sadist duygularla herhangi bir tahrik olmaksızın insan öldürmenin cezası olabilecek cezadır. günümüzde amerikadan başka gelişmiş ülkelerde uygulanmaz. gelişmemiş bazı ülkelerde hala uygulanmaya devam edilmektedir.
bir ceza değil, olsa olsa -sözde- hukuki yollarla yapılan bir intikamdır. ceza hukukunun insanilik prensibiyle tam anlamıyla çelişir yöndedir. idam ile beraber ceza hukuku felsefesinin hedeflediği suçluyu sadece suçu için cezalandırma, onu yaşama hakkını elinden almadan tekrar topluma kazandırma ilkesi ortadan kaldırılmış olur.
türkiye'nin idam cezasını sivil koşullarda işlenmiş suçlar kapsamından çıkarması türk ceza hukukunun insanileşmesi yolunda önemli bir adımdır. bunun toplum huzuruna negatif etkisini yoranlar, avrupa birliği eliyle yapılmış ve gayet de iyi olmuş bir insanileşmeyi yerin dibine sokanlar düşünüyorum ki ancak bir yakınlarının idamının infaz edilmesiyle kendilerine gelebilirler.
abd'nin bazı eyaletleri veya diğer kimi ülkelerde idamın uygulanıyor olmasını örnek göstermek ancak bir ilkelliğe özentidir, abesle iştigaldir. söz konusu örnek ülkelerin genelde işe gelmeyen pozitif özelliklerini örnek almaya çalışmayı önerebiliyorum.
kesinlikle olmaması gereken ceza. düzgün bir ceza sistemi ile her suçlu gerektiği cezayı çekse zaten insanlar idamı bir ceza olarak göremezler. suç işleyen elbette cezasını çekmelidir, hem de hiç bir şekilde indirim veya aftan yararlanmadan. şu an herkesin bildiği gibi suç işlemek bu ülkede çoğu zaman cezasız kalıyor. töre cinatetlerinde namus temizlemek hafifletici sebep sayılırken, veya 2 3 senede bir af çıkarken kimse suçluların hakettiği cezayı çektiğini söyleyemez. ancak çeşitli değişikliklerle bu eksiklikler giderilebilir. o suçluyu öldürmek onun yaşama hakkını elinden almak bir çözüm değil. elbette ki bir suçlunun acı çektirdikleri o suçlunun ölmesini isteyebilirler. o sizin canınızı yaktıysa siz de onun canını yakmak istersiniz. ama o zaman o suçludan ne farkınız kalır.
öldürmek çok kötü birşey, sen birini öldürdün şimdi biz de seni öldürmeliyiz gibi tuhaf mantık içeren bunun yerine hakeden kişinin hayatı boyunca karanlık bir hücrede tek başına tutulmasının çok daha etkili olduğunu düşündüğüm ilkel ceza.
tdk da'ölüm cezası verilen kimseye uygulanan infaz işlemi' olarak tanımlanmıştır.hiç bir insani açıklaması yoktur.devlet eliyle,hukuk kuralları diye adlandırılan safsatanın arkasına gizlenerek, gerçekleştirilen en büyük insan hakları ihlallerinden biridir.bireyin vücut bütünlüğüne yöneltilen bir saldırı olmasının yanısıra problem için çözüm üretmek yerine,onu ortadan kaldırmak isteyen darbeci beyinlerin de kaçış yöntemidir ayrıca.meşrulaştırılmış cinayet,insanlık suçudur.
bir insanın ölümü hakettiğini düşünen (ve tabi uygulayan) insanları cezalandırıyoruz değil mi?
peki neden?
çünkü kimse başkasının ölümü hak edip etmediğini belirleyemez.
durumun ne kadar kötü olduğunu anlatmayın bana, durum kötü ise biz içinde yaşadığımız topluma karşı borçlarımız ödemediğimiz ve ya ödeyemediğimiz için kötü.
ödemiyorsak neden ödemediğimizi
ödeyemiyorsak kimin ve ya neyin ödetmediğini tartışalım.
aşiretler mi, töreler mi engel bize, din mi engel, eğitim mi eksik?
engeli görerek yaşamak kadar büyük zulüm mü var?
yoksa başını çevirip kaçacak kadar gaflet uykusunda mıyız?
söyleyin söyleyin korkmayın
devlet bile engel oluyor olabilir bize
bilesi ne kelime önde gidenidir belki de
idam edin, insanlar ölsün devlet baki kalsın
devletler için az canlar vermedi bu toprak
biraz daha verir artık
kutlu hükümdarın ellerinde kanayarak...
öyle bazı suçlar vardır ki insanın kanını dondurur... küçük bir bebeğe tecavüz, işkenceyle adam öldürme gibi. böyle durumlarda toplumda genel olarak ortaya çıkan asmalayım da besleyelim mi duygusu o sinirli ve üzüntülü ruh hali içerisinde görmezden gelinir ,hatta içten içe ya da açık açık hak verilir. ancak bu asmayalım da besleyelim mi nin sınırı ne olacaktır? bizde bebeğe tecavüz edilmesiyle oluşan infial kapalı bir çevrede erkek arkadaşıyla birlikte olan genç kız için uyanmaktadır. ya da çok yıkıcı bir suç için idam cezasının önü açıldığında açılan yol neyle nasıl sınırlandırılacaktır? kötüye kullanılmasına, gün gelip düşünce suçlarını da kapsamasına kim engel olacaktır? bu gibi soruların yanıtı düşünülmeden fevri ve duygusal hareket edilmemeli insanlar devlet eliyle öldürülmemelidir. ceza hukuku bir intikam müesesesi değildir, olamaz.
bazı durumlarda kesinlikle karşı çıktığım ceza türü, nitekim ölüm bir çözüm değildir, çözüm ; idam mahkümüna işkence edilmesidir,
ve öyle bir işkence edilmelidir ki her idam mahkumu bir kitap olsun,
öyle işkence edilmelidir ki bu olay cümle aleme ibret olsun,
öyle işkence edilmelidir ki bir daha dünyaya gelse o mahkum, küçük kız çocuklarının yanından geçemeyecek kadar acı versin ve hayatı boyunca seks denen şeyi düşünmesin
evet ölüm çare değil o yaratık için bir kurtuluş, ve dostlar idama karşı çıkanlar size sesleniyorum, idama karşı çıkıp hümanist takılırken aslında beraberinde neleri savunduğunuzu iyi düşünün...
soluk borusunun kapanmasıyla hava girişinin mümkün olmaması
boyundaki büyük damarlara bası
boyun omuru kırıklarıyla solunum ve dolaşım merkezlerinin bulunduğu beyin sapı kesisi ve spinal kord hasarı
vagal yol ile inhibisyon,mekanizmalarıyla ölüme götüren ası.
olmazsa olmaz cezadır..hangi mantıkla? şu mantıkla:
hırsızlara, kötülere, alçaklara acımak, zayıfları kırıp geçirmektir.(mevlana)
ki o büyük insan (mevlana) bir gün yolda yürürken bi gencin idama götüldüğünü görür ve yoldan geçen çocuğa kimdir bu diye sorar.ve çocuk onun bir gayrimüslim olduğunu ve kötülüğüyle ün yapmış bir müslümanı öldürdüğünü söyler.mevlana idam edilecek gencin yanına gider ve hırkasını üzerine atar.böylece çocuk affedilir.böyle bi insan bu sözü söylediyse üzerinde düşünmek gerekmez mi?
idama karşı olanlar umarım bir gün birilerinin idamını şiddetle isteyecek duruma gelmezler.
tanrıya inanan birinin savunmasını anlayamadığım cezadır.
tanrının verdiği canı nasıl başkası alabilirki.
tabi bu inanları ilgilendirir onun dışında en temel hak olan yaşam hakkını insanın elinden hiçbir gücün alamamasıdır aslolan.
idam cezasını savunan kesimin en çok kullandığı argümanlardan biri de, idamın caydırıcılığıdır. ama idam cezasının uygulandığı ülkelere bakıldığında, suç oranlarında herhangi bir azalmaya neden olmamıştır. keza, suç işlemeyi kafasına koymuş birini, "öldürülmek" bile suç işlemekten alıkoyamaz.
cezanın en önemli unsurlarından biri de herhangi bir adli hata söz konusu olduğunda, sonuçlarının giderilebilir olmasıdır. yani aslında suç işlemediği halde hapse giren biri, suç işlemediği anlaşıldığı anda hapisten çıkabilir, yaptırım sona erdirilebilir ve kişi tekrardan olağan hayatına devam edebilir. ancak, bu tür bir adli hata durumunda idam cezasının telafi edilebilmesi, alınan hayatın geri getirilmesi mümkün değildir.
bu açılardan, idamın herhangi bir hukuki dayanak noktasının bulunmadığı aşikardır.
ek bir bilgi olarak, günümüzde amerika birleşik devletleri dışında ingiltere'de de, kapsamı daraltılmış bir biçimde -vatan hainliği, tersane kundaklama ve korsanlık suçlarına karşı- hala uygulanmaktadır.
aslında ulu bilge gandalf her şeyi pek güzel özetlemiş. mealen: yaşayanların bir kısmı yaşamayı haketmiyor olabilir. ama ölenlerin de pek çoğu ölmeyi haketmemişti. onları geri getirebilir misin? öyleyse kimin yaşayıp kimin ölmesi gerektiği konusunda acele karar verme.
insanlara özgürce yaşama, aile kurma, ticaret yapma, seyahat etme haklarını toplum ve onun kuralları veriyor. ama yaşama hakkı böyle değil, doğuştan. bir insanın yaşama hakkını elinden almaya kalkışmak, aslında sahip olmadığımız bir gücü kullanmak anlamına gelir. ve yüzüklerin efendisi üçlemesi de bize gösteriyor ki, aslında sahip olmadığımız güçleri kullanmaya çalışmak asla iyi sonuç vermez. bir başka ulu bilge pirelli'nin de dediği gibi; kontrolsüz güç güç değildir.
idam cezasının ihyasına "yaşam hakkı doğuştandır" gerekçesiyle karşı çıkılması yetersiz bulunuyor zaman zaman. hatta "o zaman hapis cezası da olmaz, çünkü özgürlük hakkı da doğuştandır." denerek bu yetersizlik savı destekleniyor. fena bir akıl yürütme değil ama bence yanlışları var.
"özgürlük hakkı" denen şey doğuştan falan gelmez arkadaşlar. bir defa yaşam bir olgu iken, özgürlük ise bir kavramdır. icat edilmiştir. değişken bir tanımlar skalasına sahiptir. burada kullanılan anlamıyla yaşamın ise tek, basit ve kesin bir tanımı vardır; oldukça biyolojik bir tanım.
bugünün dünyasında genel olarak özgürlük diye tanımladığımız "şey" ise toplumsal sözleşme ile ortaya çıkmıştır. çağdan çağa, toplumdan topluma, kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. çok basit bir örnek, ortaçağ avrupası'nda vassal adı verilen köylüler özgür müydü yoksa değil miydi? aileleri, dostları vardı; evlerinde oturuyor, toprağı ekip biçiyorlardı. buna karşılık toprağa bağlılardı. seyahat özgürlükleri yoktu örneğin, iş değiştiremezlerdi, derebeyi savaş için çağırdığında gitmek zorundalardı.
özgürlük kişiye içinde yaşadığı toplum tarafından verilir, az veya çok. ve yine içinde yaşadığı toplum tarafından kısıtlanabilir, az veya çok. yaşamı kısmen kısıtlayabilir misiniz? yaşam ya vardır ya da yoktur.
idam cezası ısrarla özgürlüğün kısıtlanması temelli cezalarla karşılaştırılıyor ve bu bağlamda savunuluyor. halbuki arada temel bir fark var. özgürlüğün kısıtlanması temelli cezalar çok çeşitlidir. dereceleri vardır. yurt dışına çıkamama da böyle bir cezadır, hücre hapsi de. nasıl ki özgürlükler çeşit çeşit ise, kısıtlamaları da çeşit çeşit olacaktır, ve her topluluk kendi kıstaslarıyla işlenen suçun ağırlığını tartarak bu cezaları uygulayacak veya uygulamaktan kaçınacaktır.
idam cezası ise derecelendirilemez, çeşitleri yoktur, geri alınamaz, hafifletilemez, dönüşü yoktur, kesin sonuçtur, sondur, finitodur, muertodur. bilmem anlatabiliyor muyum?
ne eskiden ne de bugün insanlar özgür ya da esir olarak doğmuyor. bu ünvanlar doğum sonrası kendilerine bahşediliyor, diğer insanlar tarafından. özgürlük verilir ya da alınır; ama insanlarca verilir, veya insanlardan alınır. yaşam öyle mi?