din söz konusu olduğunda seçiminizi katiyetle yapıp, mümkün olduğunca yüksek sesle ve tutkuyla dile getirmeniz beklenen
ikileme.
her iki durumda da sessiz ve yorumsuz hatta umursamaz bir saygı gerektiren
seçenek
inananlara da inanmayanlara da saygı duymamıza gerek kalmamalı aslında, zira biz bu konuyu bilmemeliyiz bile, üzerine yorum-laf-sohbet dönmemeli, kim inançlı kim inançsız lafı bile geçmemeli,
bana ne demeli insan ya da
sana ne, yerine göre. çünkü inanç da inançsızlık da insanın yalnızca kendisi ile ilgili bir durum, ama dilden düşmüyor o ayrı.
inanmayan adam inananı daha kolay kabulleniyor genelde, çünkü;
inanana göre inanmayan "suç işliyor, yanlış yapıyor, cezayı hakediyor"
inanmayana göreyse inanan "kendince birşey yapıyor, kimseye zararı yok bunu kendince-inandığıyla yaşadığı sürece"
ama hiç bu sakinlikte olmuyor olay mevzu bahis
inanç ya da inançsızlıksa
hep bir alt etme, can yakma, kendini ispat ve tatmin çabası söz konusu.
oysa ki ne gerek var, kime ne...
üşenmek lazım biraz,
(herkes benim kadar üşengeç olsa dünyada savaş diye bir şey olmazdı)