şimdilerin anlamsız çizgi filmlerini gördükçe ne güzel şeylerle büyümüşüz dedirten, insan vücudu içinde geçen, çok enteresan ve öğretici bir çizgi film.
olayları anlatan yaşlı sakallı bir dede, herşeye koşuşan akyuvarlar ve vücudun içinde ufolarla gezen şeyler vardı. *
bütün organların kişileştirildiği mükemmel bir çizgi filmdi. hala uyduda bir fransız çizgi film kanalında yayınlanmaya devam etmektedir.
beyinde duran ve her sorunda gidip danışılan ulu bilge, polis arabası benzeri uçan araçlarla damarlarda dolaşan akyuvarlar, karaciğer girişinde gümrük memuru gibi giren besinleri kaydedip sınıflandıran hücreler, aç karna sigara içildiğinde sarhoş sarhoş ortalarda gezen kan hücreleri, kısacası en basit şekilde metabolizmanın işleyişini anlatışıyla çocukların insan biyolojisi hakkında bilgi edinmelerini kolaylaştıran bir çizgi filmdi.
en bomba bölümlerden biri de çoçuğun bisiklet sürmeyi öğrendiği bölümdür. aradaki mesaj ileticiler(sinir hücreleri) hangi hareketlerin yapılması gerektiğini kendi aralarında tartışırken kahramanımız bisikletten düşüyordu. deckard cain modundaki bilge de bu ileticileri azarlıyor, bir darbe ile tüm kontrolü kendisi ele alıp kadrolaşma sürecini başlatıyordu.
beyaz sakallı dede etrafındaki çocuklara vücudumuzla ilgili bir şeyler anlatırken, vücudun içine girilirdi. akyuvarlar polis kılığındaydı. oksijenli alyuvarlar pembe, oksijensizler mordu. bu çizgi filmdeki beyaz sakallı dede, kumral çocuk, siyah saçlı kız, kırmızı burunlu adam ve diğer karakterler bu serini başka versiyonlarında da vardı. tarihteki önemli olayları anlatan, uzay çağını anlatan ve insanlığın nasıl geliştiğini anlatan versiyonları vardı.
hem öğretici hem de deli gibi sevdiğim bir çizgi filmdi. 90ların başında trt 1'de gösterilirdi. hatırladığım bölümlerden biri de kişinin yaşlanması idi. sinirler filan koşamaz hale gelip folloş oluyordu.
sisli bir hayal perdesinin arkasında da olsa; hatırladıığım pek faideli ve bir o kadar eğlenceli bulduğum çizgi film. şimdiki çocuklar izleyemedikleri için şansızlar ne yazık ki.
o zaman izlerken akyuvarlara büyük bir sempati duymuştum. ne zaman hasta olsam vücudumun içinde mikroplarlarla savaş yapan küçük şeyler olduğunu düşünüp,"allahım sen akyuvarlarlarıma güç ver" diye dua ediyordum.
kesinlikle hatırladıkça insana şanlı olduğunu hissettiren çizgi filmlerden biridir... bunun gibi bir çok çizgi filmle ve en önemlisi susam sokağı izleyerek büyümüş olmanın mutluluğuyla; şimdiki çocukların izlediği programlara çok üzülüyor insan...
kesinlikle "eğitici çizgi film"ler arasında en önde gelenlerden. eğitici olmanın sıkıcı olmak ya da eğlenceli olmanın aptalca olmak olmadığını gösteren, seviyeyi çok güzel yakalamış, açık bir şekilde birçok profesyonel insanın hazırladığı, ebeveynlere çocuklarının doğru bir şey izlediği izlenimini verebilen bir çizgi film.
ayrıca susam sokağı denmiş. ne kadar doğru. susam sokağında öğrendiklerimizi ve hissettiklerimizi nasıl unutabiliriz? her tuvalete gidişimizde ellerimizi sabunlamayı, ama aynı zamanda ellerimizi sabunlarken musluğu açık bırakmamayı öğreten başka bir çocuk programı görüyor musunuz bugün? ben görmüyorum ve gerçekten üzülüyorum. biz zamanında kaptan tsubasa'ları izlerken bile bir şeyler öğrenirdik. şimdiki çizgi filmlerin, sadece şirketlerin amaçları doğrultusunda yapılıyor olması ne acı. süper kahramanlar içtenlikten uzak, karakterler kendi derdine düşmüş, sürekli bir çıkarcılık...
özlüyoruz eski günleri. daha yaşımız yirmi be kardeşim, ayıptır. biz mi erken büyüdük, yoksa dünya mı erken kötüleşti. dedelerimiz derdi eskiler daha iyiydi diye, biz de biraz anlar biraz gülerdik saçma konuştuklarını düşünerek. ama onlar dedeydiler, onlar elli altmış sene öncesinden bahsederlerdi. peki yirmi sene bile olmadan geçmişi aramak da neyin nesi? neler oluyor?