sean pennin oscara aday olduğu, akıl yaşı 7 olan bir babanın yaşadıklarını anlatan film. sean pennin oyunculuğu, karaktere öyle bir hayat veriyor ki, en duygusuz birinin bile gözlerini yaşartabiliyor.
çok ilginç olmasa da güzel işlenmiş ve sıcak bir konuya sahip olan, ama oyuncuların yetenekleriyle öne çıkan film.baş tacı edilen birçok gereksiz oyuncuya bakıldığında sean penn bulunması güç bir değerdir.dakota fanning rolünde başarılıdır,nitekim bu filmden sonra da pekçok filmde rol almıştır. michelle pfeiffer ise rolüne oturmuştur.sevgi kavramını direk olarak seyirciye iletebilen, yapmacıksız güzel bir film.
izlettiğim 10 insandan 7 sini ağlatmış -ki diğer 3 ü requiem for a dream de bile ağlamayan insanlar topluluğu- sean penn in nasıl bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtladığı film.ayrıca "lucy" olarak dakota fanning in de üstün performansı takdire değerdir...
(bkz: ağlatan filmler)
sevginin aşamayacağı hiçbir "engel" olmadığını sean penn'in mükemmel oyunculuğuyla ve harika müzikler eşliğinde anlatan güzel film. (sean penn çok büyük oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır bu filmle. bu güne kadar izlediğim en doğal, abartısız ve insan odaklı bir engelli rolüydü)
not: kesinlikle dublajsız izlenmeli, aksi takdirde oyunculuğun oyuncu kısmı gidiyor, sadece 'luk' kalıyor...
sıcak bir yaz gecesi biraz eğlenmek için digitürk'ü açtığımda karşıma çıkan ve bir kaç dakikasına baktıktan sonra konusunu, türünü, oyuncularını öğrenmeye gerek duymadan sonuna kadar izlediğim; beni eğlendirmeyen fakat acaip duygularından süper bir film. bir çoklarına göre sean pann'ın oscar'ı alamamasının tek nedeni bu ödülü daha önce benzer bir rolle almış olan tom hankstir.
sean penn çok iyi bir oyuncu, o ufaklık desen her filminde büyümüş de küçülmüş gibi değme oyunculara taş çıkartacak cinsten, lakin film, düşünce hızını yavaşlatıyor. aptallaştığımı hissettim film sonunda, bir mental engelliyi onun tarafından anlatan bir film için olası bir sonuç yine de. sıkıcı değil, gevşek değil ama aptallaştırıyor. belki de bilerek yapılmıştır bilmiyorum.
baba:ben senin babanım...ve sana okumanı söylüyorum. söylüyorum çünkü ben senin babanım.
kız: ben aptalım.
baba: aptal değilsin.
kız : öyleyim.
baba : aptal değilsin, çünkü o kelimeyi okuyabilirsin!
kız : sen okuyamıyorsan ben de okumak istemem.
baba : hayır, çünkü bu beni mutlu ediyor. senin okuduğunu dinlemek beni mutlu ediyor.evet. sen okurken ben mutlu oluyorum.
kız : "uzun bir süre sessizlik içinde süzüldüler.nasıl bu kadar farklıyız..." ağla dur artık filmde
"nasıl bu kadar farklıyız ve aynıyız? nasıl bu kadar farklı hissederiz ve aynı oluruz? " filmin tüm anlamını içinde barındıran geyane replik.. sam ve kızı aslında çok farklıdırlar ama öyle bir sevgiyle birleşmiş ve aynı olmayı başarmışlardır ki tüm anne babalara örnek olması gerekir. yapmacıklıktan uzak olduğunu düşündüğüm çok güzel bir film. filmi izlerken anne baba olmanın ne demek olduğunu, engellerin gerçekten istenildiğinde aslında sevgiyle tolere edilemeyecek şeyler olmadığını düşünüyorsunuz.
ayrıca filmdeki beatles şarkıları kesinlikle filmin seyir keyfine keyif katıyor.
zihinsel engelli bir bireyin çocucğuyla olan ilişkisinin yanı sıra, sistemin içersinde engellilerin nasıl kabul görebileceğini mahkeme ve savunma süreçleri ile anlatan, sosyal sistemler girdilerini sorgulayan hış film.
sean penn'i tanımayan biri izlese filmde sahiden 7 yaşında birinin hafızasına sahip bi adamın oynadığını sanabilir. sean penn'in oyunculuğunun doruk noktalara ulaştığı, en duygusuz insanı bile bir yerinden yakalayıp hüzünlendirebilen duygu yüklü bir film. film deki küçük kızın oyunculuğu ise hiç de yabana atılacak cinsten değil.
bu filmi ilk kez sinemada izlediğim için kendimi çok şanslı görüyorum. türkçe seslendirilmiş halinde o duygu tam olarak verilememiş. *
üzerinden yıllar geçse de film unutamadığım sahnelerle dolu. cümleleri net bir şekilde hatırlamasam da filmin adı duyulduğunda o anki hüzün hatırlanıyor iç burkuluyor.
-----------spoiler------------
filmdeki en unutamadığım sahne sam’in küçük kızıyla hikaye kitabı okuma sahneleri.
küçük kız artık bir üst sınıfa geçmiştir * ve biraz daha ağır bir dille yazılan hikaye kitabını sam’le okumaya çalışırlar. fakat sam zorlanır. ne de olsa o 7 yaşında bir çocuğun zekasına sahiptir ve artık küçük kızının zeka seviyesi onunkini geçmiştir. küçük kız bunu fark eder ve hemen o her zaman okudukları hikaye kitabını getirir ve bunu okuyalım falan der.
-------------spoiler-----------
o an için çoğu zaman küçüklerin büyüklerden daha olgun ** olduğu gerçeğini alır ayaklarımıza serer bu sahne.
zihinsel özürlü bir babanın kızının velayeti için verdiği hukuk mücadelesini anlatan destansı bir filmdir. michelle pfeiffer'ın hırslı ve başarılı ama özel hayatında sorunları olan bir avukatı canlandırdığı film , sevginin ve fedakarlığın kapitalist amerikan yaşam tarzına gelebe çalışının hikayesidir. sean penn'in performansı "acaba bu adam gerçekten otistik mi" dedirtecek kadar göz kamaştırıcıdır.
sam'in kızını doğumgününde görmek için elinde çiçeklerle yeni ailesinin evinin sokağına gittiğinde eddie vedder abimizin yorumuyla you've got to hide your love away girer ki araya birden, eddie vedder'ın sesiyle bile hüzünlenebilen bünyelere ''baba naptın sen'' diye film orada duygusal olarak golden shot yaşatır resmen.
soundtrack'i de şu şekildedir:
1. two of us - aimee mann & michael penn
2. blackbird - sarah mclachlan
3. across the universe - rufus wainwright
4. i'm looking through you - the wallflowers
5. you've got to hide your love away - eddie vedder
6. strawberry fields forever - ben harper
7. mother nature's son - sheryl crow
8. golden slumbers - ben folds
9. i'm only sleeping - the vines
10. don't let me down - stereophonics
11. lucy in the sky with diamonds - the black crowes
12. julia - chocolate genius
13. we can work it out - heather nova
14. help - howie day
15. nowhere man - paul westerberg
16. revolution - grandaddy
17. let it be - nick cave
18. lucy in the sky with diamonds - aimee mann
19. two of us - neil finn/liam finn
20. here comes the sun - nick cave
baba sevgisini ele alan filmler nedense tarafımca baş tacı ediliyorlar. bilemiyorum, şöyle bir düşününce aklınıza zilyon tane şiir ve şarkı geliyor anneler için yazılmış ama film pek gelmiyor*. ama iş 'babalık' mefhumuna gelince hemen reign over me ve the pursuit of happyness gibi filmleri sıralayabiliyorum. tuhaf... bu film de onlardan biri. diğer filmlerle ortak özelliği gözden süzülen bir kaç damla yaşla birlikte izlenmesi ve bu özellikleriyle halen özde insan olduğunuzu size hatırlatmaları. i am sam replikleriyle, oyunculukarıyla, müzikleriyle tam bir baş yapıt. izlenmeli...