mazoşist, ve aynı zamanda
sadomazoşist bir eylem.
insanlığın makus talihi bu sanırım; acı çekmek ve acı çektirmek. tabi çekilen bu acıların kişide yarattığı
zevk,
heyecan,
adrenalin ve üzüntünün boyutları, içinden bulunulan iletişim ve bu iletişim olayını gerçekleştiren bireylere göre değişir. zira kimisi bundan zevk alırken, kimisi ise bundan yeterince yara alır. ha nasıl ki insanlığın içine mensup olduğu bu makus talihin ev sahipliğini yapan bu kainatın içinde çeşitli objeler, olaylar, fikirler, olgular, savaşlar, sevişmeler varsa; bu iletişim denilen acı verici olayda da birçok etken vardır. iletişim bilimciler bunlara kaynak, kanal, gönderici, alıcı, verici gibi biribirinden farklı, sert ünlülerden ve birden fazla ünsüz harflerden oluşan isimler vermişler, ve ne yazık ki bu isimlere yumuşak ünlülerde dahil ! oysa ki ben bu olayda yumuşak bir taraf göremiyorum. ''iletişimin yumuşak karnı yoktur. '' ki olsaydı zaten, herhalde iletişimi farklı bir şekilde tanımlama girişiminde bulunurdum.
(bu yazının ilk kısmıydı, zaten sonrasında da pek bir bok yok ! )
gel gelelim, iletişimciler, iletişim denilen hadiseyi birden fazla terimle açıklayadursunlar ; ben ve benim gibi eksik düşünenlerde olayı mazoşizm ve sadomazoşizm'e indirgeyecek kadar alçaklaştık, hatta bu alçaklaşmayla kalmayıp olayı bir de açıkladık ! denilir ki, her insanın içinde mazoşistlik vardır. işte o yüzden sevdiği insandan ayrılınca orhan baba'yı dinlermiş. hoş, ben orhan baba yerine daha atmosferik isimlere yöneliyorum, lakin bu ayrı bir tartışma konusu. hah işte, insanlarda, ya da dostoyevski'nin deyimiyle ''insancıklar''da, bu mazoşistliği ya da zaman zaman sadomazoşistliği kullanarak iletişim eylemini gerçekleştirirler. ve bu şekilde, iletişimin sert ama narin damarlarını bu iki kavram meydana getirir. her insanın ihtiyacı vardır, ve her insanın acı çekmeye, ve sanırım yer yer acı çektirmeye ihtiyacı vardır. iletişime giden o dar ve uzun yollarda, insanın, bu onarılabilir ihtiyaçlarını gidermeye yönelik acı bir oyundur. ve oyun yüzyıllardır kendini farklı açılardan geliştire geliştire bugünlere kadar geldi, ve bugünlerde de mekanik bir forma büründü. bundan mütevellit; artık insanlar daha kolay acı çekecek ve acı çektirecektir. çünkü artık, iletişim yollarını elimizde tutmak çok kolay, kablolarsa vücudumuza çivilerle tutturulmuş durumda, hem de en derinlerimize. tıpkı
isa'yı tahtaya tutturmak için ellerine çakılan çiviler gibi. o zaman isa ölmüştü acıdan, şimdilerse ise biz isa'nın konumundayız, ve bu çektiğimiz acı ve acılardan dolayı öleceğiz. her nasıl ki, başkasına acı çektirmeyi, bir başka deyişle sadomazoşizm'i göklere çıkarıyorsak, ölebilmeyi kabullenmeliyiz. sanırım isa'da bunu kabullenmişti, ve itiraz edenlerde o'nu sevenlerdi. zaten biz ölünce de kendimize ağlayamıyoruz, en fazla bizi seven birkaç kişi üzülecek, ve mezarımıza da 4 kişi gelecektir. üzülüyorum aslında; çünkü acı çekme ve acı çektirme duygusu hiç körelmiyor insanda, ve hiç törpülenmiyor bu duygular. mazoşizm ve sadomazoşizm git gide tanrılaşıyor, ve iletişim heryerde. aca ben bu yazıyı yazarken kaçınız birbiriyle iletişim halinde ve kaç insan acı çekme ve acı çektirme faaliyetleri içerisinde ? bence binlerce ! milyonlarca ! milyarlarca !
hepimiz, ellerinden çivilenen isa'nın hayaletleriyiz. iletişim kabloları, mazoşizm ve sadomazoşizm'in akıl oyunları sayesinde vücudumuza çivilerle tutturulmuş durumda, ve her an acı çekiyor ve çektiriyoruz acımasızca. acaba şu anda kaç kadın ağlıyor ? acaba şu anda kaç tane adam yalnızlıktan dem vuruyor ?
evet, iletişim her yerde. peki ya biz ?