almanca öğrenme sürecinin en baş evresinde mutlaka değinilen ve kısa diyaloglarda kullanılan "ich gehe in das kino" cümlesini kendisine takma ad olarak seçmiş yazar arkadaşımız.
girilerini okurken güldüğüm yazarlardan biri. yeter yahu diyorum, bu kadar güldürmek de olmaz ki diyorum, dinletemiyorum.
(bkz: durduramıyoruz efendim)
çok muhabbetimiz yok kendisiyle ama, manyak falan değil. gayet de aklı başında, saygılı bir beyfendi*
sözlüğün belki de -hatta belki ne demek, kesinlikle- en yakışıklı yazarıdır.. öyle böyle değil ama, çok yakışıklıdır, fecidir, görür görmez dibim düştü yemin ediyorum..
peki niye buraya yazıyorum bunu ? çünkü kendisi aynı zamanda herkesin özel mesajlarına cevap vermeyecek kadar seçicidir.. ama yakışıklılığı yanında seçiciliği sönük kalan bir özelliğidir..
öncelikle kafa yazar. ilk muhabbetimizde baya garipti*. rocco siffredi'nin çok önemli partiyi desteklediğini duyunca bizi desteklemekten vazgeçiyor gibi olsa da rocco'yu partinin 18 cm penis barajı uygulaması yaptığını bu yüzden aday olamayacığını söylediğimde o zaman oyum size demiş güzel yazar, can yazar. tekrardan çok geçmiş olsun diyorum kendilerine.
izmir cumhuriyet miting'inde yüzyüze görüşme şansını telefon operatörü yüzünden kaçırdığım için karalar bağladığım, bir sonraki zirvede görmek için sabırsızlandığım yazar kişilik. içimden geldi, senin için bir alkış*
hastalık dediğin nedir ki köpeğin olsun senin. geçer gider birgün. ye iç yat ve uyu. gerçi son zamanlarda uyuyan güzel moduna fazlasıyla girmiş kişidir. yemeklerden de şikayet ediyor. "çıkınca sana kokoreç ısmarlayayım" diyorum, ya da işkembe çorbası; "ıııh, iğrençsin lütfen bu meseleyi kapat pislik adam" muamelesi görüyoruz. "adana "diyorum, "1,5 "diyorum; ağzının suyu, gözünün yaşı akıyor. memleket hasreti ile damak tadı özleminden olsa gerek.
yaz sıcağının bünyede infial yarattığı günlerin birinde aniden mesaj ışığımın yanmasıyla tanıdım onu. mesaj gelince bir umutlanırım, "hah bu sefer kesin prettygirl yolladı mesajı, 'slm şu girinizi çok beğendim, prettygirl f 16 incirlik' " derim.. bu sefer o yollamış mesajı. başladık sohbete. çağrışımlardan çağrışımlara yelken açarken aralarda bir yerde hasta olduğunu öğrendim. hastane köşelerinde kucağında laptop, günleri sayan birine olabildiğince moral vereyim diye düşünmüştüm. ama gel gör ki kendisi zaten çevresine 3 enerji santrali gücünde pozitif enerji yaymakta.. ben de nasiplenmedim değil hani.. sonra daha iyi tanıdıkça gördüm ki hastalık denen o tek dişi kalmış canavara pabucunu ters giydirmiş o.
bu kadar yağ çekmek yeter.. şimdi eteğimdeki taşları döküyorum..
- kıskançtır.. kendisinin de inkar etmeye yeltenmediği gibi* kıskançığın doruklarında yaşar. alt tarafı uçak kullanmışlığım var yani, ne gerek var kıskanmaya, "ben de ben deee" demeye değil mi canım aa..
- dedikodu merkezidir.. bir nevi sözlüğün can tanrıyar'ı.. sürekli sözlükte olunca tek başına itü sözlük magazin servisi'ni oluşturacak kadar dedikodu toplar. sadece sözlükle kalsa iyi.. mahallede kimin eli kimin cebinde, şuh kahkahalar kimin evinden çıkıyor hepsini takip eder. pencere önünde tünemiş çekirdek çitleten yaşlı teyzelere 3 kur halinde 'mahallede dedikodu' dersleri verdiği söylenir.
şaka bir yana, sözlüğün kazandırdıkları arasında yerini alandır. bir de artık hasta filan değildir. hasta olan insan böyle mi olur yahu* . hastane yemeklerini yemeye mecbur kalmayacağı kucaman bir ömür bekliyor onu..
parmağını kırdığını söyleyen, mersin dolaylarından komşusunun wireless'ına dadanmış yazar. ayrıntılı bi nickaltı giri yazmak isteyip de başaramadığım yazar da olmuştur şu anda.
acayip kafa dengi bi insan, biraz da deli. insanların burunlarını ve kaşlarını inceleme takıntımın kendisinde de olduğunu bilmek de ayrı sevindirmiştir, ayrı yakınlaştırmıştır beni ona.* saçımı kestirdikten sonra bunalıma girmişken beni teselli edişi, gösterdiği anne şevkati hiç düşünmeden yüreğimin kapılarını açmama vesile oldu kendisine... .. .. .. * seviyorum kendisini. " hihihihih. "*
ekmeğin arasından düşen o fazladan sucuk vardırya. ekmekle değil de lüp diye atarsın ağzına bir güzel. en güzel duygudur o. işte öyle bir şey benim için.
büyük marketlerde bir malı yerinden alıp başka bir yere bırakan, kutu içinde çoklu olarak satılan ürünlerin(mesela 8'li eti puf paketi) içini açıp istediği kadarını alan insanın kim olduğunu yıllarca merak etmiştim. meğer çok yakınımdaymış bu insan. türkiye'nin dört bir yanındaki migrosları, tansaşları dolaşıp görevini yerine getiren bu insan ichgeheindaskinoymuş. manav bölümünden aldığı patatesleri almaktan vazgeçip dondurulmuş ürünlerin oraya falan bırakabiliyor. hiç de çekinmiyor bundan.