ibrahim kaş'ın menajeri
ahmet bulutmuş.
24 saatini beşiktaş'ı düşünerek geçiren, deplasman kaçırmayan, futbolculara idman sonrası baklava getiren biri değilim; fakat elhamdülillah beşiktaşlıyım. bizden çok kalmadı belki de, etrafta pek denk gelemiyorum; geldiklerime sıkı sıkı sarılıyorum; onlarla ve/veya futbol kültürüne haiz diğer takım taraftarlarıyla oturup konuşuyorum, kurtuluş reçetelerinin yanına bir de mevcut futbolculardan teşekkül eden 11 sunuyorum, kurgumu, oyun yaklaşımımı aktarıyorum, dinliyorum, tartıyorum, yorumluyorum.
"cisse'ye alternatif transfer edilmedi, olanı da [koray avcı] sattılar. ya cisse sakatlanırsa ne olacak?" yorumları, çok değil, 3 gün, 3 spor yazarınca seslendirilince cisse sakatlanma zaruriyetine kapılıp sakatlandı mesela, mütakip haftalarda defans bloğunda kırmızı kartlar havalarda uçuştu bir de; ne kadro kursam tutmadı bu sezon. serdar kurtuluş'un en son ne zaman oynadığını hayal meyal hatırlıyorum, mehmet sedef'in numarası kaçtı?
şimdi dönüp bakınca bu sezona, dikkatimi çeken şey hiçbir kadromda ibrahim kaş'ı düşünmediğim. baki'ye, hatta hatta schildenfeld'e gösterdiğim inancın onda birini ibrahim kaş'a göstermemişim. oynayabileceği iki mevki, sağ bek ve stoper, bir sefer olsun ibrahim kaş'a tahsis edilsin dememişim. oynadığı maçlar, aklımda kalan enstantaneler bir elin parmakları kadar yok bile; süper kupa maçında kezman'ı durduramadığı kalmış bir tek; bir de fatih terim'e yönelik "sağ beke uzun stoper koyarak ters kademeyi kuvvetlendirdi" minvalindeki övgülerin nesnesi olduğu.
vre ahmet bulut, getafe'ye ne gösterdin allah aşkına? hangi maçın kasetlerini verdin, hangi pozisyonları, hangi kritik müdahaleleri vtr'ye aktardın, bize de söyler misin. 3 yıl sonra milli takımın değişmezi olur, 5 yıl sonra avrupa'da peşinden koşmayan takım kalmaz; onu bilemem. bildiğim tek şey bugün hakkında satırlarca yazmanın zûl olduğudur. kendi kendime yaptığımı çorumlu yapmaz, oha.