2002 yılında sean pennin oscarı hakettiği fakat alamadığı mükemmel olan ama izlerken gözyaşlarınızı tutamayacağınız özürlü bir babayla ondan zeki olan küçük kızının birlikte kalma mücadelisi anlatan film
(bkz. michelle pfeiffer)
sean pennin oscara aday olduğu, akıl yaşı 7 olan bir babanın yaşadıklarını anlatan film. sean pennin oyunculuğu, karaktere öyle bir hayat veriyor ki, en duygusuz birinin bile gözlerini yaşartabiliyor.
çok ilginç olmasa da güzel işlenmiş ve sıcak bir konuya sahip olan, ama oyuncuların yetenekleriyle öne çıkan film.baş tacı edilen birçok gereksiz oyuncuya bakıldığında sean penn bulunması güç bir değerdir.dakota fanning rolünde başarılıdır,nitekim bu filmden sonra da pekçok filmde rol almıştır. michelle pfeiffer ise rolüne oturmuştur.sevgi kavramını direk olarak seyirciye iletebilen, yapmacıksız güzel bir film.
izlettiğim 10 insandan 7 sini ağlatmış -ki diğer 3 ü requiem for a dream de bile ağlamayan insanlar topluluğu- sean penn in nasıl bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtladığı film.ayrıca "lucy" olarak dakota fanning in de üstün performansı takdire değerdir...
(bkz: ağlatan filmler)
sevginin aşamayacağı hiçbir "engel" olmadığını sean penn'in mükemmel oyunculuğuyla ve harika müzikler eşliğinde anlatan güzel film. (sean penn çok büyük oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır bu filmle. bu güne kadar izlediğim en doğal, abartısız ve insan odaklı bir engelli rolüydü)
not: kesinlikle dublajsız izlenmeli, aksi takdirde oyunculuğun oyuncu kısmı gidiyor, sadece 'luk' kalıyor...
sıcak bir yaz gecesi biraz eğlenmek için digitürk'ü açtığımda karşıma çıkan ve bir kaç dakikasına baktıktan sonra konusunu, türünü, oyuncularını öğrenmeye gerek duymadan sonuna kadar izlediğim; beni eğlendirmeyen fakat acaip duygularından süper bir film. bir çoklarına göre sean pann'ın oscar'ı alamamasının tek nedeni bu ödülü daha önce benzer bir rolle almış olan tom hankstir.
sean penn çok iyi bir oyuncu, o ufaklık desen her filminde büyümüş de küçülmüş gibi değme oyunculara taş çıkartacak cinsten, lakin film, düşünce hızını yavaşlatıyor. aptallaştığımı hissettim film sonunda, bir mental engelliyi onun tarafından anlatan bir film için olası bir sonuç yine de. sıkıcı değil, gevşek değil ama aptallaştırıyor. belki de bilerek yapılmıştır bilmiyorum.
baba:ben senin babanım...ve sana okumanı söylüyorum. söylüyorum çünkü ben senin babanım.
kız: ben aptalım.
baba: aptal değilsin.
kız : öyleyim.
baba : aptal değilsin, çünkü o kelimeyi okuyabilirsin!
kız : sen okuyamıyorsan ben de okumak istemem.
baba : hayır, çünkü bu beni mutlu ediyor. senin okuduğunu dinlemek beni mutlu ediyor.evet. sen okurken ben mutlu oluyorum.
kız : "uzun bir süre sessizlik içinde süzüldüler.nasıl bu kadar farklıyız..."
ağla dur artık filmde
"nasıl bu kadar farklıyız ve aynıyız? nasıl bu kadar farklı hissederiz ve aynı oluruz? " filmin tüm anlamını içinde barındıran geyane replik.. sam ve kızı aslında çok farklıdırlar ama öyle bir sevgiyle birleşmiş ve aynı olmayı başarmışlardır ki tüm anne babalara örnek olması gerekir. yapmacıklıktan uzak olduğunu düşündüğüm çok güzel bir film. filmi izlerken anne baba olmanın ne demek olduğunu, engellerin gerçekten istenildiğinde aslında sevgiyle tolere edilemeyecek şeyler olmadığını düşünüyorsunuz.
ayrıca filmdeki beatles şarkıları kesinlikle filmin seyir keyfine keyif katıyor.
zihinsel engelli bir bireyin çocucğuyla olan ilişkisinin yanı sıra, sistemin içersinde engellilerin nasıl kabul görebileceğini mahkeme ve savunma süreçleri ile anlatan, sosyal sistemler girdilerini sorgulayan hış film.
sean penn'i tanımayan biri izlese bu adam gerçekten de 7 yaşında bir insanın hafızasına sahip bir insan mı?
acaba film için gerçekte de öyle olan birini mi seçmişler?
sorularını rahatlıkla sordurabilecek, sean penn'in oyunculuğunun doruk noktalara ulaştığı, en duygusuz insanı bile bir yerinden yakalayıp hüzünlendirebilen bir şaheser film. film deki küçük kızın oyunculuğu ise insanı şaşkına çevirecek cinsten.
bu filmi ilk kez sinemada izlediğim için kendimi çok şanslı görüyorum. türkçe seslendirilmiş halinde o duygu tam olarak verilemiyor bence.
filmi izleyeli yıllar olmasına rağmen, film unutamadığım sahnelerle dolu. belki o an sarfedilen cümleler insanın aklında kalmıyor ama filmin adı duyulduğunda o anki hüzün hatırlanıyor, iç burkuluyor...
filmde en unutamadığım sahne; küçük kızın biraz daha ağır bir dille yazılmış hikaye kitabını sam okuyamayınca, kızın bunu anlaması ve hemen diğer çok daha hafif dille yazılmış ve sam'in rahatlıkla okuyabildiği (galiba film boyunca sam bu kitabı kıza sık sık okuyordu) kitabı alıp bunu okuyalım gibi bir şey demesi.
o an için, bazen küçüklerin büyük ve olgun diye adlandırılan bizlerden bazı zamanlarda daha anlayışlı ve hoşgörülü olduğunu düşündürmüştü bana bu güzel sahne...
izlenmesi ısrarla tavsiye edilebilecek, yıllar geçse de adını duyduğunuzda sizi hüzünlendirebilecek özel bir film.
sean penn'in oyunculuğuna şapka çıkardığım film. şimdi şapkamı takıp filme gelirsek olay zihinsel engelli, fakir, starbucks da günde 8 dolara çalışan en büyük kariyer hedefi kahve makinasının başına geçmek olan sam'le nasıl olmuş ta olmuş dediğim çocuğuyla yaşamı ve çocuğunu elinden almaya çalışan ona bakamıyacağını düşünen zihniyet arasında mahkemelerde geçen sean penn'in avukatının michelle pfeiffer olduğu film. film'deki tüm oyuncular inanılmaz oyunculuk sergiliyor özellikle o çocuğun 7 yaşında olması inanılır gibi değil. sean penn'in neden oscar almadığını bilemiyorum ama en iyi performanslarından biriydi, en nihayetinde gayet güzel, duygusal, hoş film.
zihinsel özürlü bir babanın kızının velayeti için verdiği hukuk mücadelesini anlatan destansı bir filmdir. michelle pfeiffer'ın hırslı ve başarılı ama özel hayatında sorunları olan bir avukatı canlandırdığı film , sevginin ve fedakarlığın kapitalist amerikan yaşam tarzına gelebe çalışının hikayesidir. sean penn'in performansı "acaba bu adam gerçekten otistik mi" dedirtecek kadar göz kamaştırıcıdır.