durmak istiyordu vs. yazı-tura sonunda kaybeden arkadaş öfkeyle öğretmen kürsüne vurunca lead gitar 2 oldu, kürsü de müstakbel groupielerimiz iki kızın üstüne düştü.

    hedefler öncelikle türkiye piyasası, sonra da athens rockwave ve wacken openair idi. gazımız tamdı, inanç desen himalaya dağ sırasını yerinden oynatırdı.

    sonuçta bütün bu olaylar gelişirken, grubun en büyük çalışması bahsedilen ekipmanla the beatles'dan yesterday çalmak olmuştu. ancak nightmore kısa ama parıltılı kariyerini yaz tatilinin gelmesi ve herkesin bir yere dağılmasıyla son verdi.

    peki sonra neler oldu?

    sb dreams gitar iki yıl içinde parçalandı. ancak doğal yollarla.
    jackson gitar lead gitar 1'in kuzenine geri döndü, mutlu bir emeklilik yaşıyor.
    lead gitar 2, hakikaten iyi bir basçı oldu. mühendislik eğitimi aldı ve hobi olarak dalgıçlıkla uğraşıyor.
    lead gitar 1, müzisyen olamadım bari müzisyen sevgili bulayım mottosunu benimsedi. başarılı oldu.
    ritm gitar+vokal şan dersi aldı ama sikinde değil, borsacı olup boğazda eve çıkma peşinde.
    davulcu sanırım zürih'te okuyor. nightmore dağıldığından beri konuşmadık. normalde de pek konuşmazdı zaten.
    bas gitar kardeşimiz daha sonra korn vs dinleyerek rockçu camiasına ilk ihaneti edenlerden oldu, kınandı ve kuklaları yakıldı. ertesi yıl yumurta topuk+ceket+küçük parmak yüzüğe geçti. şimdiki akıbetini bilmiyorum.
    (iao, 27.01.2009 16:35 ~ 06.02.2009 08:59)
  2. bu güruhun içinden çıkan müzik grupları genç sert ve öfkeli rock grupları na tekabül eder. enstrumanist kişiliği olmayanlar kah gropie, kah rodie olurken kimi zaman davulcusu arkadaşım diyen tipler de olmaktadırlar.

    bu güruh insanlarının en belirgin özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

    * stüdyoda prova ayırtmak isterken ''afedersiniz acaba şu saat boş mu'' şeklinde bir ifade biçimi benimsemezler. ''7-8 stüdyoya gircez biz'' derler. stüdyo saati ayırtırken bile öfkelidirler ve prova esnasında kan gövdeyi götürür. metroom 160 dan aşağı düşmez, gitarın telleri fretboardı yakar, bagetlerden uçan talaş parçacıkları ortama değişik bir ambians katar.

    * her daim tartışma yaşanır. falanca grup mu bırak yeaa bırak, sözlerinde o nefreti göremiyorum ben bas gitaristleri değiştiğinden beri artık eskisi gibi değiller. metallicayı da 91den sonra dinleyen gözüme gözükmesin diyen kişiler çoğunluktadır.

    * camianın her zaman bir adet müzik enteli vardır. bu kişi bilge kişilik konumunda olup en çok şarap içip en az kafayı bulan insanla aynı kişiye tekabül etmektedir çoğu zaman.

    * piyasa kavramı çok gelişmiştir. piyasaya yönelik olan herşey düşmandır.

    * en önemli özellikleri inanmış olmalarıdır. genel olarak bir tarza bağlılardır ve onun dışındaki herşey kötüdür, kakadır.
    (jellyjam, 27.01.2009 16:54)
  3. ‘’işim gereği’’ kalıbına giriyorum tıpkı itiraf.com gibi.
    işim gereği pek bir kaynaşırız bu camia ile, gün gelir 100 wattlık emekli marshall'ıma kerhanedeki gülsemin muamelesi yapar ve ''sadece 1 saat kullansak ne kadar istersin?'' sorusunu sorarlar; gün gelir ''gitarımdan memnunum ama siyaha boyatmak istiyorum, boya var mı?'' diye ön sevişmesiz sorularla sabah sabah zihnime bukake yaparlar.

    inanmış rockçu camiasında bulunup da bulunduğu süre içerisinde değil gülen gülümseyen birine dahi rastlamadım, kanımca en belirgin özellikleri budur. iddialı konuşma sebebim 90'ların başına dayanır;

    bojidar anfilere allah muamelesi yaptığımız, elimizdeki gitarı gören teyze ve amcaların yarısının abdest tazelediği yıllar. break on through o zaman da klasikti, ben hala tarsus lisesi'ndeydim, coğrafyaya çılgın meloş giriyordu, rockçıydım, asiydim...

    ilk tenefüs, okul nöbetçisinin sesi;
    ''şiiiiiişşşşttt olm napıyonuz orda? müdür çağrıyo olm sizi, naptınız yine? ahahsahha beşinizi de çağırıyooo, yarrağı yediniz olm...
    + haa siktirrr, kim bahçede yiyişti olm yine?
    * olm bi rahat durun ya, bi rahat durun ya.
    - abi kim ne halt karıştırdıysa sölesin, ağzımız bir olsun.
    # ya offf ya yine ben yicem tüm paparayı öğretmen çocuğuyum diye
    + hadi gidelim abi, daha sinirlenir bu gavat, nerde kaldınız diye.

    müdür'ün odası;

    m: gelin bakalım gençler
    iç ses: vay amına koyim küfür etmedi lan...
    m: oturun bakalım üçünüz, ikiniz ayakta kalsın, 3 tane koltuk var idare edin artık. ehehheheh
    iç ses: kesin bir ibnelik var.

    **gereksiz rutin muhabbet sonrası**

    m: evvvettt şimdi asıl konuya girelim, sizi neden çağırdım?
    m: biliyorsunuz gelecek ay okulun kermesi var, sözün özü sizlerin müzik yapmasını istiyorum, çıkın 5-10 şarkı çalın
    iç ses: :) :p !!!!!??????**** \o/
    + memnuniyetle efendim...
    m: benim için de bi şarkı çalın, yengeniz çok sever. ''yağdır mevlam su'', emel sayın'dan..
    + !!!!!?????!!!!!!!!
    m: hadi bakalım, harita odası sizin, okuldan sonra isterseniz orada çalışabilirsiniz, göreyim sizi aslanlarım.

    müdürün odasından çıkmanın verdiği rahatlık bu sefer üzerimizde değildi;

    -olm ne iş? n’olcak? ben emel sayın falan çalmam abi…
    +ben de çalmam..
    *ben de sölemem..
    ^^ulan yarraklar bana niye çemkiriyorsunuz, gidin müdüre söyleyin, ben çok mu hevesliyim yağdır mevlam su çalmaya.
    -abi o değil de amerikan koleji götüyle güler eğer emel sayın’dan çalarsak,
    +adamları boat on the river çalıyor diye ihanetle suçladın ya, puhahhahhahhahahhaha
    ^^abi yarın müdürle görüşelim. anlatalım derdimizi, rock müziğin bir felsefesi olduğunu falan anlatalım abi.

    ertesi gün, müdürün kapısı;

    tak tak…… gel……….

    ^^hocam bizim bi maruzatımız var^
    m: söyleyin bakalım
    ^^hocam biz arkadaşlarla konuşup tartıştık ve istediğiniz şarkının bizim grup ruhumuza uygun olmadığına karar verdik.
    m: neymiş sizin grup ruhunuz?
    ^^şimdi hocam rock müziği doğası gereği bir isyanı dile getiriyor, bu şarkı da bu isyana uygun değil esasında, enstrümanların uygunluğunu hiç saymıyorum. grup ruhu derken şeyetmek istediğimiz buydu yani…
    m: sizin grup ruhunuzu bir sikerim… siktirin laaannnn… çalınacak o parça… hatta sabahçı kahvesi ferdi’den… evet onu da çalacaksınız… defolun lan şimdi…

    ne mi yaptık? sike sike çaldık, okul aile birliği bizlere buket buket çiçek verdi, değil amerikan koleji, endüstri meslek lisesi bile bize götüyle güldü, imam hatip’lileri tenzi ediyorum onlar alkışlıyordu…

    tekrar başa dönüyorum;

    ‘’ inanmış rockçu camiasında bulunup da bulunduğu süre içerisinde değil gülen gülümseyen birine dahi rastlamadım, kanımca en belirgin özellikleri budur’’

    empati kurun, siz olsanız gülümseyebilir misiniz?

    sonrası,
    davulcu: kız arkadaşı amerikan kolejinin davulcuna kaçtı, 1993 ten beri esnaf , kuru kahve ticareti yapıyor.

    basçı: müziğe devam etti, şaka değil şu an hakan altun un bas gitaristi.

    ritm gitar: konser günü imam hatipli bir kızla tanıştı, müziği bıraktı, evlendi, 2 çocuk babası.

    vocal: o zamanın efsane aleti yamaha psr6300 aldı ve tek klavye düğünlere gitmeye başladı, merak edenler tarsus gözenler restorantta dinleyebilirler. o da evli 2 çocuğu var.

    solo gitar: o gün elektro gitarımı duvara vurup kız arkadaşıma onurlu rocker imajı çizmemin altında flamenkoya duyduğum tutku yatmıyor da değildi, bir daha elime elektro almadım, klasiktir, flamenkodur takılıyorum, allah bereket versin…
    (manha de carnival, 29.01.2009 21:19 ~ 30.01.2009 00:35)
  4. -camiada gruplar, diger gruplardan daha sert ve öfkeli olma çabası içindedir.bir grup ben dagları delerim gibi sözler yazıyorsa diger grup bende erleri yenerim kız başıma gibi sözler yazabilir.

    -şarkı sözleri genelde savaş,kan gibi ögelere dayalıdır.aşk,sevgi,barış kardeşlik barındırmaz.
    (sameland, 01.02.2009 17:23)
  5. altyapısında müslüm,orhan,ferdi,cengiz ve ümit besen bulunan camiadır.bu adamları dinlemeden yapılan müzikler,sadece kuru gürültüden ibarettir.
    (gyroscope, 01.02.2009 17:51)
  6. mevzuyla alakalı daha önce yazdığım bir giri konuyu genel olarak özetlemişti. heveslendim meraklandım ben de olayı kişiselleştirip itiraf.com konseptine bürünüyorum.

    yıl 1996. ortaokul dönemleri. mahallede bir onur vardı yakın arkadaşım. onu bu yola sokan mehmet, onur ve ben müthiş bir üçlü olmuştuk. o dönem load yeni çıkmış, re load da yolda. aslında load birlikte çıkacakmış ama ayırmışlar. heyecanlıyız bekliyoruz. ama o kadar inamış değiliz ki nirvanadan nevermind da dinliyoruz. özetle metallica bozdu abi yeaa adamları olmadan önceki evre yani.

    onur bas gitar çalmaya meraklıyken sonradan davulcu olmak istedi. ben başından beri james hetfield'im zaten. ritm gitar ve vokal. kimi parçalarda da ben solo çalacağım. ama kafamda soru işaretleri var. bu gitardan arpej attıklarındaki temiz ses ve o solo attıklarındaki gaza getirici ses nasıl çıkıyor. bunun bir standartı yok mu?

    gel zaman git zaman kurulacak grubun temellerini atmak üzere stüdyoya falan giriyoruz. ben elimde gitar saçmalarken onur davulda oraya buraya vuruyor. aa bir adam geldi bir pedal taktı. basınca ciyuvv ötmeye başlıyor gitar. tamam bunu da çözdük şimdi amına koydum senin hetfield bekle geliyorum.

    mehmetin daha önceden alınmış ibanez akustik gitarı var. zaten çalmayı da az çok biliyor. ve en azından ortaya biraz da olsa birşeyler çıkartabilecek bir grubu var. bizi aştı. bizimle takılmıyor. ama yakında gelecek güzel günler umudu kaybetmek yok.

    derken onur da gitar aldı. davul alamadı osmond c 325 klasik gitar aldı. olsun bu da başlangıç.

    ben de gitar aldım. benimki onurunkine göre afilli, osmond c 725. belediye konservatuarında atilla hoca bana haluk levent potborisi yaptırıyor. james hetfield pompacıymış da böyle olmuş. ben klasik gitardan niye olmayayım.

    liseye geçtiğim yaz. sahilde akdeniz akşamları furyasından birkaç parça patlatıp bir kızla yiyiştim. bizim inanmış camianın kulağına giderse kellemi alırlar. aramızda kalsın sözlük.

    liseye başladım. işte burada çarşı karışıyor. okuduğum okul sevmez öyle rakçı rukçu gençleri. bana sökmez ben asiyim. aç kalırım dayak yerim ama asla yıkılmam. beden eğitimi dersindeyiz. okul yönetiminden kaçarak azıcık uzatabildiğim mantar saçlarım, üzerimde fear of the dark t-shirtüm ile beden dersinde müthiş seksiyim. turnikeye girmeyi beceremiyorum ama o da olacak zamanla. nothing else matters klibinde metallica elemanları basket oynuyorlar. bilmem lazım bunları. derken yanıma esrarengiz iki genç geliyor. orhun ve gökhan. kulağıma eğiliyorlar ve bak biz bu tshirt olayları yüzünden geçen sene çok sorun yaşadık sen de yaşama. bir sorun olursa birlik olalım. işte camia toplanıyor çok heyecanlıyım. bu esnada sınıf arkadaşım olan ali ihsanla da kim daha iyi metallica logosu çizecek yarışması yaparken bunun yanında projeme solo gitarist onu alacağımı söylüyorum.

    gel zaman git zaman okul tuvaletinde yediğimiz dayaklar dışında sosyal etkinlikler içindeyiz. ha yukarda yazmadım bir de oğuz var bu ortamda. ilk konuşmada o yoktu. bir gün bana şöyle bir teklifle geldiler.
    * abi bizim grupta basçı yok. bas çalan bir hatun vardı ama bıraktı. çalar mısın?

    iç ses: ideallerine ulaşmak için bir basamak olarak kullan. eline mi yapışacak bas gitar. * hem bas çalıp bırakan hatun olmuş grupta. başarılı olursan hatunu da götürürsün. (çok da güzel bir ablaydı ama ironiktir sonradan kız kardeşiyle sevgili olmuştum)

    -olur ya çalayım. ne çalıyoruz metallica var mı?

    * onlar da olacak ama şimdilik haluk leventten güneşin battığı sahilde var.

    her yerde bir haluk levent çıkıyor karşımıza ama olsun. yazın ekmek yemiştik bunla şimdi de atlatana kadar keyfini sürelim.

    stüdyo saati. stüdyodayız çalıyoruz. grup adı yok, birşey yok. sadece müzik var. gökhan ritm gitar ve vokal, oğuz solo gitar, orhun davul ben de bas.

    gel zaman git zaman grup geliştikçe inanmışlık arttı. metallicadan for whom the bell tolls ilk bitirdiğimiz metallica parçasıydı. bu sırada okuldaki karşıt görüşlerin yanında denizlideki punk gruplarıyla da ağız burun giriştik girişeceğiz.

    sene sonu okulda konser oldu. türkçe parçaların içinde bir kaç metallica falan da çalındı. şeklimiz o biçim. çıkışta babam kurtardı dayak yemekten.

    derken ani bir manevrayla politik bir hareket yaptık. anadolu rock çalmaya başladık. bu sayede piyasada çalabileceğiz ve bunun verdiği getiri ile kendi özümüz olan trash metale yoğunlaşabileceğiz. yalnız denizli ortamındaki camiamızdan anadolu black metalciler gibi aşağılayan yakıştırmalar geliyor ne yapmak lazım bilmiyoruz.

    çınar meydan konserleri, liselerde sahneler, kapalı spor salonu konseri. ve hayal gerçek oluyor. denizli açık hava tiyatrosu. sonunda bu da oldu. ve hepsinde metallicadan da parçalar var. denizlinin rock yıldızı oluyoruz diyebilirim.

    bu esnada onur ve ali ihsan benden satış yemenin üzüntüsü içindeler. mehmetin grubuyla ortak stüdyo tuttuk. camia küçük sonuçta.


    bir gün başıma bu haluk leventleri açan atilla hoca daha değişik bir şey söyledi. benim yerime gidip şamdanda çalar mısın? işte o konuyla ilgili mevzubahis giri durumu özetler.
    @929307

    artık hem grubumla anadolu rock çalıyorum, hem geceleri şamdanda piyasa çalıyorum. ama hala hayallerim var. rock yıldızı olacağım. fakat metallica gibi değil. müzikalitesi de olmalı ki iki tarafı da idare etsin. hah buldum. dream theater.

    bu arada camia beni sikine takmaz oldu. kıvança çayır çimen geze geze çaldıktan sonra black magic'i çalabilsen ne değişir ki? ha kıvanç demişken o orkestrada gitarda cem var. serhat davulcu, tuna kış sezonunda basçı yazın ben varım ve kıvanç solist.

    gel zaman git zaman bursada üniversiteyi kazandığımı gördüğümde üniversitede metallica olcam hayalinden de epey uzaklaşmış olduğumu gördüm. dream theater cover projesi de yaptım o da zevk vermedi. zaten artık siyah dışında tshirtlerim var ve gülüyorum. en önemlisi stüdyo saati ayırtırken "acaba şu saat boş mu" diyecek kadar yumuşadım.

    artık benden geçti rockçı olmak. gençlerin yolu açık olsun.

    cast:

    onur: bir dönem haber alamadım ama facebooktan bulduk birbirimizi. tershanede çalışıyor, evlenmiş, sittin sene birşey çalamamış.

    mehmet: en son makine mühendisi olmuştu, askere gitmişti. ama elindeki jackson gitarı bu listeden kalan en sert şey.

    ali ihsan: tam adı ali ihsan barıştı. üç ismi vardı yani. bursayı benden bir sene önce kazanmıştı ve orada barış ismiyle ün yapmış. ertesi sene ben geldim ev arkadaşı olduk. kendine bir elektro gitar aldı ama çalmayı öğrenemeden kredi kartı borcu için satmak zorunda kaldı. bir ay sonra veteriner hekim olacak. istanbul barlarında alternatif gruplarla eğlenmeyi seviyor.

    gökhan: iktisat bitirdi, askere gitti geldi. hala gitar çalıyor, şarkı söylemeyi bıraktı. üçlü beşli vokaller yapıyor. grubu denizlide bazı kafelerde sahne almakta.

    oğuz: izmire üniversiteye gitti gönül adamı oldu. kampüste herkesi tanıyor. elektro gitardan vazgeçip akustik gitar aldı, onu da eve getirdiği kızları etkilemek için kullanıyordu en son.

    orhun: bir kuşadasında bir denizlide yaşıyor. yedi sekiz senedir üniversitede. rus karılarla takılmaya ve okulu bitirmeye kendini adamış durumda. serhattan elli milyon liraya alıp, iki kere nikelaj yaptırdığımız davulları çürüdü yine. geçen sordum nerede olduklarını o da bilmiyor.

    tuna, kıvanç ve serhat aynı ekibi korudular ama cem yok. başka bir gitaristleri var.

    tuna: bas gitar çalma dışında bir de kayıt stüdyosu işine girmiş. saçları hala aynı uzunlukta. sonunda warwickçi olmuş corttan kurtulabilmiş. az kalsın cortla özdeşleşecekti.

    serhat: bir yandan halı saha işletiyor bir yandan da iş olursa davul çalıyor. hala aynı denizli şivesine sahip.

    kıvanç: akademik olarak epey yardırdı. pamukkale üniversitesinde öğretim görevlisi. sadece o grupla konser ve programlarda sahne alıyor. evlendi, kızı olacak.

    cem: sanki çok lazım gibi bir sürü müzisyen yetiştirdi, denizlide sikini sallasan gitarcıya çarpıyor. canlı müzik işiyle pek alakası kalmadı gibi. gelen tekliflere kabul etmesinler de çalmasın uğraşmasın diye astronomik rakamlar çekiyor. bala göte kabul görenleri olursa da çalıp kenara para atıyor. evini bu sayede mudo konseptten döşedi. evinde envai çeşit gitarı, piyanosu var. çok tatlı kemancı biriyle evlendi, mutlu. müzik mağazası işletiyor. düğününde yukardaki camianın yarısı ve bir sonraki jenerasyonun denizli temsilcileri sahne aldı.

    ben: iyi kötü bir okula kapak attım, yaşıtlarım işe girmeyi bırak terfi aldılar ben daha mezun olacağım. ama keyfim iyi yuvarlanıp gidiyorum bir yandan da çalıyorum orada burada.


    unforgiven 3 çıkmış ama bizim kadroda şeyine takan yok. cidden bizden geçmiş.
    (jellyjam, 29.04.2009 17:02 ~ 30.04.2009 10:39)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil