"sevgili arkadaşlar" diye başlayan mail'de aynı işin 3. kez yapılması söyleniyor ancak halen iş yerine getirilmiyordur. "sevgili arkadaşlar" başlangıçlı mail'i takip eden bir sonraki mail'de ilgili kişinin söveceği garantidir.
iş dünyasında kurumsal gözükmek için simple future tense değil future continuous tense kullanılır. yarın çalışacağınızı "yarın çalışacağım" şeklinde değil bu memleketin günlük dilinde yeri olmayan "yarın çalışıyor olacağım" şeklinde demelisiniz. sanırım öbür türlü adam yerine koymuyorlar gibi bir anlayış yerleşmiş.
"toplantıya erken gelirsiniz değil mi?" diye sormak müşterinin vazgeçilmez kuralıdır. "yok abi ben başlayınca geleceğim, sesi de kontrol etmeden girerim kabine ehi ehi." deme gibi bir şansınız olmadığından "tabi efendim merak etmeyin." diye cevaplamak lazım gelir.
bir de konuya göre gittiğiniz işte istisnasız uzmak olmak kuralı vardır. olmasanız bile öyle bir izlenim vermek gerekir. "bu ne la? yetim ilaç da neymiş?" demezsiniz mesela asla.
deadline'ı olan bir işi mütemadiyen deadline'a yakın ve ya deadline tarihinde bitirin..yoksa sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsınız..zaten deadline'ı geçme diye bir şansınız yok ama sırf hava olsun diye kasıp, deadline'dan önce işinizi bitirirseniz sonuçları sizin bir sonraki işlerinize negatif etkileyebilir..bir sonraki görev size üstünüz tarafından verildiği zaman bir önceki zaman/iş performansınızın göze alınacağı ve aslında olması gerekenden daha kısa bir sürede yeni işi bitimeniz isteneceğine emin olabilirsiniz..tabiki de, eskisine nazaran daha zor bir iş ile karşı karşıya kalmış olabilirsiniz..verilen süre size yetmeyebilir, ek süre talebinde de bulunamayabilirsiniz (ee, ne de olsa siz hızlıca bitiriyorsunuz işleri, sorun olmaz)..
ondan dolayı yazılı olmayan kural neymiş? işi sizden istenilen zamanda bitirin..önce ya da sonrası olmasın!
not: mgn'ye teşekkürler, opsiyonlu verilen deadline'ları hatırlattı bana..böyle bir durumda da haliyle deadline zamanına yakın bitirilmesi tercih edilmelidir..ama yine de deadline biraz geçmek, sorun yaratmayacaktır ve yukarıdaki paragrafın ana fikrini anladıysanız şayet bu durumun size yol, su, elektrik olarak geri dönüşü olacağını da anlamış olmanız gerekir..
idarecilerin "biz bir aileyiz" demesi, aslında "işini kendi işi gibi sahiplenmeyeni gönderirim" anlamına gelir. neredeyse de tüm iş yerlerinde söylenir bu "biz bir aileyiz" lafı. çalışanların "çok gaza geldik, aslanlar gibi saldıralım işe hemen, seviyorum len ben bunları, hem aileyiz de zaten" deyip, performanslarını 3 katına çıkarmalarını falan mı bekliyorlar acaba bu laftan sonra?
- işe geç gelinmez, geç kalırsanız tepenize çökerler. ama geç çıkılabilir, bu durumda kimse aferin demez.
- bik bik bik bik olsunü, sonra zam yaparız denirse yüksek ihtimalle yalandır, 2. bir bik bike kadar rafa kaldırılır
planlı, düzenli ve hatasız çalışan kişi plansız, düzensiz ve de bol hatalı çalışan kişilerin peşini toplamak zorundadır. isyan etmeyesiniz diye duruma takım çalışması süsü verilir.
+ fiyatlarımıza kdv dahildir. (dahil değildir anlamına gelir aslında)
+ bu işyerinde asgari ücret uygulanmaktadır. (sen git de babanı kandır. müdürde mi asgari ücrete çalışıyor lan allahsız)
+ müşteri velinimetimizdir.(müşteriler sömürgemizdir tartışılmaz.)
+ işyerimizde adil bir ücret politikası izlenmektedir.(zengin adaletini para kesesinde taşır. zenginin malı züğürdün cenesini yorar.)
özel sektörde, çalıştığınız işte ikameniz mümkün değilse yada taşşaklıysanız * korkmayın. bunlardan ikisi de yoksa sizde bol bol göt yalayın, çekinmeyin. bunu da yapamıyorsanız valizinizi, çantanızı yada boş kolinizi hazır tutun.
iş hayatının "sertlik isteyen" sektörlerinin, "erkeklerin dünyası" olduğuna en çok karşı çıkanlardan biriydim, bir süre öncesine kadar...
kadınsanız, önünüzdeki seçenekler şunlardır :
1) erkek gibi görünmek, giyinmek, davranmak, gerektiğinde küfretmek, saçlarınızı yurt müdireleri gibi sıkıca topuz yapmak, siyah çerçeveli bir gözlük takmak, gülümsemeyi unutmak, ki o zaman "bacı, abla" gibi hitap şekilleri, arkanızdan "erkek gibi kadın valla" iltifatları (!) işitirsiniz...
2) kırıtıp, sırıtmak... dişiliğinizi kullanarak, kaba bir tabirle erkeklere "gösterip vermemek", "hahahahaa, ilahi bilmemne bey, allah iyiliğinizi versin, nerden çıktı bu ayol..." şeklinde şuh kahkahalarla, "aptal-güzel" kadını oynamak, iş bitirici davranmak, dekolte giyinip, eh biraz eğilmek arasıra, "istediğin bende, ama sen istediğimi verene kadar alamayacaksın" şeklinde göz süzmek, en dangalakça asılma hallerini görmezden gelmek, köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek... vs. vs.
3) yok bu ikisini de yapmazsanız, işiniz zor işte... hem cinsiyetinizi asimile etmeye çalışanlara baş kaldırıp, hem de bunu kullanmak isteyenlere "nazikçe" ağzının payını veriyorsanız, erkeklere bir aklınız ve beyniniz olduğunu, işinizde titiz ve hırslı olduğunuzu anlatmaya çalışıyorsanız sizi dinlemeyeceklerini, yukarıda 2. maddede yazılanları sizden beklediklerini, göremeyince de bir dizi hayalkırıklığının sizi beklediğini belirtmek lazım...
yeni türkü'nün "anne, ben yapamadım" şarkısını dinleyip bunalımlara girersiniz, sonra daha bir hırs yapıp, "siz beni kullanamayacaksınız, ama ben sizi kullanacağım" dersiniz, yeniden yılmadan çıkarsınız sahneye... ama nerde...
onlar kurt, sense kedisin... istediğin kadar acımasız olmaya çalış, cürmün kadar yer yakarsın... oyunun kurallarını bozmaya gücün yetmez, ama oyunu kuralına göre de oynamayı beceremezsin işte... değişmediğin için kendini kutlarsın, bir kırmızı şarap açarsın eve gidince... kendini kutlarsın, züğürtçe...
dedikodu için karşı ofise geçiyorsanız, elinizde mutlaka bir evrak bulundurun ve sağa sola laf atmadan seri adımlarla yürüyün. bırakın çalışıyor sansınlar. aylak aylak gezip, çene yaptığınızı milletin gözüne sokmanın alemi yok.
dedikoduyu ya yaparsınız, ya da malzemesi olursunuz. yok yok her halukarda malzeme olursunuz, hatta çalışanları kovma yetkiniz olacak kadar üst mevkide olsanız da korkutamazsınız yine dedikodunuz döner. kesmenin tek yolu da çalışana nefes aldırmamaktır *(stajyer gözüyle durum böyledir, seneye 2. bölümü gelecektir*)
yazışmada altın kural, "sayın" ile başlayıp "saygılarımla" ile bitirilmesidir. arada ne söylerseniz söyleyin, kural budur. örnekleyelim:
sayın özgür bey,
senin ananla bacını üst üste koyarım, sonra söğüt gölgesi derken ohş.
saygılarımla
mahmut pelsenk
örnekte görüldüğü gibi, bu kadar ciddi bir yazıda "ohş" sözcüğünden sonra ünlem veya üç nokta yan yana kullanamazsınız. "saygılarımla" dedikten ve isim/ünvan yazdıktan sonra "dip not: hadi anan kalsın, neyse" falan da diyemezsiniz. dip not yazılmaz.
eğer akşam mesaisine kalınıyorsa, akşam 8'den sonra da devam edecek tüm çalışmalarda patronlar yemek tedarik etmek zorundadır. o yüzden patron ibnesi 19:50'de mesaiyi bitirip "hadi dağılalım, yarın devam ederiz" deme eğilimindedir. böylece yemek masrafından yırtar.
o yüzden siz siz olun, akşam 8'de pizza söyletin, zaten en geç yarım saatte gelen pizzayı 20:30'da gövdeye indirin, ayıp olmasın diye yemekten sonra iki satır hesap yapın,sonra da "yarın devam ederiz" deyip işten 21:00 olmadan çıkın, böylece akşam yemeğini beleşe getirin.