merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.

ihsan fazlıoğlu

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. özgeçmiş

    öğrenim

    ekim 1993 - aralık 1998
    doktora, felsefe: istanbul üniversitesi
    • tez: " aristoteles'te nicelik sorunu".
    • felsefe ve bilim tarihi bölümlerindeki dersler yanında fen fakültesi, matematik bölümü'nden ek dersler alınmıştır.


    ekim 1989 - haziran 1993
    yüksek lisans, bilim tarihi: istanbul üniversitesi
    • tez: " ibn el-havvâm (ö.1324) ve el-fevâid al-bahâiyya fî e-kavâid el-hisâbiyye adlı eseri: tenkitli metin ve tarihî değerlendirme
    • felsefe ve bilim tarihi bölümlerindeki dersler yanında fen fakültesi, matematik bölümü'nden ek dersler alınmıştır.


    ekim 1985 - temmuz 1989
    lisans, felsefe: istanbul üniversitesi
    • sistematik felsefe, mantık, batı felsefesi tarihi, türk-islam düşüncesi tarihi, bilim tarihi anabilim dallarından dersler alınmıştır.
    • sosyoloji, psikoloji ve pedagoji bölümlerinden yardımcı dersler alınmıştır.

    http://www.ihsanfazlioglu.net/...
  2. düşünce saksıda yeşerir mi? (@)

    anlayış dergisi
    (sayı 61)
    temmuz 2008


    bir saksı ile bir bahçede yetişen çiçek arasındaki fark, en basit deyişle yapay ile doğal arasındaki fark kadardır. saksının içerdiği maddi olanaklar, fiili imkanlar; kısaca, daha baştan kendisine konulan sınır ile bahçenin maddi olanakları, fiili imkanları, görece geniş sınırları, hiç şüphesiz, içerilerinde yetişen nesnenin neliğini belirleyecektir. çünkü ister yapay ister doğal bir nesnenin mahiyet halindeki olanakları, mevcudiyetinin, var-olmasının iç-sınırlarıdır. daha basit bir deyişle, maddi ve manevi koşulların belirleyiciliği altında, içeride ne var işe dışarıya da o çıkar. örnek olarak: bir elma çekirdeği, uygun ortamda, saksı ya da bahçede, her ikisinin sahip olduğu koşullar altında, içini dışarı vurabilir. örnekte, elma çekirdeğinin iç-sınırı mahiyet halindeki olanaklarıyla, dış-sınırı işe ortamın maddi koşullarıyla belirlenir. iç-sınır yanı olanaklar ile dış-sınır yanı koşulların terkibi çekirdeğin mevcudiyetini, var-olmasını tayin eder. bir elma çekirdeğinden civciv çıkmayacağı gibi (çünkü iç-sınır buna olanak vermez); çölde de elma ağacı yetişmez (çünkü dış-sınır bunu olanaklı kılmaz). türkçede kullanılan "çiçek açmak" deyişi, denilenleri en güzel biçimde özetler: kapalı olanın açılması söz konusudur; açılmada dışarıya çıkacak olan, ancak ve ancak içeride kapalı bulunandır; yine de her açılma, uygun bir yeri talep eder. yine türkçede kullandığımız "müsait ortam" tamlamasındaki müsait sözcüğünün yardım anlamıyla ilişkisi dikkate alınırsa, kapalının açığa çıkması için yerin, ortamın, bağlamın yardımcı olması, kısaca için dışa tam anlamıyla vurması -ki buna kemal (olgunluk) denir- için şarttır.
    bu istiareyi, çağdaş türk düşünce hayatının içerisinde bulunduğu halı modellemek için kullanabilir; bunun için de, öncelikle, istiaredeki temel terimler ile çağdaş türk düşüncesi tamlaması arasında birebir eşleme yapabiliriz. öncelikle iki noktaya işaret edilmelidir. birincisi her benzetme topaldır; benzetmenin kendisi değil, yönü yanı demek istenilen dikkate alınmalıdır; ikincisi işe düşüncenin, türk, müslüman gibi herhangi bir sıfatı olmaksızın değeri mahfuzdur. çünkü hakikat yönünden sıfatlar arazdır; cevheri olan düşüncenin bizatihi kendisidir; ancak siyaset yönünden, başka bir deyişle konumuz açışından, düşünceyi nitelendirmek olanaklıdır.
    belirlenen çerçevede konuya eğilirsek, her düşüncenin doğal ortamının, içerisinde yeşerdiği yanı canlılık kazandığı kültürün tarihi olduğu görülür. öyleyse, çekirdek olarak düşüncenin ortamı, bağlamı, yeri, o düşünceyi üreten kültürün tarihidir. düşüncenin mevcudiyetini, var-olmasını, iç-sınırı, mahiyeti, özü, olanakları ile dış-sınırı, ortamı, kısaca koşullarının terkibi belirlediğine göre, çağdaş türk düşüncesinin bir saksı düşüncesi olduğu rahatlıkla söylenebilir. çünkü bizatihi saksıda yetişmesi onu doğallıktan alıkoyar, yapay kılar. ne aşağı doğru kök salar yanı derinleşir; ne de yukarı doğru boy atar yanı etkiler. bu noktada şu soru sorulabilir: ortamın saksı gibi yapay olmasını kabul etsek bile, bu saksıda yeşeren çekirdek olarak düşünce doğal, yanı köklerini o kültürün tarihinde bulan bir yapı arz edemez mi? bu sorudan hareket ederek öncelikle şunlara işaret edilebilir: saksının yapaylığı zatıdır; burada saksının kendisinin yerli ya da yabancı olması ikincildir. ıster yerli, ister yabancı olsun saksının maddi koşulları, içerisinde yeşerecek çekirdeğe bir doğallık sağlamaz; bizatihi saksıda olmak yapaylıktır çünkü. öte yandan saksı ile çekirdek arasında, çağdaş türk düşüncesi dikkate alındığında, yerli ile yabancı olmak kategorileri açışından bazı eşleştirmeler yapmak olanaklıdır: i. hem saksı hem çekirdek yerli; ii. saksı yerli, çekirdek yabancı; iii. saksı yabancı, çekirdek yerli; nihayet iv. hem saksı hem de çekirdek yabancı olabilir. her bir durumun yaratacağı sonuçlar farklı olmakla birlikte, dört sıkta da yapaylık kalıcıdır. çağdaş, türk düşüncesinde her dört durumu görmek olanaklıdır ve tarihi uzaklaşma fazlalaştıkça dördüncü şıkkın ağırlığı artmaktadır.
    hem saksının, hem de çekirdeğin yerli olması iyi-niyet açışından bir değer arz etse de yapaylık yanında düşünceyi ya övgüye ya da sövgüye mahkum eder. fakat doğal ortamda yabancı bir çekirdek bile, kendi iç-sınırını ancak ve ancak dış-sınıra göre tezahür ettirebileceğinden, tarihi bağlamın gücü karşısında mevcut düşünce hayatını hem derinleştirebilir hem de zenginleştirebilir. öyleyse sorun, ne saksının ne de çekirdeğin yerli ya da yabancı olması değildir; sorun bizatihi düşüncenin mekanı, yeri sorunudur. bu nedenle tüm sıklarıyla, günümüzde belirleyici olan çağdaş türk düşüncesi büyük oranda saksı düşüncesidir; dolayısıyla yapaydır; ne bir derinliğe ne bir etkiye sahiptir; yalnızca karıştırmaya, kavgaya, gürültüye, bölmeye, toplumun ürettiği artı-değerlere el koymak için hile yapmaya yaramaktadır.
    yapaylığın şiddetini göstermek için bir örnek verelim: türkiyede kantin felsefesinde uzmanlaşan pek çok ad vardır. sonuç nedir? türkiyede kant uzmanı olmak, hakkari ile edirne arasında bir anlam ifade eder ve hiç şüphesiz bu sınır içerisinde değerlidir de... ıbn sına uzmanı olmak da farklı değildir; çünkü aynı sonuçları verir. tek tek çalışmalar, uzmanlıklar büyük bir kürenin içerisinde sürdürülüyorsa, bütüne katkıları varsa o kültür için bir anlam ve değer ifade ederler; sadra şifa olurlar; yoksa bazı insanlar için unvan ve çorba parasından öte bir değerleri yoktur. düşünme, nazariden ameliye, hatta eyleme yönelik, siyaset, ahlak gibi, konularda iş görüyorsa tarihi bağlama gereksinim daha da artar. elbette denilenler toplumsal konularda insanı çözüm peşinde koşanlar için bir anlam ifade eder; insanı dışarıda bırakan tüm sistemler tarihten korkarlar; bu nedenle de ya tarihi hafızalardan silerler ya da tahrif ederler.
    bir önceki anlayış yazımızda da belirttiğimiz üzere tarih, tabiat ile hayatı birleştiren, insanın doğasıdır. düşüncenin doğal olması için tarihe gereksinim duyması, iste bu nedenledir; çünkü doğal, doğaya bağlıdır. çağdaş türk düşüncesinin yapaylıktan, saksılıktan kurtulması için bir an önce tarihiyle bağlantı noktalarını yeniden ihya etmesi zorunludur. merhum nurettin topçunun deyişiyle: "... insan kendi iç-gözleminden uzaklaştığı nispette otomat ve taklitçi olmaya mahkumdur. ıçindeki aleme kuvvetle dalmayan, onu tanımayan insan etrafındakileri taklit eder, umumi cereyana kendisini kaptırır, herkes gibi olur. /.../. millet de öyledir. milletin iç hayatı, tarihi ve onun her günkü mahsulü olan mukaddesatıdır. bunlara dalarak kendini tarih ve mukaddesatı içinde aramayan bir millet, başka milletleri taklide çalışır."
    tarihi olmayanın koruyacak hiçbir şeyi yoktur; vatanı bile...

    http://www.ihsanfazlioglu.net/...
  3. sanırım bu topraklarda nefes alan en büyük insan.tam anlamıyla filozof.yok dilci filozof,yok estetikçi filozof falan değil.klasik anlamda filozof.
    sosyal bilimler ve doğa bilimlerini bünyesine yedirmiş.