türkiye şartlarında çok da şaşırılmaması gerekli durumdur. maalesef ama, özellikle kırsalda çok karşılaşıyoruz böylesi durumlarla. mantık çok basit aslında: "iyi olan kızımızı yabancıya mı verelim de elin kötüsünü alalım?". hatırlar mısınız bilmem, ortaokul yıllarımızın vazgeçilmez yazarı reşat nuri'nin
* çalıkuşu'nda esas kız feride, teyzesinin oğlu
* kamran'la evlenecekti de müstakbel kayınvalidesi, halihazırdaki teyzesi hanım "e bırakalım da yabancıya mı gitsin kızımız?! en güzeli kamran'la evlenmesi. hem birlikte de büyüdüler.." deyideyivermişti aynı cümlelerle olmasa da benzerleriyle. bir ödev vesilesiyle fi tarihte irdelediğim ve bu sebeple de aklımda yer etmiş bulunan bu çalıkuşu hikayesi, aslında türkiye ortalamasının özetiydi bir anlamda da.
bir de şu var: kızın babası az biraz varlıklı ise ve oğlu da yoksa "servetim yabancıya mı gitsin?" de diyebilmektedir. bu da haklı bir neden sayılabilmeli aslında.
bir söz vardır sivas dolaylarında. yabancıyla (kuzeni olmayan biriyle yani) evlenen birisini yermek için "biz iyiyi yabana vermeyiz." derler -ki bu cümleyi "yaban" olan kayseri'ye gelin gelen bir bayan için kendi akrabalarından biri kurmuştu.-
"çocukluğumuz birlikte geçti. amcamın kızı olur kendisi. ilk ben söyledim onu sevdiğimi.." cümleleri, serap ezgü, mahmut tuncer, şebnem kısaparmak programlarındaki konukların resmi "konuya giriş" cümleleri değil mi?
başka yerleri pek bilmem ama, özellikle sivas ve kayseri dolaylarında, çerkes köyleri hariç olmak üzere kırsalda, birbiriyle akrabalık derecesini dahi artık çözemeyen, akraba evlilikleri yüzünden içiçe geçmiş de geçtiği içiçeliği bile karıştırır olmuş o kadar çok aile var ki. verdiğim adresten olan bayanlardan şu sözleri çok duyabilirsiniz:
-kaynanam bibim
* (ya da "teyzem") olur. onun için pek bir sever beni.
-kaynatam
*a ben baktım hastalığında. e ne de olsa dayım (ya da "emmim")..
(bkz:
@2225622)