merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

ibrahim kaypakkaya

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  4. #kültür sanat
  5. #siyaset
  6. #kişiler
  1. ml/tikko'nun kurucusu...devrimin kırsaldan şehirlere doğru gerçekleştirilebileceğini savunmuştur. akıl almaz işkenceler sonucu öldürülmüş, yinede konuşmamış ve kimseyi elevermemiştir. sadece bu özelliği yüzünden bile saygı duyulasıdır.
  2. deniz gezmiş kadar bilinmese de, onun kadar anılmasa da, onun kadar anlatılması gereken şahıs. onun özelliği halktan, köyden gelme olmasıdır. azmin örneğidir o, kendi çabalarıyla gelir üniversite boyutuna. köylüler için çarpışırken, onların ihbarıyla yaşama veda etmeye başlar yavaş yavaş. aylarca süren işkence, yapılırken koymamıştır yapanlara. ama ne zaman babası cenazesini almaya gelmiştir, işte o zaman örtbas etme çabasına girmişlerdir. (vermemek için binbir düzenbazlık yapılmıştır.)
    yaşadığı işkencelere karşı sergilediği tavır, kesinlikle kişiliğini ortaya koymaktadır; ancak savunduğu görüşün de iyice araştırıldığı takdirde daha da bir saygı duyulası olduğu açıktır. kendini yenileyebilmiş, fikrini savunabilmiş bir insandır. bu anlamda, saygı duyulması gereken diğer genç fidanların en körpelerindendir.
  3. "...binadan koşar adımlarla çıkan yarbay cipin yanına geldi. ali kaypakkaya'ya inmesini söyledi. birlikte aynı binaya girdiler. bir koridordan geçtikten sonra yarbay, ali kaypakkaya'yı bir odaya aldı.

    içeride beyaz önlüklü bir adam vardı. o adamı görünce bu kez ali kaypakkaya'nın içi kararmış "ibrahim belki de hasta, yine hastaneye yatırdılar, bu adamların telaşı bundan" diye düşünmeye başlamıştı.

    beyaz önlüklü adam, ali kaypakkaya odaya girince telaşlı ve tedirgin davranışlarla ona "otur şuraya, buyur sigara yak..." demiş paketinden sigara uzatmıştı.

    ali kaypakkaya ne sigara aldı, ne de oturdu. odada aşağı yukarı dolanmaya başladı.

    o sırada birden kapı açıldı. sıkıyönetim komutanı korgeneral şükrü olcay yanında bir albay, hastane müdürü ve bir-iki subayla içeri girdiler.

    şükrü olcay yukarıdan aşağıya ali kaypakkaya'yı süzdü, "sen ibrahim kaypakkaya'nın babası mısın" diye sordu.

    ali kaypakkaya "evet" diye yanıtladı onu.

    sonra şükrü olcay kesin ve katı bir sesle "bunu birdenbire söylemek olmaz, ama ben söyleyeceğim; ibrahim öldü...." dedi.

    ali kaypakkaya'nın birden bütün kanı çekildi. "anlayamadım..." diye kekeledi.

    "oğlun öldü diyorum" diye sözünü yineledi şükrü olcay.

    ali kaypakkaya şaşkın ve birden bembeyaz olmuş yüzü altından "neden ölsün benim oğlum, ölmez o..." diye karşılık verince... "öldü diyorum, işte öldü o..." diye kesip attı şükrü olcay.

    ali kaypakkaya bu kez garip bir şekilde hareketlenmiş ve sanki boğulmak üzere olan bir insanın çırpınışlarıyla bir yandan yutkunuyor bir yandan ceplerini karıştırıyordu. sonra cebinden mektubunu çıkarıp "işte yazdığı mektup beni çağırıyor, ölmez benim oğlum, hasta değildi, sağlığım yerinde diye yazıyor" diye bağırmaya başlamıştı.

    şükrü olcay "intihar etti, oğlun intihar etti..." diye bağırarak karşılık verdi ona. ali kaypakkaya ise kesik kesik yanan yüreğini dışarıya vuruyordu: "hayır, hayır oğlum öldürüldü, oğlumu öldürdünüz, onu öldürdünüz, onu öldürdünüz, onu döve döve öldürdünüz, oğlumu siz öldürdünüz..."

    odadakilerden birisi "sus, yoksa haddini bildiririz" diye kesti ali kaypakkaya'nın yakarışlarını; gözdağı verdiler ona.

    ali kaypakkaya bir aralık suskunluktan sonra, içli ve acılı bir sesle "verin benim cenazemi, ifadeniz mi neyiniz varsa alın; oğlumun cenazesini verin..." dedi.

    ilkin "vermeyeceğiz, biz gömeriz" dediler. bu söz üzerine birden yırtıcı bir sesle ali kaypakkaya "cenazemi vermezseniz bir adım gitmem" diye diretti.

    şükrü olcay bu sıra beyaz gömlekli adama dönerek "şuna su verin" dedi. ali kaypakkaya "suyunuzu falan istemiyorum, oğlumun cenazesini istiyorum, onu dişimi tırnağıma takıp büyüttüm, bir gecekondum var, şimdi onu satıp oğluma harcayacağım, köyüme götüreceğim..." diye karşılık verdi.

    şükrü olcay çevresindekilere "muamelesini yapın" deyip döndü ve çıktı odadan.

    sonra ali kaypakkaya'yı getiren yarbay onu tekrar alarak dışarıya çıkardı. oğlunu görmek için diyarbakır'a ilk indiği gün kapısından çevirdikleri askeri hastane'ye geldiler.

    orada ali kaypakkaya'ya yapması gereken birtakım işlerden söz ettiler. o da gidip belediyeden bir "müsaade kâğıdı" aldı. 430 lira verip bir tabut seçti. 70 liraya kefen satın aldı.

    kefen katlanırken, yolda gelirken kurduğu düşleri, oğlunun çocukluğunu, gözü önüne gelen kundağını, onu kucağına alışını anımsadı.

    sonra bir hamal tutarak tabut ve kefeni ona verip hastaneye döndüler.

    belediye memuru "taşınabilir" diye bir kâğıt imzalayıp verdi ona. bir yer gösterip oturup beklemesini söylediler.

    oğlu yaralı yattığı günlerde, yüzünü göstermedikleri koridorlarda, şimdi onu görmeyi bekliyordu.

    bir süre sonra ibo'yu buzdolabından çıkardılar. ali kaypakkaya'ya "işte oğlun hazır" dediler. kafadan kesikti. karnı, kolları, bacakları ve kaba etleri yarılmıştı. parça parça edilmişti ibo. gövdesi delik deşikti. "otopsi" diye mırıldandı onu buzdolabından çıkaran adam. "peki ya bu delikler ne?" diye söyledi ali kaypakkaya. ses etmediler.

    oğlunun karşısında sanki kanı kurumuştu ali kaypakkaya'nın, karşısında o yiğit, o dal gibi oğlu yerine, kesilmiş, delik deşik edilmiş insan parçaları duruyordu. boğazı ve gırtlağı tamamen çürümüş ve simsiyahtı. sanki çembere alınmış da sıkılmış gibiydi. daha sonra da kesilip parçalanmıştı boğazı. omuzlarında, göğsünde sürüyle delik vardı.

    görüntüler karşısında ibo'yu tabutuna yerleştiren hamal ağlamaya başlamıştı. ali kaypakkaya ona parasını vermek istemiş, adam almamıştı. "bu bizim insanlık görevimiz" demişti. nöbetçi erler ve hastabakıcılar ali kaypakkaya'yı yatıştırmaya çalışıyorlardı.

    gelirken ibo'ya vermek için yanına aldığı 1200 liradan 550 lira kalmıştı.

    gidip bir taksiyle pazarlık yaptı. taksici parayı peşin istedi. sonra ali kaypakkaya'ya "uçağa götür" dediler. arkasından hep birileri geliyordu.

    uçakta 240 lira tabut taşıma parası aldılar. cebinde kalan diğer parayı bilete verdi. çıkışmayan kısmı için "arkasından gelenlerin" araya girmesiyle "sonra alırız" dediler.

    oradan ali kaypakkaya'yı havaalanına getirip polise teslim ettiler.

    havaalanında uçuş bekleme salonuna alınırken arama kabininde ali kaypakkaya'yı arayan polisler, onun ceplerinden oğluna getirdiği ve ibo'nun savunması için babasından istediği bildirileri buldular. evirip çevirip bakıyorlar ve söyleniyorlardı. ali kaypakkaya "onları oğlum istemişti, savunması için gerekiyormuş, ona getirmiştim" diye açıkladıysa da, polisler "yok efendim yok, bunlar suçtur, yasaktır, madem oğlun öldü, yorgan gitti kavga bitti deyip bunları yırtacaktın, seni suçlu olarak alıkoymamız gerekiyor..." diye bağırdılar.

    ali kaypakkaya bu davranış karşısında polislere "oğlum ölmüş, bildiriyi nasıl düşüneyim, sabah beri bir dilim ekmek bir yudum su canıma girmemiş" diyerek kendisini bırakmalarını söylemiş, oradaki bir kadın polisin araya girmesiyle ali kaypakkaya'yı bırakmışlardı.

    uçak ankara'ya indiğinde ali kaypakkaya'yı iki yüzbaşı karşıladı. onunla taksi tutmaya çıktılar. ibo'yu taksiye yerleştirip bağladılar.

    önde ibo'nun bağlı olduğu taksi, arkada "takipçilerin" arabası evin önüne geldiler.

    babası ibo'yu evine taşıdı. o gece evinde onun başında bekledi. başı avuçlarında düşündü durdu, yaşlandı durdu oğlunun başucunda. sabah erkenden gidip bir minibüs tuttu. ve oğluyla birlikte köylerine geldi.

    ibo ile birlikte "takipçiler" de köye geldiler.

    çevre köylerden ibo'nun köye geldiği şaşılası bir biçimde kısa sürede duyulmuştu. onu duyanlar öbek öbek uğurlamaya geliyordu. evin çevresi bir anda köylülerle dolmuştu.

    mezarlığın karşısından geçen büyük yoldaki benzincinin lokantası önünde "takipçilerin" arabaları duruyordu. takipçiler orada oturmuş uzaktan köyü ve mezarlığı gözlüyorlardı..."

    nihat behram

    "ibrahim kaypakkaya" isimli kitabından...

    edit: 18 mayıs'ta yazmak vardı ya, neyse..
  4. 18 mayıs 1973'de , diyarbakır zindanlarında kurulan işkence tezgahlarında öldürüldüğünde henuz 24 yaşında olan, "köyden kente devrim" tezinin savunucusu ve tkp-ml/tikko'nun kurucusu olan , insanın "keşke hiç ölmeseydi" dediği güzel insan.
    geçen sene, 78liler vakfı ile ailesi , bilgilendirme yasasından yararlanmak amacıyla,içişleri bakanlığı'na dilekçeyle başvurarak , ibrahim'in diyarbakır zindanlarında öldürüldüğü zaman, orada görev yapan kişilerin ortaya çıkarılıp, ibrahim'in ölümünün üzerindeki sis perdesinin kaldırılması için yeniden dosyanın açılıp ,yeni bir soruşturma yapılması yönünde yapmış oldukları istek , bakanlık tarafindan reddedilmiştir.70'li yılların karanlık olayları günümüzde de örtpas edilmeye calışılmaktadır.
  5. şimdi bir rüzgardır o
    dağlardan esen
    ibrahim yoldaş...

    silah kucağında
    kanlar içinde
    vurulmuş yatıyor
    ibrahim yoldaş

    yiğitler ölür mü
    üç beş kurşunla
    doğrulmuş kalkıyor
    ibrahim yoldaş

    ali haydar yerde
    bak yüzü boylu
    yiğitçe can verir
    yiğidin oğlu

    başı duman duman
    munzura doğru
    tırmanmış gidiyor
    ibrahim yoldaş

    işkenceler devam ediyor böyle
    parça parça kesip
    diyorlar söyle
    sırları söyle

    sır vermeden
    ser veriyor seve seve
    böyle can veriyor
    ibrahim yoldaş

    seni anlamak yaşamaktır.
    seni yaşamak amansızlığa kavga
    ve postal sesleri altında direngenliğe doğmaktır.

    seni bilmek, yaşamı bilmek,
    silah omuzda toprağa düşmektir.
    seni anlatmak eylüllü günleri geçmişe yollamaktır.

    halkımız arıyor
    seni heryerde
    işçiler ocakta
    köylüler dağda

    dökülen kanların
    kalmayacak yerde
    hesap soracağız
    ibrahim yoldaş
  6. en nihayetinde işkenceye kurban edilmiş bir halk çocuğudur.
    kendisiyle siyasal hususlarda çok ayrı dünyaların insanı olmama rağmen davasına sahip çıkışını ve işkenceye karşı vermiş olduğu onurlu mücadelesini her zaman takdir ettiğim birisidir ibrahim kaypakkaya.
  7. bölücü örgütlerin önderi olarak görülen, bilinen, gösterilen ve bu vesile ile doğru tanıtılmayan, tanınmayan devrimci kişilik.
    18 mayıs 1973 de diyarbakırda uzun işkenceler sonunda öldürülen, ml/tikko'nun kurucusudur. ağır işkenceye rağmen kimseyi elevermemiştir. dünya görüşü ne olursa olsun sağlam karakteri ve inanmışlığı ile sonsuz saygıyı hakeden genç devrimci.
  1. 1