samimiyetten çok profesyonellik isteyen curcuna. ne kadar çok yakınsak da iş hayatından, sayesinde özlemlerimizi, hasretimizi, baş ağrılarımızı ve daha bir sürü özel hayattaki hengameleri unutmak zorunda bıraktıran.
kimselerin giremediği,girse de çıkamadığı,çalışsa da para kazanamadığı,kazansa da harcayacak zamanı bulamadığı yerdeyiz evet bu hafta iş hayatındayız efendim.
(bkz: metin tok)
ilk anda garipsediğiniz, sonra siz anlamadan günlerin haftalara, haftaların aylara dönüştüğü; 2. ayın sonunda odunlaşmaya başladığınızı hissedip canlanmaya çalıştığınız korkutucu hayat. sürekli çabalamaktan ibarettir. zira artık, "çalışsaydım ben de 100 alırdım" mantığına paralel olarak; o kadar kassam ben de müdür olurum gibi düşüncelere dalamazsınız. ister bulunduğunuz yerden kurtulmak için, isterse ideallerinzin peşinden koşmak için olsun didinir durursunuz. sevdiğiniz bir işte çalışsanız da; mühendislik gurusu olma isteği ile yan gelip yatma hayali arasında salınır durursunuz. iş hayatının başında başarının getirdiği tatminden çok; geçmişte yaşadığınız gündelik keyiflerin özlemi ağır basar. sabahları yatakta keyif yapmak, gün içinde kitap okumak veya sinemaya gitmek ulaşılmaz gelir. gelir ne demek, o an için ulaşılmazdır, sadece hafta sonuna sahipsinizdir çünkü. her ne kadar insanın kafasında cazip meslekler ve iş alanları olsa da; öğrencilikte sadece kendiniz için yaptığınız şeylerden aldığınız keyifin onda birini vermezler.
insanların içlerinin ne kadar kirli,karakterlerinin ne kadar değersiz,hayatlarının ne kadar satılık olduğunu görmenizi sağlayan.güzel bir okul hayatından sonra mide bulandıracak kadar iğrenç gelen,ama eninde sonunda herkesin içine girdiği dünya.
işten başka her türlü entrikanın döndüğü, yüzünüze gülüp, arkanızdan konuşanların cirit attığı, samimiyetsiz, soğuk, zoraki muhabbetlerin döndüğü, içinde olmayanın da olanın da acı çektiği hayat..
dışardan ne kadar güzel görünse de içine girildiğinde uzun bir süre şok olmanıza ve neredeyim ben sorusuna sizi götürebilecek hayattır. işinizi sevmeniz, başarılı olmanız ya da alanınızda iyi olmanız bazı kişilere yetmez. bazıları hep bir övgü bekler, bazıları gelişime kapalıdır, bazıları korkaktır... böyle uzayan bir liste var işte. geçenlerde gerçekten de samimi bulduğum bir hocama ne olacak böyle diye sorduğumda "susurluk" oldu artık "türkiye" dedi. soru sorup cevap beklerken başka sorular da sormaya başladım. cevap vermedi. sadece kelimelere yönlerdirdi beni. daha gördüğün ne ki küçük gibi bir bakışı vardı ki sormayın. ben umutluyum dedim, öyle kal dedi. bir deyişi vardı ki içler acısı. tüm verdiği ipuçlarına değerdi sanırım.
insanlığın işine yaramayacaksa bu "title" dediğiniz ünvanlar nereden çıkıyor dedim yıllarını bu mesleğe vermiş profesöre. baktı, açıklamalarını yaptı ve dünyam yıkıldı sandım. ama kapısından çıkarken küçük olduğumun farkında olduğumu ama kaç yaşıma gelirsem geleyim umudumu yitirmeyeceğimi söyledim. baktı, ayağa kalktı ve bahçeye kadar uğurladı. umudunu yitirme dedi.
evet, iş hayatında bir korku, bir bencillik, bir güdülme, bir hastalık var. ses olduğunda sessizliğe yönelten güç adı altında garip bir öğe var. mobbing adı verilen saldırganlığı da öğrenmeden iş hayatına girilmemelidir derim.
işinizi ne kadar severseniz sevin, pazartesilerin bir kabus olduğu hayattır...zaten pazartesileri sevebilecek kadar çok işinize düşkünseniz, bu da kendinizi sevmediğiniz anlamına gelir ki, yazık yani...
uykusuz bir gecenin sonunda, sabaha doğru uykulu gözlerle kalkarsın sıcacık yatağından.. kendine gelene kadar fizik gücü olarak azca, ama beyin gücünü maksimum seviyede kullanıp yaşantını sürdürecek kağıt parçalarını kazanmak için sosyal hayatından feragat ettiğin o "iş" denen saçma ama gerekli olgu için lanet okursun...
duş almaktan vazgeçip, diş macunundan bi fırt çeker gargara yapıp geçiştirirsin ağız sağlığı kaygısını..."kahvaltıdan önce bi sigara içeyim" diye düşünüp sigarayı yakar ama kahvaltı yapmaktan vazgeçersin. acele bir şekilde yaşadığın şehrin kalabalık trafiğine bırakıverirsin kendini...
işyerine varır varmaz sade bir kahve içersin. içmezsen haram olur o gün sana...öğle yemeği haricinde akşama kadar saça sapan muhabbetlere esir olur, iş hayatı olgusuna lanet okursun..
akşam olur, eve gelirsin. bekarlık kokan 2 odalı daireni 20 dk sonra sucuk kokuları sarar. yemek yapmayı bilmezsin. senin menün fast food ve ara sıra da sucuklu yumurtadır çünkü...
yemeğin sonunda çayını ve sigaranı alıp, dairenin boktan manzaralı penceresine ilişir ve hayaller alemine dalarsın...ve bu şekilde geçen yılların ızdırabı seni hayata küstürür...
"lan" dersin,"keşke farklı olsaydı yaşantım, azıcık mutlu olsaydım" diye iç geçirirsin...
iş hayatı göreceli ve bakış açısına göre değişen bir kavramdır. insanlar genellikle ne istediğini bilmeyen ve kolay kolayda hiçbirşeyden zevk alamayan yapıya sahiplerdir.mesela bir insan çalışmasa canım sıkılıyor iş olsada çalışsam diye dert yanarken çalıştıgı zamanda nalet olsun yarın yine işe gidecem keşke çalışmasaydım diyebiliyorlar.yaptıgın iş ne olursa olsun her zaman o işten zevk almasını bilmek gerekiyo. sevmediğin iş olsa bile bakış açın öyle bir olmalıki tadını çıkarmalısın.
mesai günlerinin sabahları off.. puff... uyanma efektleri ile kalkılan, bünyelere sabah şekerlemesi yapsam mı yapmasam mı sorgulamasını yaptıran . geneline ertesi gün mesai olduğu için sosyal hayatını konsantre yaşamasına sebep olur.
çok azda görünse olan bazıları için çekilmez bir işkencedir garip şekilde sorgulatır hayatını nede olsa hayatının 70% kapsamaktadır yaptığı iş ne olursa olsun. okumuş etmiş, bir şekilde mezun olmuş ve mesaisine büyük bir şevkle başlamış ancak bundan aylar sonra anlaya gelmiştir yanlış meslek seçtiğini yavaş yavaş ağzından dökülü verir pişmanlık sözcükleri ekleyiverir sonunada biz gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikledik şeklindeki serzenişi ile iş hayatındaki sıkıcı ve bunaltıcı günlerine ışık tutup gösterir daha henüz başındayken iş hayatının, başlar güneşli plajların, serin yaylaların, neşeli cıvıl cıvıl sokakların hayalini kurmaya sanki pek yakında emekli olacakmış gibi. her sabah kalkıp aynı iş yerine gelip saatlerini sevmediği yada benimseyemediği iş ile uğraşmak veya boğuşmak üzre.
kimisi için son derece keyifli bir hayattır, yıllardır bunun için planlar kurmuş, nemli sınıflarda ve anfilerde dirsek çürütmüş, masa lambasının aydınlığında mürekkep kokan kitapların üstünde uyuya kalmıştır ve sonunda hayal ettiği ve planladığı kariyerine başlamış ancak sabahları kalkarken yinede ufff... puff efektleri vermeyide ihmal etmemiş olsada hergün uğraştığı işlerin üzerine sıkılarak değilde severek daha bir canlı şekilde gitmektedir karşılığında aldığı parayı daha bir haz alarak harcamış, arkadaşlarına yemişler ve gazozlar ısmarlamıştır.
keyifli veya çekilmez olmasında baş rollerde birlikte çalıştığınız kişilerin olduğu bir hayattır her hayat akışında olduğu gibi uyumluluk son derece ehemmiyetlidir ancak personeli 7/24 bankamatik misali çalıştıran patrona isyan ayrı bir uyumluluk felsefesidir o ayrı.
aslına bakılırsa okul hayatından farklı değildir. düşünün ki okulunuzu sevmiyorsunuz, ama gitmek zorundasınız, sevmediğiniz insanlarla günün çoğu kısmını geçirmek zorundasınız. nasıl ki okulda öğretmenler müdür ve müdür yardımcısı vardı, iş hayatında şefler, amirler var. hergün aynı saatte, aynı yere geliyorsunuz, aynı işleri yapıyorsunuz. fark mı iş hayatında para alıyorsunuz. gerçi hayata karşı bir enerji kalmadığında o para ne işe yarıyor bu da tartışılır.
öğrencilerin bir an önce içine girmek istedikleri;girmiş olanların ise öğrenciliklerini özlemesine sebebiyet veren hayat.sonuçta açık ki,herkes bulunduğu durumdan memnun değil.ve hayat böyle sürüp gidecek işte.ama bence önemli bir fark var ikisi arasında:öğrenciyken en fazla(acaip yavaşlar için) yedi-sekiz yıl sonra için planlar yaparak yaşama sevincinizi motive edebilirsiniz.ama iş hayatında iseniz 65 yaşı için planlar yapmak yaşama sevincinizin olanını da götürür.
asosyal yaşamdır.üniversitede gezip tozmaktan başka bir şey yapmayan kişi için sonun gelmesi demektir. eve bi an önce gelmeyi isteyip, uykudan başka bir şey düşünmemektir. kötüdür, kakadır, pistir.
okul hayatından çok çok farklıdır.okul hayatında çalışmalarınızın karşılığını adil bir şekilde alırsınız.iş hayatında ise başarı eşittir çok çalışmak diye bir eşitlik geçerli değildir.mide bulandırıcı bir yığın başka faktör vardır.işinizi çok sevseniz bile bir süre sonra dönen dolaplardan iğrenir hale gelir, özsaygınızı yitirmemek için mücadele vermeye başlarsınız ki çok yıpratıcıdır.