|
|
- john carpenter filmi olup (1995) gerçekliğin sınırlarını alt üst eder. filmde sutter cane'in romanını yayınlamak isteyen bir yayınevi, onu bulması için dedektif john trent'i kiralar. ama yaptığı araştırma sonucu trent, cane'in romanlarındaki olayların, bir bir gerçek olduğunu görür.
deliliğin sınırları harikulade bir şekilde keskinleşir.
- ömrü hayatımda izlediğim en gergin film. özellikle trent'in kasabadan kaçma çabası ve her izleyenin beynine kazınan en sevdiğim renk mavi attraksiyonu insanın tüylerini diken diken ediyor.
- john carpenter dan çıkan en iyi korku eseridir şüphesiz.yol ve kilise sahneleri,sam neill abimizin kitabı okuma sahneleri,görüntü yönetmeninin ustalığı ve unutulmaz diyaloglarıyla beyinlere kazınan bir film.
- insanı yay gibi geren bir filmdir. insanı korkutmak için teen slash filmlerindeki klişeleri kullanmaz. kayıp yazar sutter cane öyle bir roman yazmıştır ki, okuyan herkes cinnet getirip birbirini doğrayacak, kıyamet gelecektir. kayıp yazarı arayan dedektif ise sonradan lanetli olduğunu öğrendiği kasabada bulur onu. planını da öğrenir ama herşey çok geçtir.
özellikle otoyolda yalnız giderken rastlanan bisikletli yaşlı adam, kasabadaki motelde bulunan resimlerin canlı olması, resepsiyondaki manyak yaşlı kadın vb sahneler akılda kalıcıdır.
- olağanüstü güçleri olan bi karakterin** sıradan bir insanın** hayatını yönlendirmesiyle bana angel heartı hatırlatan film. özellikle "i know who i am"* repliğiyle neredeyse bunu kanıtlamıştır.
edit: şimdi kafama dank etti bu iki sıradan adam da dedektiftir.
- h p lovecraft kuyruklu yıldızı john carpenter gezegeninin bu kadar yakınından geçince muhteşem bir korku kültü de kaçınılmaz oluyor. on küsür sene sonra izledim yine "lan?!" diye kaldım, ürperdim. rüya içinde rüya sahnesi falan, ayrı güzel.
küçük bir ayrıntı; filmin başında, hastanede çalan şarkı bizim meşhur carpenters olmasın mı?
- (bkz: at the mountains of madness)
- sam neill' in başarılı performansıyla anımsadığım gergin bir john carpenter filmi.
|