mevzuyla alakalı daha önce yazdığım bir giri konuyu genel olarak özetlemişti. heveslendim meraklandım ben de olayı kişiselleştirip itiraf.com konseptine bürünüyorum.
yıl 1996. ortaokul dönemleri. mahallede bir onur vardı yakın arkadaşım. onu bu yola sokan mehmet, onur ve ben müthiş bir üçlü olmuştuk. o dönem load yeni çıkmış, re load da yolda. aslında load birlikte çıkacakmış ama ayırmışlar. heyecanlıyız bekliyoruz. ama o kadar inamış değiliz ki nirvanadan nevermind da dinliyoruz. özetle metallica bozdu abi yeaa adamları olmadan önceki evre yani.
onur bas gitar çalmaya meraklıyken sonradan davulcu olmak istedi. ben başından beri james hetfield'im zaten. ritm gitar ve vokal. kimi parçalarda da ben solo çalacağım. ama kafamda soru işaretleri var. bu gitardan arpej attıklarındaki temiz ses ve o solo attıklarındaki gaza getirici ses nasıl çıkıyor. bunun bir standartı yok mu?
gel zaman git zaman kurulacak grubun temellerini atmak üzere stüdyoya falan giriyoruz. ben elimde gitar saçmalarken onur davulda oraya buraya vuruyor. aa bir adam geldi bir pedal taktı. basınca ciyuvv ötmeye başlıyor gitar. tamam bunu da çözdük şimdi amına koydum senin hetfield bekle geliyorum.
mehmetin daha önceden alınmış ibanez akustik gitarı var. zaten çalmayı da az çok biliyor. ve en azından ortaya biraz da olsa birşeyler çıkartabilecek bir grubu var. bizi aştı. bizimle takılmıyor. ama yakında gelecek güzel günler umudu kaybetmek yok.
derken onur da gitar aldı. davul alamadı osmond c 325 klasik gitar aldı. olsun bu da başlangıç.
ben de gitar aldım. benimki onurunkine göre afilli, osmond c 725. belediye konservatuarında atilla hoca bana haluk levent potborisi yaptırıyor. james hetfield pompacıymış da böyle olmuş. ben klasik gitardan niye olmayayım.
liseye geçtiğim yaz. sahilde akdeniz akşamları furyasından birkaç parça patlatıp bir kızla yiyiştim. bizim inanmış camianın kulağına giderse kellemi alırlar. aramızda kalsın sözlük.
liseye başladım. işte burada çarşı karışıyor. okuduğum okul sevmez öyle rakçı rukçu gençleri. bana sökmez ben asiyim. aç kalırım dayak yerim ama asla yıkılmam. beden eğitimi dersindeyiz. okul yönetiminden kaçarak azıcık uzatabildiğim mantar saçlarım, üzerimde fear of the dark t-shirtüm ile beden dersinde müthiş seksiyim. turnikeye girmeyi beceremiyorum ama o da olacak zamanla. nothing else matters klibinde metallica elemanları basket oynuyorlar. bilmem lazım bunları. derken yanıma esrarengiz iki genç geliyor. orhun ve gökhan. kulağıma eğiliyorlar ve bak biz bu tshirt olayları yüzünden geçen sene çok sorun yaşadık sen de yaşama. bir sorun olursa birlik olalım. işte camia toplanıyor çok heyecanlıyım. bu esnada sınıf arkadaşım olan ali ihsanla da kim daha iyi metallica logosu çizecek yarışması yaparken bunun yanında projeme solo gitarist onu alacağımı söylüyorum.
gel zaman git zaman okul tuvaletinde yediğimiz dayaklar dışında sosyal etkinlikler içindeyiz. ha yukarda yazmadım bir de oğuz var bu ortamda. ilk konuşmada o yoktu. bir gün bana şöyle bir teklifle geldiler.
* abi bizim grupta basçı yok. bas çalan bir hatun vardı ama bıraktı. çalar mısın?
iç ses: ideallerine ulaşmak için bir basamak olarak kullan. eline mi yapışacak bas gitar.
* hem bas çalıp bırakan hatun olmuş grupta. başarılı olursan hatunu da götürürsün. (çok da güzel bir ablaydı ama ironiktir sonradan kız kardeşiyle sevgili olmuştum)
-olur ya çalayım. ne çalıyoruz metallica var mı?
* onlar da olacak ama şimdilik haluk leventten güneşin battığı sahilde var.
her yerde bir haluk levent çıkıyor karşımıza ama olsun. yazın ekmek yemiştik bunla şimdi de atlatana kadar keyfini sürelim.
stüdyo saati. stüdyodayız çalıyoruz. grup adı yok, birşey yok. sadece müzik var. gökhan ritm gitar ve vokal, oğuz solo gitar, orhun davul ben de bas.
gel zaman git zaman grup geliştikçe inanmışlık arttı. metallicadan for whom the bell tolls ilk bitirdiğimiz metallica parçasıydı. bu sırada okuldaki karşıt görüşlerin yanında denizlideki punk gruplarıyla da ağız burun giriştik girişeceğiz.
sene sonu okulda konser oldu. türkçe parçaların içinde bir kaç metallica falan da çalındı. şeklimiz o biçim. çıkışta babam kurtardı dayak yemekten.
derken ani bir manevrayla politik bir hareket yaptık. anadolu rock çalmaya başladık. bu sayede piyasada çalabileceğiz ve bunun verdiği getiri ile kendi özümüz olan trash metale yoğunlaşabileceğiz. yalnız denizli ortamındaki camiamızdan anadolu black metalciler gibi aşağılayan yakıştırmalar geliyor ne yapmak lazım bilmiyoruz.
çınar meydan konserleri, liselerde sahneler, kapalı spor salonu konseri. ve hayal gerçek oluyor. denizli açık hava tiyatrosu. sonunda bu da oldu. ve hepsinde metallicadan da parçalar var. denizlinin rock yıldızı oluyoruz diyebilirim.
bu esnada onur ve ali ihsan benden satış yemenin üzüntüsü içindeler. mehmetin grubuyla ortak stüdyo tuttuk. camia küçük sonuçta.
bir gün başıma bu haluk leventleri açan atilla hoca daha değişik bir şey söyledi. benim yerime gidip şamdanda çalar mısın? işte o konuyla ilgili mevzubahis giri durumu özetler.
@929307
artık hem grubumla anadolu rock çalıyorum, hem geceleri şamdanda piyasa çalıyorum. ama hala hayallerim var. rock yıldızı olacağım. fakat metallica gibi değil. müzikalitesi de olmalı ki iki tarafı da idare etsin. hah buldum. dream theater.
bu arada camia beni sikine takmaz oldu. kıvança çayır çimen geze geze çaldıktan sonra black magic'i çalabilsen ne değişir ki? ha kıvanç demişken o orkestrada gitarda cem var. serhat davulcu, tuna kış sezonunda basçı yazın ben varım ve kıvanç solist.
gel zaman git zaman bursada üniversiteyi kazandığımı gördüğümde üniversitede metallica olcam hayalinden de epey uzaklaşmış olduğumu gördüm. dream theater cover projesi de yaptım o da zevk vermedi. zaten artık siyah dışında tshirtlerim var ve gülüyorum. en önemlisi stüdyo saati ayırtırken "acaba şu saat boş mu" diyecek kadar yumuşadım.
artık benden geçti rockçı olmak. gençlerin yolu açık olsun.
cast:
onur: bir dönem haber alamadım ama facebooktan bulduk birbirimizi. tershanede çalışıyor, evlenmiş, sittin sene birşey çalamamış.
mehmet: en son makine mühendisi olmuştu, askere gitmişti. ama elindeki jackson gitarı bu listeden kalan en sert şey.
ali ihsan: tam adı ali ihsan barıştı. üç ismi vardı yani. bursayı benden bir sene önce kazanmıştı ve orada barış ismiyle ün yapmış. ertesi sene ben geldim ev arkadaşı olduk. kendine bir elektro gitar aldı ama çalmayı öğrenemeden kredi kartı borcu için satmak zorunda kaldı. bir ay sonra veteriner hekim olacak. istanbul barlarında alternatif gruplarla eğlenmeyi seviyor.
gökhan: iktisat bitirdi, askere gitti geldi. hala gitar çalıyor, şarkı söylemeyi bıraktı. üçlü beşli vokaller yapıyor. grubu denizlide bazı kafelerde sahne almakta.
oğuz: izmire üniversiteye gitti gönül adamı oldu. kampüste herkesi tanıyor. elektro gitardan vazgeçip akustik gitar aldı, onu da eve getirdiği kızları etkilemek için kullanıyordu en son.
orhun: bir kuşadasında bir denizlide yaşıyor. yedi sekiz senedir üniversitede. rus karılarla takılmaya ve okulu bitirmeye kendini adamış durumda. serhattan elli milyon liraya alıp, iki kere nikelaj yaptırdığımız davulları çürüdü yine. geçen sordum nerede olduklarını o da bilmiyor.
tuna, kıvanç ve serhat aynı ekibi korudular ama cem yok. başka bir gitaristleri var.
tuna: bas gitar çalma dışında bir de kayıt stüdyosu işine girmiş. saçları hala aynı uzunlukta. sonunda warwickçi olmuş corttan kurtulabilmiş. az kalsın cortla özdeşleşecekti.
serhat: bir yandan halı saha işletiyor bir yandan da iş olursa davul çalıyor. hala aynı denizli şivesine sahip.
kıvanç: akademik olarak epey yardırdı. pamukkale üniversitesinde öğretim görevlisi. sadece o grupla konser ve programlarda sahne alıyor. evlendi, kızı olacak.
cem: sanki çok lazım gibi bir sürü müzisyen yetiştirdi, denizlide sikini sallasan gitarcıya çarpıyor. canlı müzik işiyle pek alakası kalmadı gibi. gelen tekliflere kabul etmesinler de çalmasın uğraşmasın diye astronomik rakamlar çekiyor. bala göte kabul görenleri olursa da çalıp kenara para atıyor. evini bu sayede mudo konseptten döşedi. evinde envai çeşit gitarı, piyanosu var. çok tatlı kemancı biriyle evlendi, mutlu. müzik mağazası işletiyor. düğününde yukardaki camianın yarısı ve bir sonraki jenerasyonun denizli temsilcileri sahne aldı.
ben: iyi kötü bir okula kapak attım, yaşıtlarım işe girmeyi bırak terfi aldılar ben daha mezun olacağım. ama keyfim iyi yuvarlanıp gidiyorum bir yandan da çalıyorum orada burada.
unforgiven 3 çıkmış ama bizim kadroda şeyine takan yok. cidden bizden geçmiş.