radiohead'in 10 ekim 2007'de download'a açtığı, 31 aralık 2007'de de cd olarak piyasaya sürdüğü 7.stüdyo albümü. albümün prodüktörü yine
nigel godrich. tracklist şu şekilde:
01
15 step
02
bodysnatchers
03
nude
04
weird fishes /
arpeggi*
05
all i need
06
faust arp
07
reckoner
08
house of cards
09
jigsaw falling into place
10
videotape
albümün bazı versiyonlarında da ikinci bir disk var, onun da tracklist'i şudur:
01
mk 1
02
down is the new up
03
go slowly
04
mk 2
05
last flowers
06
up on the ladder
07
bangers + mash
08
4 minute warning
neresinden başlasam incelemeye bilmiyorum. youtube'dan izlediğimiz parçaların evrimleşip mükemmelleşmesinden mi başlayayım, yoksa albümün pazarlama taktiğinden mi, emin değilim. en iyisi (aşırı bir fanboy davranışı gibi olacak ama) albümü dinlemeye başladığım 10 ekim'e götüreyim.
radiohead yeni albüm haberi verince duyduğum his ilginçti aslında. "ya hayal kırıklığı yaratırsa"yla "yeni ne gelecek çok merak ediyorum" arasında bir şeydi. hayal kırıklığına uğrayabilirdim çünkü kariyerinde ok computer ve kid a'i yapmış bir grup, piyasaya ne sürerse sürsün bu iki albümüyle karşılaştırılmaktan kurtulamazdı.
10 ekimde albümü nasıl dinlemeye başladım? pazarlama taktiğinden bahsedeyim hemen. çoğu yerde okumuşsunuzdur; radiohead albümü ilk olarak herhangi bir plak şirketinden bağımsız, kendi başlarına internetten dinleyicilere sundu. üstelik fiyatını da "gönlünüzden ne koparsa, isterseniz bedava" diye belirlemişti. bundan iyisi can sağlığı zaten.
neyse, 12 gibi indirdim albümü. 160kbps'de kodlanmış şarkılardan oluşan inrainbows.zip'i hala saklarım. ne de olsa müzik dağıtımı konusunda bir milat kendisi. yaklaşık 5 dk. gibi bir sürede inmişti, sistem o kadar fazla insana servis yaptığı halde gayet hızlı çalışıyordu. hemen dosyayı açtım ve dinlemeye başladım. saat 3'te dersim vardı ama okula gitmeden önce albümün tamamını dinlemeye niyetliydim bir kere.
albüm 15 step'le açılıyor. ilk baştaki elektronik ritm insanı ikilemde bıraksa da ("yeni bir kid a mi yoksa?" düşüncesidir bu), thom yorke'un canlı vokali, şarkının hemen başında giren gitar ve güçlü bas, kid a olmasa da radiohead'in köklerine bağlı kalarak yeni bir yöne yönlendiğinin habercisi. "how come i end up where i started?" sorusuyla başlayan kısım ise şarkıyı daha saldırgan bir kısma sokuyor ve grubun bu albümde çokça kullandığı stilin ilk örneğini bize veriyor: şarkının birden renk değiştirmesi.
15 step sona eriyor ve siz "oh be, geri döndüler" diyorsunuz kesinlikle. hemen ardından hızlı bir girişle bodysnatchers başlıyor. pablo honey'deki herhangi bir hızlı şarkının 30 kat profesyonelleştirilmiş hali bodysnatchers. adeta bir punk şarkısı ancak içinde yine radiohead melankolisi taşıyor. şarkının tam anlamıyla 180 derece döndüğü kısım ise 2:06'dan sonra başlıyor. albümün en iyi 2 dakikalarından biri bodysnatchers'ın bu kısmı. "i'm alive" nidalarıyla bitiyor ve siz tam anlamıyla onların geri döndüğünü anlıyorsunuz, üstelik hiç olmadıkları kadar "normal"ler.
3. şarkı nude, taa ok computer zamanlarından kalma. youtube'da canlı performanslarını izlerseniz nasıl değiştiğini görebilirsiniz. jonny greenwood'un tescilli markası haline gelmiş yaylılar, parçayı yeni bir how to disappear completely yapıyor adeta. "don't get any big ideas", şarkının anahtar sözcüğü. melankolik radiohead havasını sonuna kadar hissediyorsunuz nude'da. açıklanacak gibi değil, dinlemeniz gerekiyor.
nude'dan sonra ondan daha hızlı bir parça olan weird fishes / arpeggi çıkıyor karşınıza. nedense albümü ilk dinleyişimde pek ısınamadığım bir parçaydı bu. şimdi ne kadar salak olduğumu anlıyorum. bu şarkıda da 2:25'ten sonra hafif bir patlama var, ama bu patlama insanı germiyor aksine rahatlatıyor. sonra parça duruluyor ve son dakikasında karanlık bir hal alıyor. gayet güzel bir parça, özellikle gitar arpeji çok sade olsa da akılda kalıyor.
beşinci parça... all i need için hissettiklerimi nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. "ilk görüşte aşk" diyeceğim, o bile yeterli olmayacak. albümü dinleyip okula gitmek için evden çıktığımda, yolda mp3 player'ımla bu şarkıyı en az 20 kere dinlemiştim o gün. o zamanki ruh halimden miydi bilmiyorum ama şarkı her dinlediğimde şimdiye kadar dinlediğim en iyi ses bütünü gibi geliyordu bana. o kadar gün geçti, hala bu fikrimden dönmedim sanıyorum. çok gergin bir parça all i need. trip-hop'tan çıkma bir ritm, ikinci kısımda başlayan ksilofon, tüm şakrı boyunca devam eden bas... sonunda dayanamıyor ve patlıyor zaten all i need. 2:45'ten şarkının sonuna kadar olan kısım, adeta bir sigur ros eserinden çıkma. "it's all right, it's all wrong" diye bağırıyor thom yorke. ama şarkının en vurucu sözü bu değil, "i only stick with you, because there are no others" denilen bir şarkıda o haykırışlar arkada nasıl bir müzik olursa olsun arka planda kalır bence.
all i need, şimdiye kadar dinlediğim en iyi müzik eseridir. bu kadar kesin ve net.
all i need'den sonra ihtiyacınız olan mola faust arp'la geliyor. yaylılar, bir akustik gitar ve thom yorke. çok yumuşak bir geçiş faust arp. 2 dakika olmasından dolayı sanırım, insan doyamıyor ve bir kere daha dinlemek istiyor.
reckoner albümün yedinci şarkısı. buradaki gitar melodisi ve bateri düzenlemesine hastayım. her ne kadar thom yorke'un vokali melankolik olsa da şarkı müzik olarak çok canlı. insana bir mutluluk veriyor, siz bunun farkına bile varmıyorsunuz ama. şarkı bittiğinde çok daha iyi hissediyorsunuz. garip bir şarkı reckoner, sevmeden edemiyorsunuz kısaca.
jigsaw falling into place albümün 8 şarkısı ve ilk single'ı. şarkının ana faktörleri akustik gitar ve bas. yine hızlı ve dinamik bir parça jigsaw falling into place ama gergin bir havası var. kullanılan elektro gitarlar ve geri vokaller şarkıyı ayrı bir atmosfere sokuyor ve çok sesli hale getiriyor. jigsaw falling into place farkını burada yaratıyor bence. bu şarkı da 2:53'den sonra ayrı bir hal alıyor, adeta kopuyor... 2:53'ten şarkının sonuna kadar geçen sürede işin içine yaylılar da giriyor. anlatınca karışıkmış gibi duruyor ama belki de en düzenli parçası albümün.
sondan bir önceki şarkı house of cards bana blues parçalarını çağrıştırdı. ısınamadığım tek parça bu. içindeki "i don't wanna be your friend, i just wanna be your lover" sözü, in rainbows'daki samimi havayı özetliyor.
son parça videotape. yorke tarafından çalınmış bir piyano var parçada, genel olarak şarkıyı o götürüyor zaten. parçanın ortasında başlayan aksak ritmi koyma sebepleri 15 step'te elektronik bir ritmle başlamaları mı bilmiyorum ama, tam tabirle "cuk" oturmuş. ölümü anlatıyor videotape ve geren, ardından biraz durulan, sonra hızlanan ve sona eren temposuyla bunu son derece iyi yapıyor. mükemmel bir albüm kapanışı. son sözler de olağanüstü:
"no matter what happens now
i won't be afraid
because i know today has been
the most perfect day i've ever seen"
ikinci diskten çok fazla bahsetmeyeceğim, albüme giremeyen ve single'larda b-side olarak karşımıza çıkan parçaları topluyor. favorilerim up on the ladder ve down is the new up.
her ne kadar gitar dolu bir albüm olsa da, radiohead kesinlikle yeni bir şeyler denemiş in rainbows'ta. bu albüm ne ok computer, ne the bends ne de kid a. hepsinden ayrı bir şey. hepsinden daha sade -ki müzik olarak söylemiyorum bunu, daha gösterişsiz işte-, hepsinden çok daha samimi. 2007 yılının en iyi albümüydü bana göre ve 2000'lerde çıkan en iyi albümlerden biridir kesinlikle. ok computer değil ama olması da gerekmiyor. in rainbows, tamamen ayrı bir başyapıt. herkes, radiohead'den nefret edenler dahil en az bir kere dinlemeli. zaten ilk dinleyişten sonrası geliyor kesinlikle.