belki ilginizi çeker
  1. · mavi yakalı
  2. · devrimci
  3. · üretimden gelen güç
  4. · arçelik
  5. · susurluk ve kontrgerilla gerçeği
  6. · lahmacuna dönere kıro işi diyen zihniyet
  7. · proletarya nın sınıf mücadele biçimleri
  8. · ken loach
  9. · komünistlerin filistin e sahip çıkması
  10. · kaybedersem rodos a kadar yüzerim
gündem
  1. · fotoğraf makinası olmayan japon
  2. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  3. · kesilen kediye acıyıp koyuna hiç acımamak
  4. · mutluluk veren küçük şeyler
  5. · soğuk havada kısa etekle dolaşan kızlar
  6. · günün tek cümlelik özeti
  7. · sözlük yazarlarının dinlemekten bıkmadığı şarkılar
  8. · termodinamiğin ikinci yasası
  9. · islamiyet

işçi sınıfı  

  1. dünya tarihindeki birinci büyük devrem, avcı-toplayıcı toplum modelimden tarım toplumuna geçişle başlamıştır.
    ikinci büyük devrim tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi modelleyen endüstri-sanayi devrimidir.
    endüstri devrimi ile, tarlalar yerini atölyelere, fabrikalara bırakmışlardır. ve tarlada çalışan köylü artık işçi adını almıştır.
    ancak sanayi toplum sürecine geçişin başında, iş hukuku diye bir kavram olmadığından, işçi çalışma şartlarını belirleyecek bir yapı yoktur. bu sebeple, sanayi toplum sürecine geçişin başında ortaya koyulan işçi ile günümüz toplumunda işçi ,temelde, aynı manaya gelmemektedir. bu sürecin başında işçiler günde 18 saat haftanın 7 günü çalışmaktadırlar. çalışma şartları, tavanları en fazla 2 metre yükseklikte olan ahır tipi atölyelerdir. ve günümüzde 4 işçinin çalışabildiği büyüklükte odalarla 15-20 işçi bir arada çalışmaktadır. ilk işçi hareketleri, temiz hava için yapılmıştır.
    köylü nasıl tarım devrim sürecinin bir sonucu ise, işçi de aynı şekilde sanayi devriminin bir sonucudur. ve günümüz, artık dünya tarihinin üçüncü büyük devrimi olan bilgi ve iletişim devrimine gebedir. üretim fiziksel güce dayanmaktan çıkmaktadır, ve yine bu üçüncü sürecin bir sonucu olarak, işçinin önemi gittikçe azalmaktadır.
    (atlantis, 25.02.2005 17:33 ~ 17:35)
  2. dünyada isyan etmeyi en çok hakeden sınıf.
    (close2death, 25.02.2005 18:32)
  3. mülksüz olan tek sınıf.
    (gelecegim, 06.03.2005 01:20)
  4. (bkz: proletarya)
    (culdesac, 06.03.2005 01:26)
  5. (right lane must exist, 27.05.2005 18:37 ~ 19:06)
  6. (gblack, 27.05.2005 18:46)
  7. (bkz: hele bi gel)
    hele bi gel , uzaklar sana gelir
    sen hele bi gel , bütün dertler bitiverir
    hep seni bulur , uzun zor sıkıcı günler
    yazık olur , hadi gel kurtar bizi
    (trişka, 24.07.2007 04:44 ~ 04:45)
  8. ülkemizde kendi çıkarlarının tersine davranan, sınıf olmanın bilincine varamamış kesim
    (maslow, 24.07.2007 04:56)
  9. ülkemizde sendikalaşması zor olmuş ve bundan sonra da haklarını almalarını daha zorlaştıracak etmenlerin ortaya çıkması muhtemel olan halk kesimi.nitekim doğu da ağaya hizmet edersin orda sen işçi değilsindir ve sendikalaşamazsın.daha batıya gelirsek de dini istismar eden sözde müslümanlarda işçilerini zaten tarikat a yakın müşkül insanlardan seçer ki bu da zaten hoca-mürit ilişkisidir,senin orda da karşı çıkmaya ve hakkını aramaya hakkın yoktur.bu yüzden işçi sınıfı türkiye için bir sınıf değildir çünkü türkiye de işçi yoktur.-tabi yersen!-
    (hacı, 05.09.2007 21:06)
  10. türkiye'de bir türlü oluşamamış bulunan sınıf.

    sınıflaşma, temelde, ekonomik ilişkiler içinde, kazanımlar ekseninde oluşur. kim ne kadar çok hak elde edebilirse, o kadar sisteme eklemlenir; o kadar görünmezleşir. hak elde edemeyen, tabir yerindeyse "ezilen"ler de kendilerini görünür kılmak için örgütlenirler, siyasal kimlik kazanırlar ve bu kimlikleriyle iktidar içinde kendilerine yer açma gayreti içine girerler.

    (ezilenlerin, marjinalleştirilenlerin gayrı hukuki yollara gittikleri, terör, anarşi yarattıkları da vakidir. ancak bu konumuz dışındadır; zaten siyasal düzlemde derdine çare bulamayacak olanlar bu yola başvurur ki bu anlattığımız işçi sınıfıyla alkasız bir konudur.)

    (karl marx tarafından oluşturulan tarihsel materyalizm kurgusu da ezilenlerin ayaklanıp proleter örgüt kurması ve devamında iktidarı devrimle ele geçirmeleri şeklindedir ve kapitalizmi sona erdirip ideal sistem olan komünizmi kendi tarihsel evrimi içinde kurmayı öngören bu görüş, proleterya diktatörlüğünü de olması gereken olarak kurgulamaktadır. ikinci paragrafta anlatılan bu marxist teoriden mülhemdir.)

    dünyada bunun örnekleri görülmüştür. çok emek-az gelir kısıtı altında yaşayan işçi sınıfı proleterleşmiş, bir çok yerde kendine partiler kurmuş ve hatta iktidar hırsı içine bile girmiştir. yani, aslında dünya emekçileri "tuzu kuru" değildir; onlar "ezilen", ekonomik sistem içinde tüm yükü sırtlansalar da en "görünmeyen" kesimdir ve görünmek/kendilerini görünür kılmak zorundadırlar. bunun için siyasallaşmalı, yeri geldiğinde de iktidara ortak dahi olabilmelidirler.

    bu vesileyle ve amaçla seçtikleri siyasal ad da "proleterya" olmalıdır.

    türkiye'ye baktığımızda ise, dünyanın tersine ve ilginç bir şekilde adı geçen sınıfın oluşamadığını görürüz. sebebi elbette ki kaynakların optimal dağılımının sağlanması ve devamında işçilere kazandırılan rahat yaşama otamı değildir. tam tersine, türkiye'de işçiler, yoğun bir beden gücüyle çalışmaktadırlar ve buna mukabil çok düşük düzeylerde ücretlendirilmektedirler. yani işçilere aktarılan kaynak miktarı, olması gerekenin çok altındadır.

    türkiye gibi asgari ücreti çok çok düşük olan bir ülkede etkin bir proleter sınıfın oluşamamış olması, incelenmesi gereken bir olgudur.

    27 mayıs 1960 darbesi sonrası, üniversitelerin de yardımıyla ağır aksak ve zorla oluşturulmaya çalışılan sendikalaşma hareketleri ve devamında gelen proleter örgütlenmeler, işçilerden az biraz destek bulmuşken, sonunda 12 eylül 1980 darbesi de oluşan az biraz bilinci yıkmış ve türkiye herşeye tüm gelenekçiliğiyle kaldığı yerden devam etmeye mahkum bırakılmıştır. tüm bu anlatılanlar ekseninde, yaşanan politik süreçler ve apolitizasyon çabaları da gözönüne alınırsa türkiye'de neden köklü bir işçi sınıfının oluşamadığı kolaylıkla açıklanabilir.

    akp, merkez sağ oluşumludur. bu açıdan bakılırsa, işçi sınıfının, akp'ye oy vermesi beklenmeyendir. zira, işçi sınıfı -proleterya- tarihi boyunca hep sol partilerce savunulmuş, kendisi de tercihini hep bu sol olanlar yönünde kullanmıştır. ancak türkiye'ye baktığımızda akp'nin oylarının çoğunun gecekondulardan geldiğini görmekteyiz. bunu tek bir şeyle açıklarız: zaten kendisi apolitizasyona itilen bir toplum olarak, siyasal bilincimizi bize mevcut siyasal partilerce verilen kadarıyla, kendi kendimiz kazanmaktayız. türkiye'deki din eksenli siyaset ve devamında gelen "solculuk dinsizliktir" vb söylem ve kanaatler, dini konularda son derece hassas olan halkı etkilemektedir. ve "allah"tan korkan halk, dinden çıkma endişesi içinde olduğundan, kendisi sol ve dinsizlik demek olan proleterleşmeden uzak kalmaktadır. aslında bu çok da bilinçli bir tercih değildir. bir nevi, dayatmalar sonucu halkın önüne sunulan birkaç şeyden birini seçmesi ile olmaktadır.

    sonunda kazanan "merkez sağ"dır.

    bu durum, işçi sınıfını, sisteme "kazanımları olmaksızın" eklemler. devamında silikleşen ve görünmeyen işçi sınıfı, ekonomik kısıt altında daha da görünmezleşmeye mahkumdur.

    tüm bunların sonunda ise yapılan "halkının nitelikli çoğunluğunun açlık -yoksulluk değil- sınırının altında yaşadığı bir ülke" oluşturmaktır ve bunda da başarı sağlanmıştır.
    (meramise, 20.01.2008 11:38 ~ 21.01.2008 18:00)
  11. rte literatüründe ayak takımına karşılık gelen insanların sınıfı.

    (bkz: ayaklar baş olursa kıyamet kopar)
    (jenesaispas, 22.04.2008 19:32)
  12. meslek lisesi grubunun oluşturuduğu sınıftır.insan doğası gereği ücret düşüklüğü nedeniyle işten kaytaran versiyonları olduğu gibi ekip lideri pozisyonuna yükselenleri de mevcuttur.bu sınıfa saygı duymalı,haklar verilmeli,sürekli eğitilmeli ve güdüleyici faktörler sağlanırsa sanayide işlerin sağlıklı bir şekilde kargaşasız yürüyeceğini söyleyebiliriz.diğeri için (bkz: beyaz yaka)
    (blondestorm, 22.04.2008 19:42 ~ 19:42)
  13. bol cefa çekip,hiç sefa süremeyenler.
    (ernestodeniz, 10.06.2008 14:15)
  14. hemen her zaman açlıkla özdeşleşen, hayata tutunmaya çalışsa da sermaye yoksunluğu nedeniyle belli bir noktadan sonrasına ne yaparsa yapsın çıkamayacak olan insanlar, dünya'nın yaratıcılarıdır işçiler. varlığı her zaman üretim araçlarını elinde bulunduranlara korku salmıştır:

    açlıktan rengi solmuş bir fakirin karşısında korkudan rengi atan bir zengin vardır.
    (onurene, 29.08.2008 14:12)
  15. bir milyon insan doğar. önceden doğmuş iki milyon insanın ürünüdürler. iki milyon insanın hayallerini, düşüncelerini, dünya'yı algılayışlarını paylaşırlar, paylaşmak durumunda kalırlar. iki milyon insanın yaşadığı kutucukların içinde büyür bu bir milyon insan. iki milyon insanın çalıştığı fabrikaların, iki milyon insanın çalışmayı isteyebileceği koşullarında çalışabilsinler diye bu bir milyon insan okullara gider, gazeteler okur, tv'ler seyreder, iki milyon insanın giymediklerini giyip yemediklerini yerler. tarih, böyle öğretmiştir çünkü. o iki milyon insan da, başka bir dört milyon insanın düş gergefinde ve yaşam uğraşında işlenmiştir çünkü. büyür bir milyon insan. büyük bir hızla büyür. ithal hayallerini gerçekleştirmek istediklerini hatırladıklarında bir bakarlar ki, onları var eden iki milyon insanın fabrikalarında teker teker yer almaya başlamışlardır. istedikleri bu muydu, bir milyon insan bunu bilemeyebilir. diğer mahallenin, kentin, ülkenin büyüttüğü başka bir bir milyonla buluşup, önceki iki milyon insanın yaptıklarını yapmaya başlayıp yeni bir iki milyon insan yaratırlar. aynı yollardan geçerler, aynı gergefleri onlar da işler. diğer mahalleden, kentten, ülkeden gelen bir milyonla birleşip kurdukları yeni iki milyondan yeni bir milyonlar yaratırlar.

    işçi sınıfı, daima bu iki milyondan yaratılmaya çalışılan bir milyondur. iki milyon olmaya zorlanandır. iki milyonun hayallerine eşitlenendir. iki milyonun yaşamlarına endekslenendir. işçi sınıfı, iki milyonların yerine geçmesi istenen milyonlarca bir milyonu oluşturması hesaplanan, düşünülen, tasarlanandır. aynı kutuların aynı fabrikaların aynı gergeflerin denkleminde bilinen ve hesaplanabilen bir sonuç hâline getirilmeye çalışılandır.

    ancak işçi sınıfı; diğer mahalleden, kentten, ülkeden gelen bir milyonla birleşip yeni bir milyonlar yaratacak iki milyon olmayıp; beş milyon, on milyon, bir milyar etmeye; gergefleri, dar ağacına götürmeye inandıkça, bu dünya çok daha güzel bir yer olacaktır. iki milyonları, bir milyonları yaratmaya çalışan matematik tanrılarını elini tersiyle itecektir. o zaman ne zincirler, ne sınırlar, ne ülkeler.

    ne sınırlar, ne ülkeler.
    (kadın giyinmiş zaman, 20.09.2008 00:32 ~ 00:34)
  16. bırakın kükremeyi, hapşırsa bir çok şeyi değiştirebilecek olan sınıf. ama çoğu yalaka. patronunun yalakası. televizyonda gördüğü zenginlere imrenerek bakar, saçmasapan bir saygı besler.

    ondan sonra neymiş komunizmmiş. yarrağım kafası.
    (pedesa, 27.10.2008 18:38)
  17. (hayri potur, 12.12.2008 00:09)
  18. şu sıralar sendikalıları zorla sendika yı bırakmak ve bırakmadıkları taktirde işten atmakla tehtid alan sınıf.

    (bkz: ibm)
    (oz1c3, 29.12.2008 04:24 ~ 04:24)
  19. sanat akımları arasında realizm* ile ifade edilebilmiştir. işçi sınıfının hayatı, çevresi, zorlukları, realizmin konularındandır.
    (misuf, 29.12.2008 04:54)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil