• görseller

    • ibrahim çallı
  1. 1882'de izmir'de doğdu. idadi öğrenimini denizli'de bitirdikten sonra istanbul'a gelen çallı adliyede katiplik yapıyordu (1896). bir gün ressam şeker ahmet paşa'nın ilgisini çekti. sanayi-i nefise mektebi müdürü osman hamdi ile tanıştırıldı ve okula girdi (1906). dört yıl süren okul çalışmalarından sonra açılan avrupa yarışmasını kazanan ibrahim 1910'da paris'e gitti. güzel sanatlar okuluna yazıldı. orada 4 yıl fernand corman'un atölyesinde çalıştı. 1914'de paris'te birlikte çalıştıkları ruhi arel ve hikmet onat'la türkiye'ye döndü.


    hem çallıda, hem de öteki arkadaşlarında göze çarpan başlıca özellik, renk parlaklığı, saydamlığı ve açık hava ressamlığıdır. mevleviler dizisi belki de en ilginç yapıtlarıdır. 1960'da istanbul'da öldü

    kaynak : http://www.kimkimdir.gen.tr
  2. sıkı bir empresyonisttir. portre, peysaj ve nü çalışmaları ününü yayan çalışmalarıdır. yeniliğe açık tutumuyla sanat camiasına daima ışık tutmuştur.
  3. özgün, lirik, cesur ve coşkulu bir fırça tekniği ile peyzaj, natürmort, portre, çıplak figürler gibi resmin her türünde yapıtları vardır.
  4. hayat hikayesi pek güzeldir..

    denizlide, çalda doğup büyür ibrahim. birgün bir düğüne gider, başka bir köyde. çal'ın dansöz kızı ümmühan da düğündedir. dans eder, içer eğlenir. ibrahim hep ümmühan'dadır. gözü ondan ayrılmaz. aşıktır..

    sabaha karşı düğün biter. ibrahim ve arkadaşları sarhoş halde mekandan ayrılırlar. sonra ümmühan'ı hatırlarlar, tek başına köye dönemez bu saatte diye düşünüp onu almak için geri dönerler. ümmühan bir kütüğün ardında, sızmış halde, saç baş dağınık, ayakkabıları, zilleri saçılmış. toparlar, atar sırtına ümmühan'ı ibrahim. yürürler, yürürler.. köye varınca dağılır arkadaşları. ibrahim ne yapsın? ümmühan'ı evinin önüne kadar götürür, kapının önüne bırakır, kapıyı çalıp gider.

    ancak köyde görenler olmuştur. nahoş dedikodular yükselir. iş ibrahim'in ailesine kadar gelir. ibrahim'in babası, birgün ibrahim'i yanına çağırır. "al" der, bir kese uzatıp evden çıkar. ibrahim keseyi açar, 12 tane altın... anlar ibrahim. bu babasının "artık burada yerin yok, git uzaklarda bir hayat kur" deme şeklidir.

    ve ibrahim, istanbula doğru yola çıkar...

    bir otele yerleşir, ilk günden altın kesesi çalınır. ibrahim asker mektubu yazarak geçimini sağlar. işvereni, roben usta ile tanıştırır çallı'yı, resim yeteneğini görünce. roben, çallı'ya yıllarca ders verir. ve "durma" der, "sakın durma"..

    bir otelde işe girer katip olarak. lobide, ardındaki duvarda tabloları, beklerken öylece, içeri bir adam girer. tabloları sorar, çallı'nın olduğunu duyunca çok etkilenir. "sanayi i nefise mektebinde okumak ister misin oğul?" der. çallı seve seve kabul eder. otele gelen, teklifi sunan adam, şeker ahmet paşadan başkası değildir...

    sonrası fransa, 1914'te dönüş, öğretmenliğe başlayış, sergiler, atolyeler...

    ....

    benim çok hoşuma giden bir de hikaye vardır namık ismail ile çallı arasında geçen.

    namık ile çallı, boğazda bir rakı sofrasında, iki ressam muhabbet edip içmektedirler. namık iltifatı biraz abartır:

    -çallı, sen ne büyük ressamsın. ben de iyiyim ama, sen benden birkaç gömlek üstünsün! renklerin, desenin! fevkalade! büyük ressamsın çallı! tabir-i caiz ise, sen benim allahımsın!

    çallı gülümser, düşünür.

    -tamam, der. sen de benim kulumsun.

    allah ile kulu, sarhoş halde ayrılırlar mekandan..

    gel zaman git zaman, bir kavga çıkar. diyalogları biter. namık çallı'nın yüzüne bile bakmamaktadır. ilişkileri bitmiştir. çallı düşünür, düşünür... "küs de olsak, namık benim kulum. onun rızkını kesemem.."

    sabaha karşı iki irice palamut alır, namık'ın bahçesine fırlatır gider. sonraki sabah yine, sonraki sabah yine...

    ancak namık'ın komşuları polisi arayıp şikayette bulunurlar. zira mahalle leş gibi balık kokmaktadır. namık küs ya allahına, balıkları içeri almamaktadır.

    bizimki habersiz, sabah yine elinde iki palamut gider namık'ın evinin önüne. tam fırlatır ki balıkları, polisler pusudan fırlar, girerler koluna. doğru karakol.

    -arkadaşım sen manyak mısın? napıyorsun?

    -yahu o benim kulum, rızkını vermek zorundayım! isterseniz çağırın sorun!

    namık ismail çağırılır.

    -beyefendi, bu adam sürekli bahçenize balık atmaktadır! komşular rahatsız. şikayetçi misiniz?

    -lütfen. beyefendi benim allahımdır, ben onun kuluyum.

    bir güzel azarlanırlar. karakoldan kol kola ayrılıp, boğaza giderler.

    rakı sofrasında, namık söylenmektedir.

    -yahu, ne anlayışsız, ne garip bu insanlar!