gündem
  1. · yetenek sizsiniz türkiye
  2. · 29 şubat 1453 galatasaray fenerbahçe maçı
  3. · bir kadının bilmesi gerekenler
  4. · colin kazım richards
  5. · 25 kasım 2009 manchester united beşiktaş maçı
  6. · ece gürsel
  7. · kız arkadaşı behlül ve sawyer la yatakta basmak
  8. · henry pitot
  9. · ohh my god

ibni battuta  

  1. bir süredir araştırıyorum. türkler ve diğer uygarlıklar hakkında çok yararlı bilgiler edinince sizlerle paylaşmak istedim sevgili arı kardeşlerim.
    bu şahıs, efenim, mısır, suriye, arap yarımadası, ırak, iran, doğu afrika, anadolu, kuzey türk illeri, doğu asya, hindistan, çin, endülüs ve sudan gibi ülkeleri gezmiş, 14. yüzyıl islam dünyası ile türk alemini yazdığı 3 seyahatnamesinde anlatmış olan bir alim.
    isim konusunda oldukça zorladım itiraf etmek gerekirse, çünkü her kaynakta farklı yazılışa sahip. ibn-i battuta, ibn batuta, ibni batutagibi yazılışları var. ben bunu kullanmak istedim. tamamen kişisel bir tercih yani.
    neyse konuya dönmek gerekirse:

    asıl adı şemseddin ebu abdullah muhammed bin ibrahim'dir ve 1304'te tanca'da* doğmuştur. hukuk ve din eğitimi gördükten sonra hacca gideceğim diye kendini yollara vurmuş ama yollar o kadar uzun ve keşfetme duygusu o kadar yoğunmuş ki gezmediği yer kalmamış. gezdiği yerler hakkında bir sürü ilginç bilgi vermiş olsa da benim en çok ilgimi çeken tabii ki türk boyları ve o zaman kurulma aşamasında olan osmanlı devleti ile ilgili şeylerdi. özellikle de orhan gazi için büyük bir yer ayırmış yazılarında. bir başka önemli konu da ahilik, bu eserlerde.
    mesela şu bölüm benim hoşuma gitti:

    "ahi-kardeş demektir. ahiler, anadolu'ya yerleşmiş bulunan türkmenlerin yaşadıkları her yerde, şehir kasaba ve köylerde bulunmaktadırlar. memleketlerine geleni yabancıları karşılama, onlarla ilgilenme, yiyeceklerini, içeceklerini, yatacaklarını sağlama, onları uğursuz ve edepsizlerin ellerinden kurtarma, şu veya bu sebeble bu yaramazlara katılanları yeryüzünden temizleme gibi mevzularda bunların eş ve emsallerine dünyanın hiçbir yerinde rastlamak mümkün değildir.

    ahi, evlenmemiş, bekâr ve sanat sahibi olan gençlerle diğerlerinin kendi aralarında bir topluluk meydana getirip içlerinden seçtikleri bir kimseye denir. bu topluluğa da fütüvvet gençlik adı verilir, önder olan kimse bir tekke yaptırarak burasını halı kilim kandil ve benzeri eşya ve gerekli vasıtalarla donatır. kardeşler gündüzleri geçimlerini sağlayacak kazanç elde etmek üzere çalışırlar ve o gün kazandıkları parayı ikindiden sonra topluca getirip öndere verirler. bu para ile tekkenin ihtiyaçları karşılanır, topluca yaşama için gerekli yiyecek ve meyveler satın alınır. mesela o sırada beldeye bir yolcu gelmişse, onu tekkede misafir ederler ve alınan yiyeceklerden ikram ederler. bu tutum yolcunun ayrılışına kadar sürer gider. bir misafir olmasa bile yemek zamanında yine hepsi bir araya gelip topluca yemekler yerler ve ertesi sabah işlerine giderek ikindiden sonra elde ettikleri kazançlarla rehberlerinin yanına dönerler. bunlara fityan-gençler, rehberlerine ise daha önce de söylediğimiz gibi ahi-kardeş adı verilir. ben, dünyada onlardan daha güzel davranan kimse görmedim... "


    insanın gözünde canlanıyor her şey.

    bir de bana çok ilginç gelen bir bölüm daha var göçmen türklerdeki tatlı anlayışıyla ilgili:

    "türkler ekmek ve buna benzer katı yiyecekler yemezler. davkı denilen darıdan yapılan yemeği pişirirler. yemek olunca herkesin hissesini bir tabağa koyup verirler ve tabaklardaki yemek üzerine yoğurt döküp içerler. yemeğin üzerine ise kısrak sütünden yapılan kımız adı verilen içkiyi alırlar. türkler iyi karakterli, kuvvet ve şiddet sahibi insanlardır. bazı vakitlerde ise borani/burhani * denilen yemeği yerler.
    ...
    tatlı şeyler yemek onların katında ayıp sayılır. ramazanda bir gün sultan özbeğ'in huzurunda bulunuyordum. çoğunlukla yenmekte olan kısrak veya koyun etiyle erişte denilen ve piştikten sonra sütle içilen bir yemek hazırlayıp getirildi.
    o gece ben de arkadaşlarımın yaptıkları tatlıdan bir tabak almış ve getirip sultana sunmuştum. sultan sadece bir kere parmağı ile dokunup tatmakla yetindi, bir daha da elini sürmedi. tülügtimur, bir tarihte sultanın ve çocuklarının kırkı bulunan kapıkullarından* birine "şu tatlıyı ye, yoksa cümlenizi yok ederim" dediği halde bu adamın "beni öldürsen de yemem" cevabını verdiğini bana anlatmıştır."

    yaa işte böyle sevgili sözlük dostları. tatlıyı çok sevdiğim için kendimden utandım bir an. okudukça yeni bilgiler edindikçe sizlerle paylaşacağım. teşekkürler.
    vjesh, istanbul, türkiye.
    (vjeshtitza, 14.08.2009 13:02)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil