serbest piyasa ekonomisinin getirmiş olduğu bir yüktür...lakin;
serbest piyasa ekonomisinde ülkedeki mal ve hizmetlerin üretiminden sorumlu olan firmaların birinci amacı kar maksimazyonudur.bu ise maliyetlerin kısılmasıyla doğru orantıdadır.bu nedenden dolayı firmaların devlet gibi bünyesinde ekstra bir istihdam yaratması söz konusu değildir. ihtiyacı olduğu kadar işci alır, hatta olabildiğince de çalışan sayısını düşük tutmaya calışır.o yüzden piyasa da işsizliğin az seviyelerde seyretmesi şirketlerin dinamikliğine bağlıdır.
eğer dinamik, üretken ve teknoloji yaratan bir ekonomiye sahipseniz, piyasa kendi dinamikliği içinde işsizligi minimuma indirip, eritecektir. ancak tam tersi durumda ise (bkz: türkiye) işsizlik, devletinde sektorden çekilmesi sebebiyle belli bir donem yüksek rakamlarda seyredecektir. çünkü şirketlerin piyasa da oluşan insan kaynağı fazlasını eritmesi belli bir süre alacaktır.
edit: bazı yanlış anlaşılmalar olmuş. gizli işsizlik hem sosyalist hemde liberal ekonomide var olan bir yapıdır. sadece uzun zamanda değişebilecek bir durumdur. o yüzden yazımda onun dışındaki işsizliğe değindim. ayrıca birinci paragraftaki durum tamamiyle kapitalist sisteme vakıf olan bir ekonomi için geçerlidir. kaynak için: the globalization of world politics/baylis&smith-oxford ;3rd edition.
kapitalizmin elindeki en büyük silahlardan biridir.emekçiler işsizlikle korkutulup sömürülmeye daha uygun hale getirilirler.hakkını istemek yerine zorlama bir kanaatkarlığa itilirler...
insanı hayattan soğutan; demek ki bunca okumalar, başarılar, çekilen eziyetler hep boşunaymış diye düşüdüren; sırf "iş bulabildin mi" diye soran insanlarla karşılaşmamak için topluma çıkmaktan kaçan bir yapıya büründüren maalesef ki memleketimizin bir gerçeği.
aslında insanın bazı hususlarda kendisini geliştirmesi için iyi bir fırsat olarak görünse de özellikle işsizlik süreci uzun süren bir insanın morali ve motivasyonu yerlerde süründüğünden bu pek de mümkün olmuyor.
yine de sabah erken kalkmak zorunda olmamak güzel bir şey.
(bkz: züğürt tesellisi)
not : rakamlarda büyük fark olmayıp, hatırda kalanlardır.
sadece oransal olarak bakmanın çok yüzeysel kalacağı gösterge. özellikle ülkemizde son 5 yıldır sürekli yüksek büyümeye rağmen nasıl oluyor da işsizlikdeki düşüş bu oranın çok altında kalıyor diye sorular akıllarda kalıyor. birkaç göstergeye bakarak bunun nedenini çok güzel öğrenebiliriz.
bunlardan birincisi kapasite kulanım oranları, verimlilik de diyebiliriz. sanayici atıl halde bulunan üretim makinalarını, tesislerini devreye sokmuş, yeni işçi almak yerine mesai saatlerini yükseltmiş, istihdamdan kazanç sağlamıştır. ekonomik büyüme ile sürekli kapasite kullanım oranları da artmıştır.
ikincisi ise tarımda çalışan kişi sayısı, yaklaşık 5 yıllık süre içersinde de öyle ya da böyle tarımda çalışan insanlar sanayi tesislerinde üretime katılmışlardır. bu da sadece tarımda çalışan işçi sayısını azaltmış, sanayide çalışan kişi sayısını arttırmıştır. çünkü sanayi işçisi ve tarım işçisi değerleri ayrı ayrı değerlendiriliyor.
ayrıca her yıl işçi piyasasına çıkan genç sayısı da bunda etkilidir.
bu 5 yıl süresinde sanayide çalışan işçi sayısı önemli miktarda artmış fakat işsizlik rakamlarında gözler görülür bir iyileşme olmamıştır. bunlar yukarıda bağlı nedenlerin büyük ölçüde etkisi ile gerçekleşmiştir. artık kapasite kullanımı ve verimliklik oranları makul seviyeye gelmiştir. işsizliğin düşmemesine daha fazla etki edecek bir halleri kalmamıştır.
o kadar basit bir problemdir ki en boktan hükümet 4 ayda çözerdi. ama akp 4,5 sene de yapamadı. yani bu da demek oluyor ki akp irticacı, yobaz, vatanı satan, laiklik düşmanı pis bi parti.
hiçbir iktidarın tek başına sorunu değildir, ülkemin kronikleşmiş hastalığıdır.
ha, tek parti iktidarları çok daha fazla imkana ve yetkiye sahiptir elbette, bu öne sürülebilir. ancak, ülkemizdeki partilerin ekonomi politikaları daha çok ne olursa olsun sıcak parayı çekmek ve özelleştirme ile borcu kapatmakla sınırlı olduğundan yıllardır işsizliğe eğilecek vakit bulamamışlardır.
düzenli olarak hemen her çeyrekte büyüyen türkiye'de, piyasaya giren paranın hemen hemen tümü mali piyasalara kaydığı, sıcak para niteliğine kavuştuğu ve istisnalara kaideyi bozmamakla birlikte hemen hiç yatırıma dönüşmediği sürece daha uzun yıllar çekeceğimiz bir sorundur işsizlik.
bir yandan büyüyoruz bir yandan da işsizlik ve özellikle genç işsizliği artıyor. sizce de bu resimde bir sorun yok mu ?
hükümet tarafından çözülmüş bir sorundur. son seçimde de halkımız tekrar iktidar partisini oylayarak hükümeti onaylamıştır. hatta işsiz insan sayısı o kadar azdır ki başbakan işsizlikten yakınan bir babaya " senin çocuğun da işsiz kalsın" diyerek ayar vermiştir.
istihdam sorununun yanında tembellik sorunundan dolayı da kat kat büyüyen sorundur. uzun süredir işsiz biri maddi sıkıntıya düşer ve ne iş olsa yapar gene de iş bulur yada başka yerden geliri vardır iş beğenmiyordur.
bu olaya kapitalizm, sosyalizm, hatta satanizm yönünden yaklaşmayacağım. aslında doğru yapmadığımı da biliyorum ama, gelin biraz kahve insanının penceresinden bakalım:
3 yılda toplam 8 gün (evet üç yılda sadece sekiz gün) izin yapmış bir formenle konuşmamda geçen laf şu idi: "çalışmak isteyene her yerde iş var abi"
doğru bir söz. türkiye'de, özellikle istanbul'un inşaat sektöründe kıçınızı yırtarak aramanıza rağmen işçi bulamıyorsunuz. üstelik aradığınız işçi, özellikli olmak zorunda değil; düz işçi olarak alacak, hatta şantiyede bir ustanın yanında zanaat öğrenmesini sağlayacak, böylelikle adama hem iş, hem de ileriye dönük bir zanaat öğrenme şansı sağlayacaksınız ki, uzun vadede bu adamın kendi işini kurması, kuramasa da ücretinin artması için bulunmaz bir fırsat veriyorsunuz. bu adam işe ilk girerken alacağı ücret, tekstil atölyelerinde çalışan insanlarınkinin en az iki katı. ayda 1800 ytl para alan ustabaşılar var. hangi öğretmen, hangi devlet memuru bu parayı kazanıyor?
koşulların çok iyi olduğunu iddia edemem ama ücretler türkiye standartlarının çok üstünde.
ama adam ne yapıyor? bunu yapmak yerine kahvede oturuyor ve overlokçu kızkardeşinden utanmadan para alıyor, bu parayı çay ve sigaraya yatırıyor.
diyeceğim o ki, işsizliğin çözülmesi için biraz da insanların alışkanlıklarını değiştirmesi gerekiyor. insanca bir çözüm olmasa da bu böyle. kimse kusura bakmasın.
not: mühendisliğimin ilk yıllarında düz işçilerden de daha düşük maaşla çalıştım. bundan gocunmak yerine çalışmaya devam ettim. bu sayede bugün hâlâ bu işi yapabiliyorum. kimse mezun olur olmaz iyi bir yerden başlamayı hayal etmesin. hayat 10-0 yenik başladığınızı kabul edip buna göre hareket etmezseniz daha çok gol yersiniz. düzen böyle. çok istiyorsanız değiştirin.
değiştirmek isteyip sağ partilere oy verince komik duruma düşersiniz; onu da ekleyeyim.
ilkokulda hocamız bizden kompozisyon istemişti sınıfta. yan sırada oturan bir kız da bana dönüp, "ya ne yazsam, türkiye'nin ekonomik durumunu yazayım, yoksa direk işsizliği falan mı yazayım?" demişti. garip garip bakmıştım o zaman. çünkü ben "çizgi film karakterlerinin çocuklara etkisini" yazıyordum...
işsizlik, bizim çocukluğumuzda ilkokul çocuklarının bile dilindeydi. şimdilerde ilkokul çocukları ilgilenmiyordur böyle şeylerle, zira bilgisayar falan var artık. ancak bugünkü durum itibariyle işsizlik, kapitalizm'in güvenlik sibobu olduğu suretçe giderilme gayreti taşınmayacaktır. zira işsizlik olduğu sürece patronlar çalışanları üzerinde daha hakim konumda olacaklardır.
''ülkemizdeki ekonomik durumun ne halde olduğu zaatalinizin malumudur. ben yine de bir maille de olsa, bir vatandaş olarak sizinle görüşlerimi paylaşmak amacındayım.
güney doğu anadolu da diyarbakırda yaşamaktayım. ülkemizin ekonomik olarak gelişmesine 'kapitalistleşmesine' paralel olarak bir çok sorunda ortaya çıkmaktadır. bunun en başında işssizlik gelmektedir. diyarbakır da hemen hemen her evde bir işssiz vardır. kaybedecek hiç bir şeyi olmayan bu insanlar toplum ve ülke için birer potansiyel tehlike arz etmektedir. sayıları her geçen gün artmakta olan bu insanlar her türlü ideolojik, politik çıkar guruplarına alet olmakta ve de bunun yanında 'kapkaç', 'gasp' vb yollara başvurmaktadır. ekonominin gelişimine paralel olarak ortaya çıkan bu gibi bazı durumları ortadan kaldırmanın çeşitli yolları olduğu gibi ülkemizde, salt, güvenlik kuvvetlerini istihbarat ve güç olarak geliştirme yoluna gidilmektedir. sanırım bunun salt çözüm olmadığı ve ileride büyük çatışmalara vesile olacağı farkedilmektedir. işsizleri ve işe yaramayanları sindirmeye çalışmakla başlayacak bu süreç büyük çatışma ortamlarını yaratacaktır. güneydoğu daki bu kötü ekonomik koşulların kökeninde, diğer bölgelerimizden farklı olarak bazı politikacılarımızın iktidar döneminde uygulanan yanlış politikalar sonucu 1992 yılında başlayan köy yakılmaları vardır. şimdilerde örnek bir çalışma olarak köye dönüşler özendirilmeye çalışılıyor ama şehir yaşantısı içinde sindirilen ve burada yaşamaya alışan insanlarımızın köylerine dönmek gibi bir niyetleri olmadığı ortadadır. bu tip örnekler ve çalışmalar çoğaltılabilir. sonuç olarak acilen insanlarımızı ekonomik açıdan üretici kılacak yeni istihdam alanları yaratılmalı, bu konuda verilen destek artırılmalıdır. acilen ciddi ve yerleşik size bağlı bir denetim mekanizması oluşturulmalı, devlete bağlı kurum ve kuruluşlar ile devletin bu konuda desteklediği kurum ve kuruluşlar bu denetimden geçirilmelidir. kaygım öncellikle diyarbakır için sonra da ülkemiz için büyük tehlike arz eden işsizlik sorunun bir an önce giderilmesine dairdir.
die verilerinin gerçekçi olmadığı sorunlardan sadece biridir.hesaplamar yapılırken sigortasız çalışan işçiler hesaplan(a)mamaktadır.enflasyon hesaplaması gibi komik bir rakam çıkmaktadır her daim karşımıza.ama bu veri muhalifler ve muhalefet ruhu ile yayın yapan yazılı ve görsel neşriyat tarafından kullanılamayacağı için pekte ses çıkarılmaz ülkemizde.
çalışma hayatım boyunca 2 aylık bir zaman diliminde tecrübe ettiğim durum.
bu kadarlık bir zaman diliminde yaşanmış olsa da insanı boşluğa düşmüş ve işe yaramaz hissetmesine sebep olması bakımından başta psikolojik, ve sonrasında da maddi olarak yıpratan, ancak yine de çalışmanın anlam ve önemini kavramak ve değerini bilmek gibi olumlu etkileri sebebiyle yaşamış olmaktan memnun olduğum süreç.
şu an 18 - 24 yaş arası 5 milyon türk gencinin içinde bulunduğu durumdur. bunlardan sadece 2 milyonun iş araması ve kalanın hiçbirşey yapmaması asıl vahim durumdur.
uluslararası çalışma örgütü *'nün tanımına göre: "belirli bir dönemde işi olmayan, çalışmaya hazır olan ve iş arayan kişilerin" ortaya çıkardığı bir kavramdır. bu noktada kavramsal olarak üç öğe ön plana çıkmaktadır. 1) çalışma çağında olmak (15+ yaş), 2) çalışmaya hazır olmak 3) fiilien iş arıyor olmak. bir kişinin işsiz kabul edilmesi için yukarıdaki 3 öğenin de olması gereklidir. işsizlik ikiye ayrılmaktadır., açık ve gizli işsizlik.
önüne bir sıfat konmadıkça, işsizlik denildiği zaman vurgu yapılan kavram açık işsizliktir. açık işsizlik kendi içinde de bir çok işsizlik türünü barındırır. tek cümleyle çok kısa ifade etmek gerekirse:
-toplam talep yetersizliğinden kaynaklanan işsizlik: mal ve hizmetlere olan talebin düşmesine bağlı olarak işgücü piyasasındaki talebin de yetersiz gerçekleşmesi nedeniyle, cari ücret oranında çalışmak isteyenlere, istihdam olanağı sağlanamaması durumudur.
- konjonktürel işsizlik:belli bir döneminde yaşanan ekonomik durumun yansımasıdır. (bkz: 1929 bunalımı) (bkz: 1974 petrol kirizi)
- yapısal işsizlik: oluşumunda mesleki, kurumsal, demografik yapı değişikliklerinin rol oynadığı işsizlik türüdür. işgücü talebindeki yapı değişikliklerine, işgücü arzının hemen uyum sağlayamaması sonucu yaşanan bir dengesizliktir. uzun süreli olması ve nüfusun belli bir kesimini (gençler, kadınlar, tarımda çalışanlar vs) etkilemesi sebebiyle diğer işsizlik türleri arasında özel bir öneme sahiptir.
- mevsimlik işsizlik: çeşitli mevsimlik sektörlerde (balıkçılık, ormancılık, turizm vs) faaliyet dönemi dışında yaşanan işsizliktir.
- teknolojik işsizlik: teknolojik ilerleme ile bir kısım emeğin atıl kalması durumudur. üretim sürecinde makinalaşma ile birlikte bir takım işçilerin işten çıkarılması şeklinde örneklenebilir.
- friksiyonel işsizlik: ilk işlerini aramakta olanlar ile, çeşitli nedenlerle iş değiştirmek isteyen kişilerin işsiz kaldıkları süre ile açıklanmaktadır. kalkınma düzeyi ne olursa olsun daima görülen bir işsizlik türüdür.
açık işsizliğin dışında, bir diğer işsizlik türü de gizli işsizliktir. çok kısaca bir tanım yapmak gerekirse: üretim sürecindeki emek miktarı, diğer üretim faktörlerine göre o kadar fazladır ki, emeğin bir kısmını çekip almakla toplam üretim miktarında bir değişme olmaz. iktisadi terminoloji ile ifade edersem, emeğin marjinal verimliliğinin sıfır olduğu durumdur. ülkemizde, kamu kurumlarını yıllarca şişirilmiş, gereksiz bir sürü insanla doldurulmuş şeklinin yansımasıdır. bir işi yapacak o kadar çok insan vardır ki, o insanların bir çoğunu işten atsanız dahi, sonuç değişmez. tabii ülkemizde yıllarca kadro ile kamu kuruluşlarını şişirme politikası sonucu devlete büyük külfet olan bu kurumlar, "aha bakın hem külfet oluyorlar, hem zarar ediyorlar" mantığı ile kötü gösterilerek bir bir özelleştirilmişler ve piyasanın vahşi işleyişine kendilerini kaptırmışlardır.