arapçadır, farsçadır. "kanunu bilmemek mazeret sayılamaz" kuralına rağmen halkın anlayamaması için günlük hayatta kullanılan kelimelerin yerine arapçası, farsçası koyularak hukukçu karizması yaratılır. derseniz ki eskiden konulan kanun, o zamanların türkçesi öyleydi; türkçeleştirilmesi için hiçbir çaba gösterilmeyen dildir. yeni nesil hukuk akademisyenlerinin de bu arapça, farsça kelimelere ek olarak ingilizce kelimeler ekleyip hukuku iyice halka, dile, anlaşılmaya uzaklaştırdıkları dildir. hakimlerin savcıların, avukatların da dava dosyalarında kısa, anlaşılır cümleler kurarlarsa kendilerini cin çarpacaklarını düşündükleri dildir. bu insanlar içinden çıkılmaz, öznesi yüklemi uyuşmaz, uzuuuuuun cümleler kurunca hukuken haklılıklarının pekiştirileceğini düşünüyor olabilirler.
kanunlarda kullanılan dil sade ve basit olmalıdır. madem devlet bizden yasaları bilmemizi bekliyor, o hâlde yasalar makul bir şekilde ve ilköğretimini tamamlamış bir insanın anlayabileceği dille yazılmalı. ondan sonra yok adam öldürmek yasak, yok aldığın borcu geri ödemelisin, cart curt...
yeni kanunlarda sadeleştirilmeye ve arapça/farsça terimlerden kurtarılmaya çalışılmaktadır. bu bağlamda yeni medeni kanun ve yeni türk ceza kanunu herkesin anlayabileceği dilde yazılmıştır. keza önümüzdeki aylarda tbmm'de görüşülmesine başlanacak yeni türk ticaret kanunu tasarısı metni de şu anda yürürlükte olan türk ticaret kanunu'na nazaran oldukça anlaşılırdır.
hakimlerin ve savcıların ise bitmek bilmeyen uzun cümleler kurma âdeti ise hala devam etmektedir. bir mahkeme kararında, bir a4 kağıdın neredeyse tamamını kaplayan bir cümle bile görmüşlüğüm vardır ki, akıllara zarardır.