biraz daha
zaman vardı bunları yazmak için.. ama zamanın akıp gittiğini ve elinden kaymasını sevmediğini söylemişti.. ne olacaksa bir an önce olmalıydı.. böyle
sabırsızbir yapısı vardı..
daha ilk andan itibaren belliydi zaten
farkı.. uzaktan da olsa hissediliyordu.. önce samimi bir merhaba, sonrasında gelen tanımlamalar, açıklamalar, arzular, istekler, anılar, mutluluklar, yıkılmışlıklar, hayal kırıklıklıkları belki de, bazen de güldüğünde
japon gibi olan
gözler..
hayat ne de yaralamıştı onu, o
narin yüreğini nasıl da zorlamıştı, küçücük bir adama yapılır mıydı bu.. dayanabilmiş miydi bedeni? bize nasıl hissettiğini, pişmanlıklarını, günahlarını, nasıl dayandığını bu acı dünyaya hiç utanmadan, çekinmeden, ağlamadan anlatabilir miydi?
masum muydu yüreği.. masumiyeti tanımlarken sevmiş miydi kendi sözcüklerini.. aklında kim bilir daha neler neler vardı.. kaç
kadını sevmişti hayatı boyunca?
ufak sırlarını herkesle paylaşır mıydı.. yoksa sadece
güvendiklerine mi anlatırdı yalnızlığını.. yasak olmalı mıydı bunları yazmam benim? bilse ne yapardı kim bilir?
bazen
şebek gibi güler, bazen küçücük bir çocuk gibi darılır, küser, dudaklarını
ördek gibi uzatırdı.. beş kilometre tam.. evet evet.. görenler öyle bildirmişlerdi.. ama yakışırdı ona öylesi de.. bazen çok zor şeyler ister, bazen mutsuz etmemek adına susardı.. ama her zaman her şeyi çok açık anlatırdı.. en iyi özelliklerinden biriydi belki de
ifade yeteneği.. bu kadar iyiyken bazı yanları, en büyük kusuru hemen alınmasıydı.. narin bir oğlan çocuğunun bazen babasına darıldığı gibi alınır, küserdi.. düşünemezdi ki babası onu
canından çoksever.. utangaçtı.. kendini beğenmezdi belki.. ama aynaya baksa ne kadar güzel olduğunu söylerdi aynanın her bir atomu..
korkardı canının acımasından.. canı tatlıydı çünkü.. hem de çok tatlıydı.. tıpkı kendisi gibi..
pamuk şekeri kadar havalı, cezbedici, ama ufak bir dokunuşla sönecek kadar narin.. pamuk şekerinin yaptığı gibi ele yüze bulaşıverirdi.. temizlemek istersiniz ama tadını almak daha hoşunuza gittiğinden parmaklarınızı yalarssınız ya öyleydi.. güler,
mutlu olurdunuz.. o şeker tadını alabilmek için şekilden şekle girerdiniz.. nihayetinde de onun verdiği
zevki o an başka hiçbir şeyde bulamayacağıınızı bilirdiniz..
başarılıydı, çünkü başarılı bir aileye sahipti.. şanslıydı, çünkü
allah onun yanında olmuştu.. zekiydi.. karizmatikti.. koruyan, kollayan bir yapısı vardı.. ama gene de bilemezdi bazen,
birilerinin korunmaya ihtiyacı yoktu.. ihtiyaç duymadıkları anda da gitmişlerdi zaten.. anlayamadılar onu hiçbir zaman.. en çok kış mevsimini severdi..
kış, steak house, lipton ice tea
şeftali, billie holiday ve daha değişik zevkleri vardı.. gezmeyi, eğlenmeyi severdi, dolu dolu yaşamıştı her şeyi.. kendine çok değer verir, başkalarından bunun yarısını bile göstermelerine razı olur, sadece
sevilmek isterdi.. sadece sevilmek.. daha fazlası değil..
alındığında, canı sıkıldığında her şeyi bir anda kestirip atıverir, bir an düşünemezdi karşısındakinin de
hassas olabileceğini.. ama yine de ufacık, küçücük bir dokunuşla yeniden o japon gözlerini görebileceğimiz gülüşüne geri dönebilirdi..
gözlerinin hep japon gibi kalması dileğimle..