senaryosu,
oliver stone'a
ait,
yapımcılıklarını ise,
david puttnam ve
alan marshall'ın yaptıkları 1978 yapımı
midnight express adlı yüz karası filmin akıllarda kalan tek güzelliği, filmin bir sahnesinde huri sapan'ın seslendirdiği, adeta insanın ruhunu okşayan o sesiyle bir
kahvehanede duyduğumuz ''
bir şans daha ver'' adlı şarkısıdır...
etkin şekilde, özellikle 70-80 yılları arasında faaliyet göstermiş, etkileyici sesi ve güzelliğiyle kısa zamanda
şöhret basamaklarını tırmanmış ve onun için yeri çok önemli olan
ferdi tayfur ile çalışma fırsatını yakalamış ve ona ait parçalar seslendirmiştir...
kısa bir
sinema macerası olan sanatçı, 4 filmde oynamıştır. sinema
kariyeri olmasada, dönemin önemli seslerindendir.
sanatçı hemen hemen 96ya kadar
aktif şekilde sanat ve müzik
camiasının içinde bulunmuş, ilerleyen yıllarda ise kabuğuna çekilmiştir...
...ve sizlere, huri sapan'la yapılan bir
söyleşi...
huri sapan ferdi tayfur’a çok şey borçluyum
ihtimal ki
ferdiciler bir yandan huri sapan’ı da severler. ‘
huzurum kalmadı’ filminde, arkasında bağlama çalan ferdi tayfur’a mikrofon uzatan ve böylece ona şöhret kapılarını açan şarkıcı rolündedir. oysa gerçekte
huri hanım, ferdi tayfur’un filminin ismini taşıyan şarkıyla meşhur olmuştur. nitekim kendisi de uzun yıllar türkü okuduğu halde bu arabesk parça sayesinde ‘isim’ olduğunu ve ferdi’ye çok şey borçlu olduğunu söylemekten çekinmez.
nice zamandır sesi soluğu çıkmayan huri sapan’la
beylikdüzü’nde buluşacağız. kulağımızda onun şarkılarından biri var: ‘güneş belki doğacak belki de doğmayacak. biliyorum bu son sabah seni benden koparacak...’ bu ses nasıl unutulur, nasıl ortadan kaybolur? ama önce başa saralım kaseti;
google onun hayat hikâyesinden haber vermiyor çünkü... “genç kızlık günlerimde çakıl’daki,
lunapark’taki hanımlar matinesine giderdik. her gidişimde matinede yapılan ses yarışmasına katılır ve hep birinci olurdum. söylediğim iki şarkı vardı; ‘
mehtaplı gecelerde hep seni andım’ ve ‘
lingo lingo şişeler’. çok utangaçtım aslında, insanların gözüne bakıp iki laf konuşamazdım.” sinema
artisti olması içip yapılan teklifi de biraz bu yüzden geri çevirmiş.
gülhane’de
papatyaların arasında otururken
gazeteciler
fotoğrafını çekiyor, ertesi gün
filmciler peşine düşüyor. ‘
aşk merdiveni’ filminde
göksel arsoy’un kız kardeşini oynaması isteniyor. baba, “
allah korusun!” diyor, filmciler savuşturuluyor. serde
karadenizlilik var, evde üç
babayiğit ağabey... fakat sonradan, konu komşunun da sağda solda dile getirdiği gibi, babanın yapmadığını
eloğlu yapıyor ve huri sapan, eşinin isteği üzerine şarkıcı oluveriyor.
gazino yaktıran tezahürat
genç yaşta anne olunca müzikten biraz ayrı kalmış sanatçı; ama dönüşü muhteşem olmuş.
adana’dan bir teklif;
gazino patronu oldukça iddialı, huri sapan öyle bir türkü okuyacak ki o dönem adana’da büyük isim yapmış
nurinisa toksöz’ü
piyasadan silecek. ‘
ağlayan gözlerim gülmüyor gayri’ ile açılışı yapan sapan, programını ‘
çakmağı çak çıranı yandırmamışam’ türküsüyle bitiriyor; ama ne bitiriş! seyirciler ayaklanıyor, masalar üst üste konuyor, örtüler tutuşturuluyor, gazinonun ortasında bir alev topu... çok geçmeden, nurinisa hanım’ın afişleri indiriliyor duvarlardan. adana yalnızca küçük bir hatıra huri sapan için, asıl coşkulu günler istanbul’un ve izmir’in en gözde gazinolarında yaşanıyor. gar, çakıl, bebek, lunapark, izmir akasyalar... 1972’de başlayan izmir programı doksanlı yılların başına kadar her fuar zamanı sektirmeden devam etmiş. kimlerle çalışmamış ki orada;
zeki müren,
behiye aksoy,
emel sayın,
muazzez abacı... gazino hayatını hep sözü edilen ‘
gazino âdâbının’ yaşatıldığı o yıllarda
maksim’de noktalayan sanatçı; “belki yaşlandım; ama o devri gördüğüm için çok mutluyum.” diyor.
şimdikilerden utanç duyuyorum
şimdi ‘utanç duyduğu’ bir devirde yaşıyor çünkü… tanınmadığı ortamlarda sanatçı kimliğini gizleyecek kadar utanıyor. “bizim zamanımızda da çapkın sanatçılar vardı; ama hiçbiri bugünküler kadar afişe olmadı. bu alemde olanlar
dallas entrikalarını bile geçti”
taş plak döneminin sonlarına yetişen huri sapan’ın türkü okuduğu bir taş plağı var. sonrasında kırk beşlik dönemi başlıyor, türkü gözden düşüyor ve müzik firmaları arabesk okumayana plak yapmak istemiyor. işte o dönemde kendisini arabeskin kollarında bulan huri hanım, birçok meslektaşı gibi “hiç değilse” demiş, “plağın bir yüzüne türkü okuyayım.” arabesk okumaktan rahatsız değilmiş aslında; ama yine de
nida tüfekçi gibi türkü ustalarından gizli saklı giriyormuş stüdyoya. arabesk okurken yakayı ele verdiği günü anlatırken bugün bile heyecanlanıyor: “ moralim altüst oldu; ama nida hocam hiç yüzüme vurmadı. sonradan, arabeski de türk halk müziği kalitesinde, ağzımı bozmadan okuduğumu söyledi.”
sahne kıyafetlerimi yakacağım
şaşaalı günleri hiç özlemiyor huri sapan. en güzel zamanlarda şarkı okumuş ne de olsa... onu üzen, bir zamanlar destek verdiği sanatçıların vefasızlığı. “
sibel can,
seda sayan ve
muazzez ersoy pek tanınmıyordu. kimse onların altında sahne almak istemezken ben kabul ettim, hâliyle onları assolistliğe yükselttim. şimdi ne arıyorlar ne soruyorlar.” diyen huri hanım, olan biteni anlamaya çalışıyor bir yandan da: “huzurum kalmadı şarkısını okuduğum yıllarda çuvallarla mektup geliyordu. bunlar ne çabuk unutuldu? ‘bir sanatçı vardı. acaba yaşıyor mu?’ diye sorar insan ya! bunlar, kendi yerlerine kimsenin gelmesini istemiyor. kimse kimsenin yerine gelmez ki!”
altın plak ödülü kazandığı ‘
anadan ayrı babadan ayrı’ (1995) kasetinden sonra albüm çıkarmayan sanatçı, müzik dünyasından elini eteğini çekmeye hazırlanıyor. on beş yıldır her kış gittiği
avrupa’ya son iki yıldır uğramıyor. yeniden albüm yapmaya hiç niyeti yok. kırk üç yılın sonunda aldığı iki daireden birini oğluna vermiş. kendi dairesini daha iyisiyle değiştirdiği için de borç altına girmiş. önümüzdeki mart ayına kadar planı şu: turneye çıkarak evin taksitlerini ödemek ve akabinde
umre’ye gitmek... anadolu daha
vefakâr; ama
günübirlik konserlerden aldığı ücret, lüks restoranlarda garsona verilen bahşişten fazla değil.
kayseri’de iki yıldır program yaptığı çift düğün salonlu tesise bu yaz da gidecek.
gesi bağları’ndan girip nice
okkalı türküler okuyacak; ama huzurum kalmadı’yı okumadan sahneden inmeyecek. planları arasında ferdi tayfur’la düet yapmak da var ancak; bütün bunlar umre’den önce tamamlanmış olmalı. “bu işi noktalayacağım ve kafamdan tamamen atacağım.
sahneye ait ne varsa yakacağım. o hayattan çıkıp başka bir hayata geçeceğim.”