mısraları eski şarkılar misali dilime dolanmış şair, kelimeleri yormayıp kendini yoruşuna duyduğum hayranlıkla severim.
mutluluğun bünyeme hakim olduğu, şükrettiğim zamanlarda,
"eline sağlık tanrım, leyla çok güzel olmuş
tanrım eline sağlık dünya da güzel olmuş"
yüksek bir rafa
* ulaşamadığımda,
"kurban olduğum, iki ters bir düz örerken insanları
birkaç ilmek daha atsaydın bu fakire"
biri boşver büyütme geçer dediğinde,
"senin de kıyılarını elinden aldılar mı?"
susuşumu anlamayanlara,
"anlatıyorum, hiç konuşmadan,
buğdayın içini dökmesi gibi"
paraya, pula, imkansızlığa öfkelendiğimde,
"hem sermaye istiyor pişti oynamak bile"
hayalkırıklığını çok derin hissettiğim hayatla kavgalı bir anımda,
"zar tutuyorsun ey hayat bu kaçıncı sevgili
yanlış ata oynamışım gözlerim öyle dedi."
mesafelerin beni yorgun düşürüdüğü en özlemli zamanlarda telefondan medet umarken,
"bir jeton yanağıma getiriyor da yanağını
kokunu rüzgara salsan bana getirmiyor"
aşkla başımın dertte olduğunda, olduramadığımda, yetemediğimde,
"kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına."