bu herif pazar akşamları(sanırım) program yapıyordu, televizyon milleti diye. programda uydurmaca kavga gürültü yapıyolardı, feci matraktı. ama bitti, yazık oldu.
boğazlı yün kazağı ile meşhur olmuş şairimsi. bu adam çıktıktan sonra balıkçı yaka kazaklar bir süre ibrahim sadri kazağı diye satılmıştı ayrıca giyenlerlede iyi geyikler dönerdi.
hazırlıkta okurken, adam gibi albümündeki bütün şiirlerini ezberlediğim şair. koşarak ve ıslanmadan yaşamak sözü bir dönem dilime pelesenk olmuştu.
sonraları, kendini inkar edercesine, isminin yanında show geçen bir programla ekranlara çıkınca büyüsünü yitirmiş oldu.
şiirleriyle (bazıları ne kadar komik de olsa) bir çok kişi tarafından bir dönem çok sevilmiş lakin yaptığı 'televizyon milleti' gibi abuk bir programla herkesin gözünden düşmüş şair-tiyatrocu adam.
zamanında, "90 orhan" ile ilgili, şok programı benzeri bir tv programı yapan kişidir ki, program dahiyanedir, akıllara zarardır, gece gece beni gülmekten yerlere yatırmıştır. programda, yıllar önce roma'ya karşı penaltı kaçıran ve o günden beri inönü stadı'nın dehlizlerinde yaşayan eski bjk'li orhan anlatılmaktadır. saçı sakalı birbirine girmiş 90 orhan bulunup, ailesinin karşısında stüdyoya getirilir . penaltı kaçırdığı maçta kaleci öne çıktığı için, roma kalecisi de stüdyoya getirilir ve noter huzurunda penaltı tekrarlanır, ama maalesef orhan tekrar kaçırır ve koşarak, ağlayarak stüdyodan kaçar. 90 lakabı da orhan'ın bir sözünden gelir. "penaltıda kaleciye falan bakmam direk 90'a atarım". ben gülerken annem ise adam için üzülüp ağlamıştır. bir tv klasiğidir.
sabahları marmara fm, keyifli bir sabah programı yapmaktadır. gazetelerden haberler aktarır, bu haberleri kendi yorumuyla aktarır. en iyisi, yorum katma olayının bokunu çıkarıp, ahkam kesmeye, nutuk atmaya başmaz. iki cümleyle yorumunu yapar, esprisini çakar geçer.
sunduğu yarışma programında 15 yıllık arkadaş olduklarını söyleyen iki yarışmacıya "sosyolog ve uçak mühendisi nasıl arkadaş olabiliyor" diyerek az önce dumur denizlerine yelken açmamı sağlamış şahıs.
oyun-hikaye yazarı, talk show-yarışma programı sunucusu. maalesef şiir de yazmaktadır. bir de üstüne müzik tıngırtısı ekleyip klip eşliğinde kral tv gibi kanallarda boy göstermektedir. her dönem başka meziyetleri ile ekranlara gelen, komik olmak için çok çaba sarf eden ama bir türlü iyi esprisine denk gelemediğim şahıs.
sanılanın aksine ibrahim sadri nin ortaya çıkışı şiir albümüyle olmamıştır. hatırlayalım: tgrt ilk kurulduğu dönemde yanılmıyorsam gece mavisi isimli bir program yapardı, sene 90lar. program o zaman adını bile duymamış olduğumuz stand up tarzındaydı. okan bayülgen in medya arkasının benzerini -ki ibrahim sadri filmlere medya arkası yapardı- bu suretle söyleyebiliriz ki medya arkası ibrahim sadriden araktır. daha sonra kanal 6 ya geçmiştir burda da daha çok sohbet içerikli bir program yapmıştır *adam gibi kasetide bu dönemde çıkmıştır. gene yanlımıyorsam adam gibi ibrahim sadri nin üçüncü kasetidir. bundan önceki kasetlerde sesi nedendir bilinmez üzerinde oynanarak inceltilmiştir * soru doku ya kadar ki tüm programlarını beğenerek izlemişimdir. evet, televizyon milletide dahil. çünkü bu program şuan da gördüğünüz tv programlarının vurucu bir eleştirisiydi.
ayrıca namaz nasıl kılınır temalı bir dini filmde de rol almıştır.
beğenilse de beğenilmese de türkiye de pek çok ilki çaktırmadan yapmıştır. şiir kaseti furyasına sebep olması belkide en kötü yanıdır.
basitliğin, sıradanlığın, arabeskin, basındaki sembolüdür.
meşhur ağlayan çocuk isimli kitsch resmin şiirdeki yansımasıdır.
bünyeye ve topluma zararlıdır.
kendisini şair olarak değil şiir okuyan olarak tanımlayan biridir, herkes gibi kendisinin de şiir yazdığını ve bu şiirleri okuduğunu söyler. bu anlamda nazım hikmetle falan karşılaştırmak gibi saçma sapan iddialar sahiplerine iade edilmelidir.
siyasete bulaşmamıştır ama bazıları abilerinden, ablalarından, büyüklerinden, reislerinden bu adam hakkında malumat alıp sevmemeyi bir meziyet biliyorlar. oysa türkçeyi ne kadar iyi kullandığını görmemek için türkçeyi sevmiyor olmak, sesinin ne kadar şiire uygun, diksiyonunun ne kadar güzel olduğunu görmemek için karga gibi ses çıkarmak ve ajdar hayranı falan olmak gerekiyor herhalde.
çocukluk dönemimde gece mavisi adlı programını kaçırmadan izlediğim insan. anlattıkları beni kırar geçirirdi hayran hayran izlerdim. takside ki bir macerasını anlattığı programı bölük pörçük anımsıyorum. elini kolunu takside bırakıyor, sonra duvarda ki dolaptan başka bir kol alıp takıyordu, taksi yolda ilerlerken modifiyeli dans arabaları gibi aşağıya yukarıya zıplıyor, çalan arabesk müziğe eşlik ediyordu, ibrahim sadri'de tutunacak bir yer aranıyor, şoförden de rica ediyordu müziği değiştirin, biraz daha sakin sürün gibisinden. ne zaman tv'ye çıksa bizimkiler seslenirler di senin ki çıktı koş diye. hatta bu hikayesini o dönemler tatile gittiğimiz yazlıkta ki site ahalisine anlatmıştım da günlerce gülmüştük, her gün "bir daha anlat" "bir daha anlat" nidaları eşliğinde site bahçesin de toplanırdık. güzel günlerdi. çocuktuk, küçüktük, ufacıktık.