tam adı huma dragonbane**'dir. şövalyelik taihinin en ünlü şövalyesidir. ilk ejderha mızrağını bulup takhisis'i geldiği yere geri gönderdi fakat bu savaş sırasında takhisis tarafından zehirlenerek öldü.
huma, hiç bir zaman yere konmadığına inanılan, ve yılda bir kez yere çok fazla yaklaştığında, gölgesinin üzerine düştüğü insanı cihan padişahı yaptırdığına inanılan cennet kuşudur. humayı öldürmek, 40 gün içinde ölümle son bulacak bir laneti uzerine çekmektir, cehalettir.
tarih tekerrürden ibaret heralde.ikidir aynı olaylar olmak zorundaymış gibi amerikaya giderken görememe..bu sefer pek bi uzun kalacak gibi.
her şeye rağmen özlenen insan.
bilgili ve karizmatik yazar.yalnız adamda acayip bir broker havası var.bunu da puro içerken görmememe rağmen tespit ettim.bir de sanırım ikna kabiliyeti yüksek bir kişilik.
strike yaparken gördüğüm ancak altın günü zirvesinde tanıştığım yazar. 2 kere ilts'i full yapmasını öğrendiğimden beri kendisine bakışım bir anda değişti lan. idolüm*
altın günü zirvesinde günün adamıydı bence, mükemmel muhabbetine rağmen yaptığı çiğköftelere 4 puan veriyorum.
altın günü zirvesine katılan 2uludağsözlük ajanına yaptığı etkileyici konuşma sonrası uludagcılar hayran oldu, demek itusozluk böyleymiş dediler.
içki içmeyi seven yazar. hatırlıyorum bir önceki zirveden, bira isteyen var mı diye sorduydu, hayır cevabı alınca da ellerini başının arasına aldı, nasıl olur dercesine. itü sözlük altın günü zirvesine dahil olduğum geç saatlerde yine elinde birayla karşıladı beni. ayıkken genelde işten bahsediyor da neyse ki içince başka konulara dalıyor. rakı içme adabını da ezbere biliyormuş, öyle dedi.
diksiyon kelimesine anlam veremeyen fakat diksiyonunu oldukça beğendiğim hiperaktif yazar. kendisine başka bir zirvede sudan başlayarak içecekleri tanıtacağım.*
çok orijinal bir adam.
evet birçoğumuza benzer zevkleri, hobileri var ama bazıları aşmış şeyler, gıpta ediyorum.
has adam. öyle ki, yanında getirip tanıştırdığı adamlara bakmak bile kafi, onun haslığını anlamak için.
kendisi kadar yaratıcı değilim, o' nun kadar muazzam yazamıyorum. o ayrı bir şey.
özel bilgi: sözüm size sözlük bağyanları. oldukça orgazmik bir ses tonuna sahip. olur da radyo programı yapar ise, yazdıklarını okuması ile hatrı sayılır bir hayran kitlesi oluşturacaktır.
sevdik, ilk gördüğümüz andan itibaren. adam gibi adam.
fersah fersah denize dökülürüm, billur bir adam, telgraf telleri kadar ince, kalbi elmas kadar kırılgan, hayatın mukavemet tahtası, kendisi ayrı bir dünya, çocuk farklılığı yüzünden okunan...
ve bir şey kalır senden. ve kimsenin bilmediği bir şey. yazıdır bu.
ve bakışlarla yüklü yazılara
yansımış yazılar.
her sabah uyanışında yüzüne vuran sabah güneşi, üzerine güneşin doğup battığı her güzellikten en hayırlısıdı. belki de sevi zamanı, ama insan beli kırık bir kemana döner.
'yaprağın kaderi düşmek tırtılın kaderi kelebek olmak ve güzel ölmekse'
biraz bazı şeylerin sınırlarını zorlamak gerekir. aslında o bir şeyler kendin olmalıdır. her zaman kendini aşmalısın. ama içimizde bir umut yekpare bile kalmamış. hep demişiz ki sen kuş olur gidersin bir trenle. oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.
ve her insan
kendi içinde kendinden büyük bir insan taşır ve içindeliktir.
düşüne düşüne sebat ve tefekkürler içinde.
ben hangi çocuğa düş versem
bir yıldız toplayıp geçmişini
yüreğinize sığınıyor
koruyun ve uyutun diye
olmaz zamanlar yaşadı toprağın koynunda huma.
dağlar yarılıp sular yürüyünce yüzüme
yeşilin en hüzünlü tonuydu diliniz.
kaçak radyo programında lions in a cageçalacak kadar sağlam bir adamdır. bu arada hakkında çok iyi şeyler söylenen yazardır. referanslar o kadar sağlam ki vallahi tanışmak istedim. bir gard olan beni savunsun ayrıca basketbolda. çok pis crossover yaparım ama üzgünüm.
radyoda üçüncü programını yaptığını söylediğinde şaşırdığım, profesyonel radyoculara taş çıkartacak etkileyicilikte bir ses tonuna sahip yazar. ha bir de tool seviyormuş.
evet, öyle bir kuş ki bu, yüreğinde bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgiyle insanların üzerinden geçiyor.sevdiklerini gölgesinden hiç ayırmıyor.onları koruma içgüdüsüyle, durmaksızın uçuyor.
bazen çok fazla yaklaşıyor bu insanlara ve kanatları yerlere sürtüyor, canı yanıyor.ama yine de bıkmıyor sevmekten.
koruduğu insanlar, kafalarını azıcık kaldırsalar, küçük bir tebessüm etseler çok mutlu olacak bir kuş o.dahasını beklemiyor...
"oha, kim çalmış bunları" dediğim radyo programının sahibi.
parabola, eulogy, schism...
yeni yakaladım programı ama, bi de wings for marie part2 çalsa şimdi ne süper olur. çalmışta olabilir. çaldıysa da süpermiş zaten.
tool neyim, ne güzel.
fly me too the moon çalarak beni mutluluktan ağlatan yazardır. mikrofonu açık unuttuğu için özür dilemesine gerek yoktur. azıcık güldük hoş oldu bizbizeyiz arkadaşım n'olucak yani? ... *
biraz daha zaman vardı bunları yazmak için.. ama zamanın akıp gittiğini ve elinden kaymasını sevmediğini söylemişti.. ne olacaksa bir an önce olmalıydı.. böyle sabırsızbir yapısı vardı..
daha ilk andan itibaren belliydi zaten farkı.. uzaktan da olsa hissediliyordu.. önce samimi bir merhaba, sonrasında gelen tanımlamalar, açıklamalar, arzular, istekler, anılar, mutluluklar, yıkılmışlıklar, hayal kırıklıklıkları belki de, bazen de güldüğünde japon gibi olan gözler..
hayat ne de yaralamıştı onu, o narin yüreğini nasıl da zorlamıştı, küçücük bir adama yapılır mıydı bu.. dayanabilmiş miydi bedeni? bize nasıl hissettiğini, pişmanlıklarını, günahlarını, nasıl dayandığını bu acı dünyaya hiç utanmadan, çekinmeden, ağlamadan anlatabilir miydi? masum muydu yüreği.. masumiyeti tanımlarken sevmiş miydi kendi sözcüklerini.. aklında kim bilir daha neler neler vardı.. kaç kadını sevmişti hayatı boyunca?
ufak sırlarını herkesle paylaşır mıydı.. yoksa sadece güvendiklerine mi anlatırdı yalnızlığını.. yasak olmalı mıydı bunları yazmam benim? bilse ne yapardı kim bilir?
bazen şebek gibi güler, bazen küçücük bir çocuk gibi darılır, küser, dudaklarını ördek gibi uzatırdı.. beş kilometre tam.. evet evet.. görenler öyle bildirmişlerdi.. ama yakışırdı ona öylesi de.. bazen çok zor şeyler ister, bazen mutsuz etmemek adına susardı.. ama her zaman her şeyi çok açık anlatırdı.. en iyi özelliklerinden biriydi belki de ifade yeteneği.. bu kadar iyiyken bazı yanları, en büyük kusuru hemen alınmasıydı.. narin bir oğlan çocuğunun bazen babasına darıldığı gibi alınır, küserdi.. düşünemezdi ki babası onu canından çoksever.. utangaçtı.. kendini beğenmezdi belki.. ama aynaya baksa ne kadar güzel olduğunu söylerdi aynanın her bir atomu..
korkardı canının acımasından.. canı tatlıydı çünkü.. hem de çok tatlıydı.. tıpkı kendisi gibi.. pamuk şekeri kadar havalı, cezbedici, ama ufak bir dokunuşla sönecek kadar narin.. pamuk şekerinin yaptığı gibi ele yüze bulaşıverirdi.. temizlemek istersiniz ama tadını almak daha hoşunuza gittiğinden parmaklarınızı yalarssınız ya öyleydi.. güler, mutlu olurdunuz.. o şeker tadını alabilmek için şekilden şekle girerdiniz.. nihayetinde de onun verdiği zevki o an başka hiçbir şeyde bulamayacağıınızı bilirdiniz..
başarılıydı, çünkü başarılı bir aileye sahipti.. şanslıydı, çünkü allah onun yanında olmuştu.. zekiydi.. karizmatikti.. koruyan, kollayan bir yapısı vardı.. ama gene de bilemezdi bazen, birilerinin korunmaya ihtiyacı yoktu.. ihtiyaç duymadıkları anda da gitmişlerdi zaten.. anlayamadılar onu hiçbir zaman.. en çok kış mevsimini severdi.. kış, steak house, lipton ice tea şeftali, billie holiday ve daha değişik zevkleri vardı.. gezmeyi, eğlenmeyi severdi, dolu dolu yaşamıştı her şeyi.. kendine çok değer verir, başkalarından bunun yarısını bile göstermelerine razı olur, sadece sevilmek isterdi.. sadece sevilmek.. daha fazlası değil..
alındığında, canı sıkıldığında her şeyi bir anda kestirip atıverir, bir an düşünemezdi karşısındakinin de hassas olabileceğini.. ama yine de ufacık, küçücük bir dokunuşla yeniden o japon gözlerini görebileceğimiz gülüşüne geri dönebilirdi..
kaf dağında, okyanus adalarında veya çin' de yaşadığına inanılan efsanevi bir kuş. serçeden biraz büyük, yeşil kanatlı, sarı gagalı, boz saksağanı andıran bir kuşmuş. eskiden bir meydanda huma uçurulur ve kimin başında konarsa o kişi padişah olurmuş. bu kuşun ayaksız olduğu ve dirisinin ele geçmediği söylenir. kemikle beslenir ve hiçbir kuşu incitmezmiş. çok zaman anka veya simurg ile karıştırılmıştır.