kapı çalar, ben açarım, bakarım kimse yok, kapatırım.
kapı hemen bir daha çalar, açarım bakarım, kimse yok, sonra kafamı aşağıya indiririm, annemin cüce bir arkadaşı. ve bunu takiben, ben tabi üzüntü ve utanç komasındayımdır.
kapı çalar...
açarım, ama çalan kapı bu değildir,
kapı çalmaya devam eder
"sabret ebeni skim" derim içimden, bir level daha atlayıp diğer kapıyı açarım
ama yok..
değil
kimseler yok
bahçe kapısında kadar 18 kapı daha var...
hangi birini açsam derim
içim sızlar...
kapı zili avaz avaz ötmektedir
şimdi aksarayda olmak vardı derim içimden,
camiyi hatırlarım, tek kapısı olan camiyi
ama level atlamam gerekli
diğer kapıya koşarım
duygu yüklüyüm bu arada aklım hala camide
"bir dakika teravihe geç kaldım dimi ben" diye düşünürüm
kapı zili beynimin ırzına geçmektedir.
hiç tereddüt etmeden diğer kapılara koşar levelleri teker teker atlarım...
ama çok bekleyemeyen aile şöferimiz bakkala ekmek almaya gitmiştir.
bahçe kapısının dibine yığılıveririm
içim sızlar, vicdanım allak bullaktır.
(ephendy, 07.07.2007 03:53 ~ 03:53)
ilkokul birinci sınıfta en yakın arkadaşınızı defteriniz çalmakla suçlamak. öğretmenin arkadaşı çatur çutur dövmesi. eve dönünce defteri çantada bulmak.arkadaşın sırasına oturduktan sonraki yuz ifadesini unutamamak. neyse ki yıllar sonra karşılaşılan arkadaşın olayı hatırlatınca beraber gülünmesi ve makaraya sarması. fakat yine de o suçluluk duygusunu bastıramaması
kardeşle herzamanki kavgalardan ederken tırnağınızda onun etinden hiç de küçük olmayan bi parça olduğunu gördüğünüz an.
iç sızlatmayan vicdan azapları(?) hallicesi olsa gerek.