|
|
- porcupine treenin 2002 yılında çıkardığı güzel bir albümü. şarkıları da yazayım tam olsun;
1)blackest eyes
2)trains
3)lips of ashes
4)the sound of muzak
5)gravity eyelids
6)wedding nails
7)prodical
8).3
9)the creator has a mastertape
10)heartattack in a lay by
11)strip the soul
12)collapse the light into earth
- 2002 yılının sonbahar aylarında dinleyicilerle buluşmuş olan mükemmel porcupine tree albümü. birçok dinleyiciye göre grubun en iyi albümlerinden birisi.
stupid dream ve lightbulb sun gibi görece daha sakin, tarz olarak pop ve cazdan fazlasıyla etkilenmiş iki albümden sonra müzik piyasasına bomba gibi düşmüş olan bu albümde sırasıyla şu şarkılar bulunmaktadır:
1- blackest eyes
2- trains
3- lips of ashes
4- the sound of muzak
5- gravity eyelids
6- wedding nails*
7- prodigal
8- .3 (şarkının ismi aslen ".3" şeklinde yazılmaktadır. *)
9- the creator has a mastertape
10- heartattack in a layby
11- strip the soul*
12- collapse the light into earth
bu şarkılar dışında albümün birkaç farklı formatında bonus olarak gelen şarkılar ise şunlardır:
1- drown with me
2- chloroform*
3- futile
( '*' ile işaretlenmiş şarkılar dışında tüm şarkıların söz ve besteleri steven wilson'a aittir. wedding nails, wilson ve richard barbieri'nin, strip the soul ise wilson ve colin edwin'in beraber yazdığı şarkılardır. chloroform ise wilson ile chris maitland'ın ortak çalışmasının bir sonucudur.)
chris maitland demişken, grubun bu albümünde parmağı olan müzisyenlere bir göz atmakta fayda var:
** steven wilson* -- vokal, gitar, piyano
** colin edwin -- bas gitar
** richard barbieri -- klavye
** gavin harrison -- davul, perküsyon. (kendisi bu albümle beraber 2002 yılında chris maitland'ın yerine grubun davulculuğu rolüne geçmiştir; halen de bu konumdadır.)
bu dörtlünün yanısıra iki önemli konuk sanatçı albüme ayrı bir renk getirmiştir. bu isimler:
** aviv geffen -- wilson'ın yan projesi olarak da bilinen blackfield'dan tanıdığımız bu insan the sound of muzak şarkısında vokalistlik* yapmıştır. güzel de olmuştur.
**john wesley -- the sound of muzak ve prodigal'da vokalistlik* icra etmiş olan bu insan aynı zamanda blackest eyes şarkısına hem gitarı hem de sesiyle eşlik etmiştir.
bu kadar kuru bilgiden sonra albüme daha yakından bakmak ziyadesiyle güzel olacaktır diye düşünüyorum:
grup üyeleri tarafından, yani birinci ağızdan hiçbir zaman "evet, öyledir!" diye belirtilmemişse de, grubu uzun süreden beri takip edenler bu albümün bir konsept albüm olduğu konusunda hemfikir. "delilik, cinsi sapıklık, cinsel istismar ve seri cinayet işleme dürtüsü" gibi temalar albümün genelinde sık sık karşımıza çıkıyor. bu bağlamda wilson, albümün yapım sürecinde en büyük ilham kaynaklarından birisinin ünlü ingiliz seri katil fred west olduğunu belirtiyor. fakat albümde aşk, erotizm gibi daha "sağlıklı" temaları işleyen şarkılar da mevcut; bu da albümün bir seri katilin hayatını çocukluk, evlilik, ölüm... gibi süreçler dahilinde işlediği görüşünü doğuruyor. üstelik farklı temaları işleyen şarkıların sözlerinde de albümün bu varsayılan konseptine göndermeler bulmak mümkün. (bu konuya daha sonra döneceğim.)
yine de, bu albüme tam bir konsept albüm diyebilmek zor; zaten wilson da "sözlerin ucu açık; istediğiniz yere çekin. gelir onlar." diyor. üstelik konsepti doğrudan yıkıp geçen bir the sound of muzak gerçeği de mevcut. bu şarkı, müzik endüstrisinin günümüzdeki yozlaşmış tavırlarına yönelik müthiş bir eleştiri olma özelliği taşıyor; yani varsayılan albüm konseptinden tamamen bağımsız bir şarkı.
(yönetmen arkadaşım işaret ediyor; "neyse, hep hayırlısı." diyerek tek tek şarkılara bir göz atmanın sırası gelmiş. girinin buradan sonrası genel olarak "bence"lerle ilerliyor; o yüzden resmi bir bilgi aramayın burada.)
***
blackest eyes: özellikle neşeli bir gitar melodisiyle ön plana çıkan ve "kara gözlü sevgiliye yazılmış bir aşk şarkısı" görünümüdeki bu şarkı, albümün "tecavüz ve seri katillik" temasını en açık işleyen şarkısı olma özelliğini taşıyor. üstelik şarkının klibi de bu görüşümü doğrular nitelikte. sözlerin arkasına bakalım:
"a mother sings a lullaby to a child
some time in the future the boy goes wild"
(yani, katilimiz ve sapığımız--her masum çocuk gibi--bir anne tarafından doğuruldu ve ninnilerle büyüdü ama çok daha sonra bir canavara dönüştü.)
"i got wiring loose inside my head
i got books that i never ever read
i got secrets in my garden shed
i got a scar where all my urges bled
i got people underneath my bed
i got a place where all my dreams are dead
swim with me into your blackest eyes"
("bahçemdeki kulübede saklarım sırlarımı", "yatağımın altında [ya da toprakta diyelim] insanlar var." diyen bu sözler katilin tecavüz edip öldürdüğü [ya da öldürüp tecavüz ettiği] insanları evinin bahçesi kadar yakın yerlere gömdüğünü düşündürüyor.)
bu temayı bir kenara bırakırsak... şarkının hem girişinde, hem de ilerleyen bölümlerindeki davul ataklarının elektro gitarla uyumu mükemmel olmuş. akustik gitar böyle sözlere sahip bir şarkının hislerini tam yansıtmamış olsa da bu noktada da arkadan klavye ve vokal desteği gelmiş.
***
trains: rüştünü ispat edememiş insanların "porküpayn tırii chok küselll yeaa!" demelerine sebebiyet veren ilk şarkı sanırım bu olmalı. ("chok küsel" olmasa da "çok güzel" bir şarkı olduğu su götürmez bir gerçek.) akustik gitarın ön planda olduğu bu şarkı wilson'ın çocukluk anılarına götürüyor bizi. demiryolu kenarında bir akraba evi, sıcak bir yaz mevsimi ve aşk... aşkı ve sevgiliyi "tren" teşbihiyle anlatan ilk şarkı da bu olabilir, bilmiyorum.
şarkı yaklaşık 3:20 civarında asıl melodisini bırakıp avrupa çingenelerinin sokak danslarında sık sık yer bulan eğlenceli bir melodiye ev sahipliği yapıyor. asıl melodi geri geldiğinde ise bu kadar sakin giden bir şarkıya nasıl bu kadar mükemmel bir şekilde uyum sağlayabildiğini hala çözemediğim, yarıp geçen davul ataklarını da yanında getiriyor.
***
lips of ashes: aşk şarkısı mı? öyle düşünmek için kendinizi zorlamazsanız, tabii ki değil. yukarıda belirttiğim temaya bağlı ilerleyen bir şarkı olduğunu düşünüyorum. seks (ya da tecavüz), kararan gözler ve ölüm...
"la la la..." vokalleriyle ölüm teması herhalde daha iyi anlatılamazdı. yetmemiş olacak ki, david gilmour mahlaslı tanrıyı bile kıskandırabilecek bir elektro gitar solosuyla kapanıyor şarkı.
***
the sound of muzak: şarkıyla ilgili başlıktan kendi girimi kopyalar ve yapıştırırım;
"müzik kavramının günümüzde neredeyse tamamen içi boş, tüketim toplumları için üretilen bir şeye dönüşmesi karşısında duyulan üzüntüyü dile getiren şarkı." sözlerinden sadece iki kısa alıntı yaparak durumu özetlemek mümkün:
"the music of the future
will not entertain
ıt's only meant to repress
and neutralise your brain"
[geleceğin müziği eğlendirmeyecek/ onun tek amacı beynini baskılayıp etkisiz hale getirmek.]
"the music of rebellion
makes you wanna rage
but it's made by millionaires
who are nearly twice your age"
["isyanın müziği seni öfkeyle dolduruyor/ ama onlar senden neredeyse iki kat daha yaşlı milyonerler tarafından yapılıyor."]
***
gravity eyelids: sözleri ve melodisiyle yine bir aşk şarkısı izlenimi uyandırabilecek bir şarkı. ancak wilson bu şarkının "lut gölünün kıyısında geçirdiği bir gece" hakkında yazıldığını belirtiyor. yine de şu varsayılan temayla ilişkilendirilebilecek sözleri de şarkıda bulmak mümkün. "yaklaşık 6,5 dakikalık bir müzik ziyafeti" demekten başka bir şey bulamıyorum.
***
wedding nails: albümün enstümantal incisi. grubun ilk "progressive metal" örneklerinden sayılabilir. şarkının ortalarına doğru dinleyicinin kulağında patlayan camelvari elektro gitar solosu bence şarkının en can alıcı yeri.
***
prodigal: hayatın zorluklarından kaçmak için dinden uyuşturucuya, esrardan arkadaşlıklara kadar her yolu deneyen bir insanın çığlıklarını barındırır.
***
.3: edwin'in bas gitarının hüküm sürdüğü bir girişle başlayan bu şarkı şu kısa sözlerle öne çıkıyor:
"black the sky, weapons fly
lay them waste for your race"
[gökyüzü karanlık; silahlar havada uçuşuyor / kendi ırkın için onları yok et.]
burada "onlar"ı silahlar olara ele alırsak, bu şarkı savaş karşıtı bir şarkı olarak görünmektedir. "onlar"ı insanlar, düşmanlar olarak ele alırsak savaşı (desteklemeden ya da karşı çıkmadan) anlatan bir şarkıyla karşı karşıyayız demektir.
***
the creator has a mastertape: işte varsayılan konsepte doğrudan bağlı bir şarkı daha. yüksek temposu ve rahatsız edici gitar tonlarının yanısıra, sözleri de konsepte doğrudan ilişkili:
"he captured and collected things
and he put them in a shed
he raised a proper family
so he could tie them to a bed"
(buradan katil ve sapık karakterimizin aslında bir de ailesi olduğunu, fakat ailesinin kendisi için yalnızca şiddet uygulamak ve ensest ilişkilere girmek için bir araç olduğunu anlıyoruz. bunun yanısıra kulübesinde işkence aletlerinden ölü bedenlere, seks oyuncaklarından rehinelere kadar herhangi bir şeyin olması mümkün.)
***
heartattack in a layby: eşiyle/sevgilisiyle yaşadığı bir tartışmadan sonra yola çıkmış bir adamın hissettiklerini anlatan bir şarkı olması mümkün. bu adam kalp krizi geçirmekte, ya da geçirmek üzere; o derece kötü hissediyor. eve dönmesi gerektiğini, eşinin/sevgilisinin tartışma için özür dileyeceğini ve beraber yaşlanacakları hayal ediyor ama hiçbir şey yapacak gücü yok. yalnızca uzanabiliyor...
bu hüzünlü şarkının varsayılan konseptle ilişkisini ortaya çıkarmak zor görünüyor. konsepte bağlı ya da değil: mükemmel bir şarkı. vokallerde çok sesliliğin kullanımı, piyano ve gitarla süslenen melodiyi daha da derinleştiriyor.
***
strip the soul: konsepte doğrudan bağlı olan bir şarkı daha. yine edwin'in bas gitarından yükselen melodilerle başlayan bu şarkının sözleri her şeyi açıklıyor:
"this is my home, this is my own, we don't like no strangers
raise the kids good, beat the kids good and tie them up
spread it wide, my wife, my life, push the camera deeper
i can use, i abuse, my muse, i made them all"
"they are not gone, they are not gone, they are only sleeping
in graves, in ways, in clay, underneath the floor
building walls, overalls, getting bored, i got faulty wiring
brick it up now, brick it up now, but keep the bones"
(karısının ve çocuklarının kendi eseri olduğunu düşünen katilimiz onları dövme, onlara tecavüz etme, onları bağlama ve işkence etme hakkını kendinde görüyor. ayrıca katilimizin öldürdüğü insanları kendi evine, bahçesine gömüp üzerlerine yeni duvarlar ördüğünü de öğreniyoruz.)
***
collapse the light into earth: piyanonun ve wilson'ın vokallerinin ön planda olduğu bu hüzünlü şarkıyı da konsepte bağlamak pek kolay değil. şarkının sonlarına doğru giren yaylılar şarkıya bir filmin son sahnesi havasını veriyor; ve albüm bitiyor.
|