büyüdüğü için, su içmeden de hap yutabileceğini düşünen kişilerin başına gelebilir.
("lan üşenmemiş de yazmış, kim okuyacak bunu be aslanım" diyen insanlara adanmıştır)
on sekiz yaş sonrası ile ilgili herkesin farklı düşünceleri vardır. benimkilerden bir tanesi, ilaçları susuz yutabilme yetisine kavuşmaktı. bakıyorum; annem su içmeden yutabiliyor, babam öyle, abim, ablam... çevremde on sekiz yaşından büyük olup da bu ulvi eylemi gerçekleştiremeyen bir tane insan yok! hepsi gözümde bir kahraman, inanılmaz aile gibi. insan etkilenmeden edemiyor tabii...
uzun yıllar sonunda on sekiz yaşını geçtim. tabii hemen koşup bir hap yutmadım, hep doğru zamanı kolladım. ilk bir kaç yıl boyunca buna cesaret edemedim. elimde bir bardak suyu hazır bekleterek bir kaç girişimde bulundum ama nafile, susuz yutamıyordum. ama bir gün, bu girişimlerimden birinde başarılı oldum. yuttum gitti. biraz acı veriyor, boğazı yırtar gibi oluyor ama verdiği mutluluk tartışılmaz.
başarılı girişimimden sonra, hapı susuz yutmanın verdiği gururun bir manası olmadığını da anlamış oldum. o günden sonra, bu işi layıkıyla yerine getirdiğim için, bir daha susuz hap yutmadım, gerek yoktu. artık "üvey evlat mıyım ben, neden susuz yutamıyorum" gibi gereksiz düşüncelerim kaybolmuştu (abartıyoruz, elleşmeyin). büyümüştüm ve susuz hap yutabiliyordum.
okuldan dönüyorum, yorgunum, başım çok feci derecede ağrıyor, susamışım. imajın hiçbir şey olduğunu düşünerek bir sprite aldım (bkz:
giriye reklam almak). eve vardığımda, baş ağrısı dayanılmayacak bir hal almaya başlamıştı ve bir tane aspirin yutmaya karar verdim. odamdaydım, mutfak uzak geldi. ne de olsa susuz yutabiliyorum ya, su olmadan atayım ağzıma gitsin dedim. attım. yutkunamıyorum, gırtlağıma bile gelmiyor adi hap, yapıştı dilime. biraz zorladım ve gırtlağa yolladım hapı fakat bu sefer de gırtlağa yapıştı, gitmiyor. adem elması, ömründeki en hareketli anlarını yaşıyor o sıra. gözler tepkisiz kalır mı, hemen mekanı terk edip dışarı fırlıyor. bu duruma içerleyen burun, hava yollarını kesiyor. olan bana oluyor tabii, bariz ölüyorum. kalp mızmızlanmaya başlıyor ve harekete geçme zamanımın geldiğini anlıyorum. fırlamış gözlerim, "lan aptal, sabahtan beri spritea bakıyoruz, içsene şunu" der demez, spriteın da bir sıvı olduğu aklıma geliyor. kendimi sawda hissediyorum, "şu kadar saniyede, nefes almadan, spriteı açıp, içmeyi başarırsan hayatta kalırsın" gibi bir oyunda. oyuna başlıyorum ve önce poşeti sıyırıyorum. o andaki ölüm stresiyle, kapağı var gücümle çeviriyorum ve abanıyorum spritea... allah`ım, yaşıyorum!
malesef yine olmuyor, susuz hap yutamıyorum. gazetelere "su içmeden hap yuttu, geberdi" tarzı haber olmaktan kurtulduğuma seviniyorum, yaşadığıma sevindiğim gibi. susuz hap yutamadığıma da üzülüyorum. kader deyip geçiştiriyorum...
susuz hap yutmak; bilgi, birikim, tecrübe ve soğukkanlılık gerektiren bir aktivite. buradan, hayatımı kurtaran spritea sonsuz teşekkür ediyorum. ayrıca, bu gereksiz uzun giriyi okuma zahmetinde bulunan arkadaşlara(ki büyük ihtimalle kendi kendime anlatıyorum) da teşekkür ediyorum.
son olarak; susuz hap yutmak hiçbir şeydir, yaşamak her şey... (diyorum ve yine gerekli mesajı veremiyorum)