türkiye'de ilah bilimi manasındaki ilahiyat kavramı,ilk kez
ulûm-ı aliyye-i diniye adı altında 2. abdulhamit tarafından 1 eylül 1900’de açılan
darülfünun içerisinde yer almıştır.o zamanlar bu isimle anılması uygun görülen ilahiyat fakülteleri ve burada öğretilenler, daha önceleri medreseler ve burada öğretilenlerin birebir karşılığı olarak düşünülüyordu. ülkemizde teolojinin karşılığı olarak kullanılan ilahiyat kelimesi ilah bilimi manasında türkiye dışında hiçbir islam ülkesinde kullanılmamaktadır.bu ülkeler osmanlıdan devraldıkları ulum-u şeriye adını halen daha kullanmaktadırlar.
ilahiyat ve bilim kelimelerinin yanyana kullanılmasıyla ilah'ın bilinip bilinemiyeceği sorunsalına gark olan zihinlerin ilah bilinemez sonucundan tüme-varım yöntemi ile ilahiyat bir bilim değildir'e ulaşan akıl yürütmelerine ve türkiyede'ki ilahiyat fakülteleri baz alınarak ilahiyat bir bilimdir diyenlerin kullanageldikleri retorik ve argümanlarına baktığımızda gördüğümüz savunu ve ayrımın mutlaklığı hususunda, bu iki tarafın aralarında bir fark olmaması ,özünde bu çekişmeye konu olan olguların dini, felsefi ve ideolojik yanının , tıpkı evrim teorisi ve akıllı yaradılış arasında son zamanlarda süregelen çekişme ve hatta sürtüşmelerde olduğu üzere , zaman zaman bilim tesettürüne büründürülerek inandırıcılık kazandırılmaya çalışılmasındandır.
dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ilahiyat fakülteleri öyle olmadığı halde ilahın varlık veya yokluğunu ispata çalışan yerler haline indirgenmiş ve bu durum burada çalışan kişileride bilim adamı olarak değil din adamı olarak algılanmasının yolunu açmıştır.bu haseble bunun sorumlusu algıyı yöneten medyada olduğu kadar ilahiyat fakültelerini din aracılığı ile toplumu zaman zaman güdüleme zaman zaman ıslah etme çalışmalarının dümen dairesi olarak yapılandıran devlet ve bu yapılandırmaya teşne olan zihniyette de aranmalıdır.
gerçek şu ki ilahiyat bilimi ile uğraşan insanlar allah’ın bir olduğunu, ezelinin, ebedinin olmadığını ya da tam tersini bilimsel yöntemlerle kanıtlamaya çalışmazlar.zira bu kişiler çoklukla bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındadırlar. yine de bunun böyle olmaması ilahiyatın değil kendini ilahiyatçı olarak tanımlayanın problemidir.
ilahiyatın dinleri, o dinlere ait ritüelleri,seramonileri ,dinlerin ortaya çıkış ve yok oluşunu, ve bunların nedenleri ile dinin sosyal hayata etkileri üzerine eğilmesini, kim neye inanıyor, neden inanıyor, zamanla nelere inanmışlar, inançlarının özellikleri neler sorularını bilimsel metodlar kullanarak cevaplandırmaya çalışmasını bilim olarak adlandırmayacaksak ne olarak adlandıracağız?
ilahiyat (ülkemizde her ne kadar öyle olsa da) sadece islam ile ilgilenmez.yahut ilgilenmemeli.diğer dinler ve onların ilah kabul ettikleri de ilahiyat dahilinde incelenebilmelidir. ki ancak o zaman ilahiyat bütün dinlere eşit yaklaşan ve hepsini inceleyen bir bilimdir demek yanlış olmaz.