öğretmene amca ,teyze diye seslenilip,"yarın da gelecek miyiz?" diye sorulduğu garip bir gündür. bazı veliler gün bitene kadar çocuklarına eşlik etmektedirler.
anne: çocuğum zil çalınca doğruca servisine gidiceksin, tamam mı evladım?
çocuk: tamam annecim.
çocuk derse girer, ilk tenefüs zili çalar, eşyalarını aceleyle toplar, koşa koşa servise gider.
servisçi amca: oğlum ne işin var senin bu saatte?
çocuk: ama annem zil çalınca servisine git dedi.
servisçi amca: daha okul bitmedi hade bakayım koş sınıfına.
çalışan anne çocuğu olmanın burukluğunu yaşamaktır o gün.
herkesin annesi çocuğunun yanında gün bitene kadar hatta 1 hafta alışana kadar beklerken,annenizin ilk gün bu okulun,bu da öğretmenin deyip çekip gidivermesidir.
kendinizi kalabalıkta yalnız hissetmenizdir belkide.
herşeyin dışında inadına sağlam durmaya,karşı gelmeye,ayakların yere basmasına alıştığınız,başbaşa kaldığınız ilk gündür!
annem bırakıp gidince ben de çok içlenmiştim de bütün sınıf birden böğürüp tepişmeye başlayınca sapıtıp kaldım herhal. gün atlatılıp alışılınca,aksamında anneye gururla, herkes ağladı ben ağlamadım sen yarın gelme denir.
önceki gecesi uyuyamamıştım heyecandan. ilk gün ise bomba gibiydim. ağlayan çocuklar arasında ağlamadan dim dik duran bir çocuktum. öğretmeni de sevmiştim. erkek olmasına rağmen adının ayşe olduğunu söyleyerek beni bütün gün güldürmeyi başarmıştı. ama içimi acıtan bir şey vardı ki hala içimde yaradır..."siyah önlüğü kaldırıp mavi yapmak için benim okula başladığım günü mü belirlediniz ulan?" milli eğitim bakanlığına hala kırgınım. çok özenmiştim laaaan. gözlerim doldu.
not: 10 yaş küçük kardeşim nasıl olduysa siyah önlük kullanan nadir okullardan birine düştü. o garibim de mavi özeniyodu. kader ağlarını örmüş bi kere.
- okul iki bina yanda olduğu için kimse götürme gereği duymamıştı ve tek başına beslenme çantamı sallayarak gitmiştim. bahçeden içeriye girdiğimde benim gibi yüzlerce önlüklü çocuk görmüştüm. ne bok yiyeceğimi bilemeyip eve dönmüştüm. annem sanırım gayet sinirlenmişti ama mecburen götürmüştü tekrar.
yeni alınmış pırıl pırıl bıcır bıcır çantamın,beslenme çantamın ve önlüğümün benimle garip bir bütün oluşturduğuna inandığım;içimden heyecanla karışık bir korkunun gelip geçtiği o gün...o müthiş, talihli ve bir okadar da haylaz serüvenler dizisinin ilk günü!
kalabalık sınıfların olduğu dönemler. sınıf mevcudu 60 kişi civarı. öğretmen herkesi teker teker sıralara yerleştirdi. bu yerleşme işleminin ardından o zamanlar pek umrumda olmayan fakat şimdi kafamı kurcalayan bir durum oluştu. sınıftaki erkeklerin çoğu iki kızın arasına oturmuşken, ben iki erkeğin arasına denk gelmiştim. sonraları üniversitede de buna benzer bir şeyler oldu (bkz: @1479087). kader ağlarını örmüş orası belli, farklı komplo teorileri kurcalar oldu zihnimi. şimdi düşünüyorum da lan acaba bizimkiler ilkokul diye elektronik mühendisliği bölümüne mi kaydettirdiler beni?
birçok insanın hayatındaki en güzel günlerden birisidir. bir önceki gece kalbiniz küt küt atar heyecandan doğru düzgün uyuyamazsınız, sabah anneniz erkenden kaldırır evde bir neşe halleri vardır, harika bir kahvaltı masası hazırlanmıştır anneniz heyecan içinde size yemek yedirmeye çalışırken baba güzelce traş olur giyinir, sonra giyinme faslı başlar, mavi önlüğünüzü giydirir anneniz, pantolonuzu kendiniz giyersiniz yakanızı yine anneniz bağlar, bembeyaz bir mendili önlüğün ön cebine güzelce yerleştirir, çantanız bi gün önceden hazırdır zaten, evden çıkar ailece okula gidersiniz hiç girmediğiniz kadar kalabalık bir ortamdasınızdır, sınıflar ayrılır sıraya geçersiniz anne babanız arkadan size el sallamaktadır, onların orada olmasından aldığınız güvenle durursunuz sırada, büyük abiler ablalar çıkar kürsüde birşeyler anlatır sonra o ilk zil çalar, hayatınız boyunca binlerce defa duyacağınız o zil.. 1.sınıf olduğunuz için önce sizin sınıfınız girer okulun kapısından sınıfa geçersiniz hocanız içerde hazır beklemektedir herkes boş bulduğu yere oturur, o gün belki de hayatınız boyunca en yakın arkadaşınız olacak kişinin yanına oturursunuz ilk ders ne olduğunu idrak etme vaktidir, ağlayan çocuklar vardır birbirini tanıyan arkadaşlar vardır siz ise ortama yabancısınızdır, derken zil çalar dışarı çıkarsınız anne babanızın yanına gidersiniz, baba sizi öpüp işe gitmek için veda eder, sonra geri dönüp cebinize o güne kadar verdiği en sağlam harçlığı yerleştirir, anne ise ders bitiminde gelip alacağını söyleyerek evine döner, hafif bir mide bulantısı başlamıştır hiç bilmediğiniz bir yerde artık yapayalnızsınızdır tekrar zil çalar tekrar sınıfa girersiniz, az önce konuşamadığınız çocukla şimdi ufak ufak konuşmaya başlarsınız, mide bulantınız geçer her geçen dakikada, o çekingenlik hali yerini garip bir mutluluğa bırakır, bir dahaki zillerde dışarı çıkmazsınız sınıfı tanırsınız son zil çaldığında heyecanla kapıdan fırlarsınız anneniz oralarda biryerlerde gülerek sizi beklemektedir, eve dönüş boyunca okulu arkadaşlarınızı anlatırsınız ona, -anne serhat kalemini bana verdi, bende silgimi ona verdim- onun gözlerinde ise ancak yıllar sonra anlam verebileceğiniz bir ışık vardır.
mutlusunuzdur, artık sizinde bir okulunuz vardır.
güle oynaya okula gittikten sonra, etrafındaki tüm çocukların salya sümük ağladığını görmek, önce olaya bi anlam verememek ve akabinde benim de ağlamam lazım herhalde, ne oluyo, nasıl yani diyerek bunalıma girilen gündür. bu aşamadan sonra o ortamda yapılacak başka bir şey yoktur zaten, dudaklar hafifçe büzülür, çene titretilir, ağlamaya başlanır, adet yerini bulur böylece.
kolları uzun gelen , bir beden büyük alınmış önlüktür ilkokuldaki ilk gün.
ilk topluma karışma çabası. ilk kendini kabul ettirme , ilk dışlanma , ilk matbaa kokusu , en akılda kalan gün.
sanki dün sabahtı .. tuhaf geliyor insana düşününce.
dakikalarca yanyana oturulup konuşulmayan arkadaşın kalemi yere düşünce alır verirsiniz, teşekkürler !! der ve tanışma faslına geçilir nihayet.
öğretmenim dişim ağrıyo çekilsin diye doktora gidecektim ben eve gitmek istiyorum diye yalan sallanır. o zamanlarda sanılırki hocayı kekledim, tabi büyüyünce akıl başa gelir ki öğretmen sadece zorlamak istememiştir git hadi demiştir.
anne çalıştığından dolayı ilk gün okula babayla gidilir.baba sürekli sorar bir şey istiyor musun oğlum diye.nedense hiç bir şey istenilmez.ama baba sürekli sormaya devam eder.derken sizi alır sınıfınıza götürür.yerinizi oturtur.yine aynı soruyu sorar.siz yine bir şey istemezsiniz.derken baba tam sınıftan çıkarken en arkadan bütün sesinle,sınıftan tam çıkacak olan babaya bağırırsınız;
5 yıl boyunca ana okuluna giden bir çocuk için gerçektende zordur.anne,babadan ayrı olmak koymaz ona zaten alışmıştır annenin babanın olmayışına...çocuğun burda asıl sorunu 5 yıl boyunca dilediği oyuncaklarla oynayıp eğlendikten sonra defter kağıtla uğraşmaktır. ne gerek vardır oyun oynamak yerine okuyup yazmaya!