herhalde milenyumun hızına yetişmek için aynı hızda tüketmeye çalıştıklarımızın başında “
ikili ilişkiler” geliyor. iki günde başlayıp, ertesindeki iki günde arkamızı dönüp gitmek günümüzün normal rutini halinde, şaşırmıyoruz bu duruma. zaten en fenası da şaşırmayıp bunu kanıksamış olmak galiba.
bu
ikili ilişkiler bu hızla devam ettiği için de, bizler
ıssız adam alper ile ada’nın bir ay süren ilişkilerini yılın aşkı olarak kabul edebiliyoruz haliyle. kolay mı bir ay sürdürebilmişler ilişkilerini, daha ne olsun?
tüketim kültürünün bize sürekli boca ettiği, “
tüket,
tüket,
tüket”, “eskit ve yenisiyle değiştir” mottoları iliklerimize kadar işlemiş durumda.
dahası ile değiştirip,
ene ulaşma gibi bir amaç ediniyoruz. sanki aldığımız son teknoloji ürününü millete gösterip, “ama baksana onun yenisi çıktı, seninkinin şurasında buyu eksik” tepkisiyle karşılaşır karşılaşmaz elimizdekini bir kenara bırakıyoruz. ee dahası var ne de olsa. dahanın da dahası var; böyle sürüp giden bir hız. bu arada ardımızda bıraktığımız onca teknolojik çöplük. olsun canım;
daha güzeli /
daha yakışıklısı /
daha zekisi /
daha zengini /
daha bilmemnesi mevcut işte. onlar dururken olur mu hiç elindeki; cık cık cık.
hem; salt
sevgililik durumlarında değil,
dostluk /
arkadaşlık dediğimiz kavramları da aynı hızla kullanmaya başlıyoruz. isim ile içerik arasında dünya kadar fark oluyor. ne de olsa
kamuflaj,
pazarlama,
janjanlı dış özellikler vazgeçemeyeceğimiz noktalar. içinin ne önemi var canım; gösteriş dünyası bu.
“
gösteri toplumu ve
tüketim kültürünün sınırlarını çizdiği hayatlarımıza hoş geldiniz.” sözü gözümüzü ilk açtığımızda beynimize kazınmış durumda; artık neresinden tutunabilirseniz orasından devam ediyoruz.