görseller
hrant dinkhrant dink
hrant dinkhrant dink
belki ilginizi çeker
  1. · kertenkele abdullah
  2. · 10 ekim 2009 hrant dink davası için yürüyüş
  3. · orhan pamuk akıllı olsun akıllı
  4. · baba ve piç
  5. · recep tayyip erdoğan
  6. · bu çirkin kadına cevabı siz verin
  7. · muhsin yazıcıoğlu
  8. · sarkis çerkezyan
  9. · eksi oy
  10. · 19 ocak 2009
gündem
  1. · tanrıya sorulacak tek soru
  2. · annenin gençlik fotoğrafları
  3. · dinde zorlama yoktur
  4. · yatmadan önce dinlenen son şarkı
  5. · aşk
  6. · banu güven
  7. · itü sözlük yazarlarından şiirler
  8. · gemicik
  9. · melancholy man

hrant dink  

 sayfa  / 8
  1. istanbul'da yayınlanan haftalık ermeni gazetesi agos'un genel yayın yönetmeni.
    (srce, 30.08.2004 17:16 ~ 17:16)
  2. 2005 haziran ayında galatasaray lisesi'nde ''kimlik'' üzerine konferans veren ermeni. türkiyeci ve vatansever bir kişidir.
    (finarod, 01.10.2005 01:31)
  3. şu ana kadar gelen duruşu göz önünde bulundurulursa söyledikleri yanlış anlaşılmış gibi geliyor bana;

    "ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken ‘türk’ olgusudur." cümlesi ermenilerin ve ermenistan'ın bugün tarih üzerine tek dayanaklarının ermeni soykırımı olması, neredeyse tüm ermenilerin sürekli bunla uğraşması önümüzde duran ermeni kimliğini yaratmıştır, ermeniler bu noktada türk olgusunu, soykırımcı bir olgu olarak karşılarına alıp salt bu olguya karşıt hareket ettiklerinden şu an görünen ermeni kimliği ortaya çıkmıştır.

    "türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, ermeni'nin ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur. yeter ki, bu mevcudiyetin farkında olunsun." cümlesinin ise türk kanı ile ilgili değil de türk olgusunun ermenilerin kanındaki bir zehir gibi olmasına ve bu türk olgusunun kötü taraf olması hususunun aşılmasıyla ermeni kimliğindeki bu zehrin boşalacağı ve bunun yerine ermenilerin ermenistanla bağ kurup sadece ermenistan'la uğraşacağı ve onun için çabalayacağı, başkalarıyla sürekli bir karşıtlık halinden bir sonuç alamayacağı mesajı verilmek istenmiş olabilir.

    ben bu tespitlerimde yanılıyor da olabilirim, hrant dink bunları benim yorumladığım şekilde söylememiş ve art niyetle dile getirmiş olabilir ama yine de düşünce özgürlüğünün kapılarını biraz aralasak, saldırmasak her karşıt sese hoş olmaz mı?

    bugün kalkıp güçlü ülkelere imreniyoruz, yeri geliyor bir de bok atıyoruz (örnek: herkesin amerika gibi olmak isteyip sürekli amerika'ya bok atması, sanki türkiye amerika'nın konumunda olsa aynı politikaları izlemeyecekmiş gibi) ama imrenirken görmemiz gereken bir şey var southpark en basit örnek, dinleriyle, devletiyle, insanıyla, tarihiyle, hükümetiyle, politikacılarıyla her şeyiyle uğraşıyor ülkenin ama kimse kalkıp da adamları linç etmiyor ya da hapse atmıyor.

    düşünelim ve düşündürelim, düşünebilenin düşüncesine saygı duymayı, karşılıklı düşüncelerin paylaşımı ve sonuçlarıyla yeni daha güzel düşüncelere varmayı düşünelim.

    not: eliniz o eksi butonuna giderken düşünce özgürlüğüne bir balta da siz vurmuş olacaksınız ama biliyorum ki umrunuzda olmayacak bu pek, kolay gelsin, buyrun.
    (theone, 19.05.2006 18:18)
  4. 1954 malatya doğumlu, ermeni asıllı gazeteci.
    (fowler, 26.09.2006 22:49)
  5. hrant dink bu ülkenin statükoları tarafından ısrarla "azınlık" mertebsine sokulmak istenen, ama tüm önyargılara, yuhalanmalara karşın "azınlık değilim, ben bir türk yurttaşıyım." açıklamasında bulunan, kaybedilmemesi gereken bir aydındır. zira hakkında açılan dava sonrasında bir röportajına rastlamıştım; "ben yıllardır türk-ermeni barışı için uğraşıyorum. ben bu ülkenin vatandaşıyım. ceza alırsam bir gün daha duramam buralarda" demişti. gözleri dolmuştu adamın.
    bu akşam ntv nin studyosunda olsam ayakta alkışlayacağım bir ırkçılık tanımı yaptı: "... bakın, ermeni-türk milliyetçiliğine indirgemeyin durumu. yapılan tüm ayrımcılıklar ırkçılıktır. homoseksüellere, kadınlara öteki demek de ırkçılıktır..." adam inatla "ben ermeni kökenli bir türk yurttaşıyım" diyor, biz de ona inatla "hayır, sen ötekisin!" diyoruz. etnik kökeni farklı olsa da kendini türk yurttaşı kabul eden insanlara "hayır, azınlıksınız siz. hatta mal mülk edinmeniz lozanımız açısından tehdit unsuru. vakıf da kurmayın. hatta varolan mallarınızı da devredin." diyoruz..afferin bize..

    19 ocak 2007 hrant dink suikastisonrasında gelen edit: itham altında bıraktığımız, mimlediğimiz, psikolojik baskı yaptığımız, yurdundan kovduğumuz yetmiyor hayatlarını çalma cürretini de görüyoruz kendimizde. bir daha afferin bize. 1 milyon ermeni öldürüldü cümlesine hiddetlenmiştiniz değil mi? alın size, 1 milyon 1 oldu..katliam yapmadığımızı halaskar gazi caddesinden başlayarak ispatlayabilirz pekala.
    ben de ataları rum giritten göçmüş, "gavur" bir izmirliyim. hadi gelin beni de vurun, zira kıbrısta barışı savunuyorum.
    (lazarushadow, 27.09.2006 01:35 ~ 19.01.2007 23:05)
  6. kendisini burdan tebrik etmek istiyorum.kendisindeki cesaret benim diyen adamda yok.tek başına kendine göre doğru olanı,kimseden korkmadan söyleme cesaretini gösterdiği için.fikirleri tartışılır.o ayrı.ama adamda mangal gibi yürek var.
    (capital, 27.09.2006 10:12)
  7. dün geceki can dündar / neden adlı,301.maddenin tartışıldığı programa konuktu.soykırım iddiasıyla doğan savaşın gururlu askeri gibiydi,uygar bir insana yakışacak tavırlar içerisinde ve de gayet soğukkanlıydı...(ancak bu ermeni sorununun ısıtılıp ısıtılıp ortaya koyulmasında artniyetli bir amaç olup olmadığı merak konusu.işin içinde avrupa birliğide olunca,artniyet arayışları da hız kazanıyor doğal olarak.)
    böyle bir soykırım var ya da yok,elbette herkes düşüncelerini gönül rahatlığıyla haykırabilmeli.ayrıca bu tartışmada yalnızca tarih,gerçekler ve sözler rol almalı.saçma sapan yargılarla insanların yaşamları alt üst edilmeden gerçekler üzerinden konuşulmalı ve hrant dink'in de dediği gibi,konu "beraberce" araştırılmalı...
    sanırım sorun tahammül kapasitemiz ve doğrudan gelişmişliğimizle ilgili...merak ediyorum;micheal moore,amerikalı yazar,"beyaz adamlar" isimli kitabında kendi ülkesinin insanlarını yerden yere vururken herhangi bir engel,yargı gücü ya da yuhalamayla karşılaştı mı?
    (ksanikse, 27.09.2006 16:21)
  8. fransa'nın meşhur soykırım yasası kabul edilirse gidip fransa'da "soykırım yoktur!" demeyi planlıyormuş haberde yazdığına göre. yapacağı da kesin değil; ancak milliyet gibi ciddi bir gazeteye konuştuysa yapacağını varsayarak soruyorum: bu adamı eleştirenlerin kaçında bunu yapacak cesaret var?
    http://www1.milliyet.com.tr/...
    (twinkle, 09.10.2006 11:57 ~ 12:02)
  9. sadece ermeni olduğu için ermeni sorunu üzerine yapıtğı sağduyulu açıklamalar görmezden gelinirdi,düşmanca sayılırdı...
    artık rahmetten başka dilenecek şey yok kendisi hakkında...
    (talen, 19.01.2007 15:20 ~ 15:20)
  10. aydınlık bir yüz aydınlık bir yürekti... yakınlarına başsağlığı ve sabır dilemekten başka birşey gelmiyor elimden... bir aynamız daha kırıldı...
    (helena, 19.01.2007 15:25)
  11. saat 15 sularında şişli de öldürülmüş malatya doğumlu ermeni asıllı gazeteci.saldırganın metroyla kaçtığı tahmin ediliyor.
    (lady lazarus, 19.01.2007 15:33)
  12. şöyle bir şey:

    kardeşiniz odadayken sizden gözünüz gibi baktığınız, kimseye elletmediğiniz, hatta sayfalarını açmaya kıyamadığınız çizgi roman koleksiyonlarınızı sizden ister." hayır" dersiniz. bir daha ister. siz "git başımdan lan" dersiniz. gitmez. istiyordur koleksiyonu. kaçarı yoktur.
    kardeş şımartılmıştır. tabi burada. çirkeftir. bel altına vurur. istediği olmayınca ağlamaya, tepinmeye başlar. sonunda da mutfakta yemek yapan anneye sizi şikayet eder.


    -böeee!..abim ( tercihen ablam) bana vurduaaaa!!

    bu durumda kardeşinizi susturmaya çalışırsınız. ona çikolata teklif edersiniz. ona başka bir oyuncak teklif edersiniz. ama susmaz. şikayete kaldığı yerden devam eder. bu arada o ağlak ve iğrenç ses tonuyla olayı annenize ayrıntılandırmaya başlamıştır bile. annenize dönersiniz. zaten kaybedecek gibisinizdir. kazanma umudunuzu yitirmemek için sakin olmanız gerekir. fakat gözünüzün önünde yalan yanlış anlatılan olay örgüsü salyalara sümüklere karışırken sinirlerinize hakim olamayıp kardeşinize bir tokat aşkedersiniz.

    sonra ne olur? suçlu olursunuz. annenin karışmış kafası birden berraklaşır. siz de beyaz bir sayfa kadar temiz ve masumken birden tüm suç üzerinize kalıverir. anne de size bir tokat aşkeder. sonra da koleksiyonu sizin odanızdan çıkartıp kardeşinizin odasına koyar. kardeşiniz mutlu mutlu sayfaları yıpratırken siz eliniz yanağınızda bir köşeye çekilir ve burnunuzu çekersiniz.

    hrant dink in öldürülmesi olayının muhtemel sonuçları yukarıdaki yazıyla benzerlik gösterecektir.

    ek:allah rahmet eylesin.
    (peng, 19.01.2007 15:49)
  13. görüşleri ne olursa olsun, insan hayatı kutsalsa bir insanın öldürülmesinin haklı bir tarafı olamaz. bu cinayeti işleyen kişi türkiye'ye yapabileceği en büyük kötülüğü yapmıştır. türkiye, karşıt düşüncede olanların öldürüldüğü bir ülke imajı çizecek ve günlerce yabancı basında türkiye masaya yatırılıp kıyasıya eleştirilecek. ermeniler de tabiki bunu sonuna kadar kullanarak propogandalarını artıracak. bunu yapan ve yaptıranlar ermenilerin elini güçlendirmekten başka bir şey yapmadılar.
    (big bang, 19.01.2007 15:50)
  14. öldürülmesiyle bizden hiçbir şey olmayacağı bir kez daha kanıtlanmıştır. senin gibi düşünmeyenin sık kafasına... aferin...
    (damda deli var, 19.01.2007 15:51 ~ 15:52)
  15. hani tanımasanız da içinizin ısındığı insanlar vardır ya, benim için öyleydi hrant dink. aydınlık yüzünü tane tane ve sakin konuşmalarını her gördüğümde içim ısınırdı neden bilmem... yaşamını okurken ağlamıştım kahretsin ki şimdi ölümüne ağlıyorum... hala daha bir insanı öldürmekle düşünceleri yok edeceklerine inanlar olduğu için ağlıyorum... eşi rakel hanım ve çocukları için ağlıyorum... ve de evet bu coğrafya için ağlıyorum! zira, bu coğrafya kanla revanla acıyla yıkanmasın istiyorum. özgürlükle aydınlansın istiyorum. hrant dink bence aynamızdı bizim dönüp birkez daha kendimize bakmamızı gerektiren. o gitti! içim yanıyor.
    (helena, 19.01.2007 15:51)
  16. son yazısı, anısına;

    "ısık, sadece birazcık ısık"

    ruh halimin güvercin tedirginliği

    başlangıcında, “türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla şişli cumhuriyet savcılığı’nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. bu ilk değildi. benzer bir davaya zaten urfa’dan aşinaydım. 2002 yılında urfa’da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada “türk olmadığımı... türkiyeli ve ermeni olduğumu” söylediğim için “türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.

    duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. hiç ilgilenmiyordum. urfa’dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri.

    şişli savcısı’na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim “türklüğü aşağılamak” gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti.
    soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.kendimden emindim
    ama hayret işte! dava açılmıştı.
    yine de iyimserliğimi kaybetmedim.

    o kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat kerinçsiz’e “çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi” dahi dile getirdim. kendimden emindim, gerçekten yazımda türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım -hiç ama hiç- yoktu. dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı.

    nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen istanbul üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu.

    endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.
    “ya sabır” çeke çeke...
    ama dönülmedi.
    savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi. ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi.
    mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. şaşkındım... kırgınlığım ve isyanım had safhadaydı.

    “bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız” diye dayanmıştım günlerce, aylarca.

    davanın her celsesinde “türkün kanı zehirlidir” dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. her seferinde “türk düşmanı” olarak biraz daha meşhur ediliyordum. adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.

    pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.

    tüm bunlara “ya sabır” çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum. karar açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.

    tek silahım samimiyetim ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı. gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.

    hakim “türk milleti” adına karar vermişti ve benim “türklüğü aşağıladığımı” hukuken tescillemişti. her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi.

    benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı ve bunun bağışlanır bir yanı olamazdı.

    işte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen ve “daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim”i teyit etmek isteyen basın ve medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum:

    “avukatlarıma danışacağım. yargıtay’da temyize başvuracağım ve gerekirse avrupa insan hakları mahkemesi’ne de gideceğim. bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur.”

    bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. tek silahım samimiyetimdi.

    kara mizah

    ama gelin görün ki beni türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de agos’takiydi. agos sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk. “kara mizah” dedikleri bu olsa gerek.
    ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki?
    ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.

    “türk devleti adına”

    itiraf etmeliyim ki türkiye’deki “adalet sistemi”ne ve “hukuk” kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.

    nasıl yitirmeyeyim? bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?

    ama gelin görün ki, bu ülkenin yargı’sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.

    yargı yurttaşın haklarını değil, devlet’i koruyor.
    yargı yurttaşın yanında değil, devlet’in güdümünde.
    nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar “türk milleti adına” deniyor olsa da, şu çok açık ki “türk milleti adına” değil, “türk devleti adına” verilmiş bir karardı bu. dolayısıyla, avukatlarım yargıtay’a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?

    hem sonra zaten, yargıtay’dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu?
    azınlık vakıfları’nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı yargıtay imza atmamış mıydı?
    başsavcının çabasına rağmen
    nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu?
    yargıtay başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti ve beraatimi istedi ama yargıtay yine de beni suçlu buldu.
    ben yazdığımdan ne kadar eminsem yargıtay başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti ve davayı genel kurul’a taşıdı.
    ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan ve muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı. nitekim genel kurul’da da oy çokluğuyla benim türklüğü aşağıladığım ilan edildi.

    güvercin gibi

    şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle hrant dink’i artık “türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.

    bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü.
    (bu mektuplardan birinin bursa’dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu şişli savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)

    bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil.
    benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.
    “bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren.
    ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların “a bak, bu o ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.
    ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.
    bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
    bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.
    tıpkı bir güvercin gibiyim...
    onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.
    başım onunki kadar hareketli... ve anında dönecek denli de süratli.

    işte size bedel

    ne diyordu dışişleri bakanı abdullah gül? ne diyordu adalet bakanı cemil çiçek?
    “canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?”
    sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi...
    işte size bedel... işte size bedel...
    insanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey bakanlar..? bilir misiniz..?
    siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?
    “ölüm-kalım” dedikleri
    kolay bir süreç değil yaşadıklarım... ve ailece yaşadıklarımız.
    ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.
    özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında...
    o noktada hep çaresiz kaldım.
    “ölüm-kalım” dedikleri bu olsa gerek. kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım.
    işte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. bana güveniyorlardı.
    ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.
    “gidelim” dersem geleceklerdi, “kalalım” dersem kalacaklardı.
    kalmak ve direnmek
    iyi de, gidersek nereye gidecektik?
    ermenistan’a mı?
    peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?
    avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
    şunun şurasında üç gün batı’ya gitsem, dördüncü gün “artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?
    rahat bana batardı!
    “kaynayan cehennemler”i bırakıp, “hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi.
    biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
    türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
    kalacaktık ve direnecektik.
    bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... tıpkı 1915‘teki gibi çıkacaktık yola... atalarımız gibi... nereye gideceğimizi bilmeden... yürüyerek yürüdükleri yollardan... duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...
    öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... her neresiyse.

    ürkek ve özgür

    dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.
    şimdi artık avrupa insan hakları mahkemesi’ne başvuruyorum.
    bu dava kaç yıl sürer, bilemem.
    bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar türkiye’de yaşamaya devam edeceğim.
    mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.
    muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
    yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?
    ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
    evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
    güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
    evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.

    not: http://www.agos.com.tr/... adresinde orjinal metni bulabilirsiniz.
    (helena, 19.01.2007 16:34)
  17. "faili faşizm" bir cinayete kurban gitmiş, "türkiyeli" aydın gazetecidir.
    tarihin, "türkiye'deki ocak ayı faili meçhul cinayetleri" adlı dosyaya ekleyeceği şimdilik son kurbandır.
    bu ocak ayı böyledir, faşistleri azdırmaktadır.
    ölümü içimi cız ettirmiş, ekran başında gözlerimin dolmasına sebep olmuştur.
    (alice, 19.01.2007 16:36)
  18. öldürülmeden çok kısa bir süre önce şişli savcılığına verdiği dilekçeyle ölüm tehditleri aldığını ifade etmiş olan, agos gazetesi genel yayın yönetmenidir.
    (alice, 19.01.2007 16:42)
  19. x: bak şimdi. bu adamı görüyor musun? işte bu adam var ya bu adam. ermeni bu adam.
    y: hıfffff... hıffff.. hırrr. gırrr...
    x:"türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, ermeni’nin ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur. yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun"
    dedi bu adam.
    y:hırrrr... hırrr...
    x: şimdi bak evladım. gidip bu sözleri söyleyen ermeni dölünü tüm türk ulusu adına temizleyecek ve şanlı milletinin gururunu kurtaracaksın. ''ne mutlu türküm diyene!!!''
    y: baaastüne ağam. ''ne mutlu türküm diyeneeeeee!''

    işte bu kadar kolay.
    (nokia şarzı, 19.01.2007 16:51 ~ 16:56)
  20. birileri ülkemizi tekrar karıştırmaya başlıyor..hrant dink ermeni meselesine çözüm olabilecek biriydi..kendini ülkücü olarak adlandıran birinin onu öldüreceğine inanmıyorum..her ne kadar aralarında tetikçi bolluğu olsa da,ülkesini seven bir insan hrant dink'i öldürmez..
    hrant dink ermeni ve türkün bir arada yaşama kültürünü gösteren biriydi..soykırım zırvasının inkar anıtıydı..
    (azimlepamukuretengobekdeligi, 19.01.2007 17:07)
  21. bu ülkede sırf fikirlerini özgürce söylediği, daha güzel ve yaşanabilir bir türkiye düşlediği için karanlık güçler tarafından katledilen onlarca aydın, gazeteci, yazar, sanatçıdan biri.korkarım sonuncusu da olmayacak.

    ailesine başsağlığı dilerim.
    (mosquito hunter, 19.01.2007 17:12 ~ 17:13)
  22. (bkz: 19 ocak 2007 hrant dink suikasti)
    (frankribery, 19.01.2007 17:20)
  23. suikaste kurban giden 61inci gazetecimiz. ilgili haber:

    http://www.ntvmsnbc.com/news/397555.asp
    (chixculub, 19.01.2007 18:32)
  24. http://www.youtube.com/...
    (talen, 19.01.2007 18:34)
  25. bugün bir suikaste kurban gitmiş "türkiyeli" gezateci,yazar,aydın..işyerindeydim son saatlerdi ve haftasonu çalışmayacak olmanın hevesiyle dakikaları sayıyordum ki bi arkadaşım geldi yanıma 'duydun mu' dedi 'hrant dink i vurmuşlar 'öldü mü dedim öldü dedi ve arkadan bi ses 'isabet olmuş'.. döndüm ve 'tanıyo musun' dedim yüzündeki ifadeden tanımadığı belliydi hakkında hiçbişey bilmiyordu olsun ama adı hrant tı ve bu yeterliydi kim olduğu ne düşündüğü hiç önemli değildi.. bu kafalarla aynı yerde yaşıyor olmaktan onlarla aynı havayı solumaktan utanıyorum bugün insanlığımdan utanıyorum.üzgünüm yastayım bugün bir barış güvercinini daha kaybettik tıpkı abdi ipekçiyi musa anteri bahriye üçok' u ve diğerlerini kaybettiğimiz gibi -o kadar çoklar ki-bu suikast öylesine yapılmış işte delinin tekinin işi değil belli arkasında ne niyetler var kimbilir bir sürü şey söylenebilinir gündem değiştirmeye çalışma bu sonuçta belki cumhurbaşkanlığı seçimini unutturmak belki türk ordusunun ırağa girmesini sağlamak belki farkında bile olmadan meclis ten geçirilecek ve bizim hayatımızı derinden etkileyecek kanunlar için ya da ne bileyim kurban istemiştir derin devlet denen şeytan kimbilir önemli mi? hrant dink öldü ömrünü barış için harcayan bu uğurda kendi soydaşlarıyla hatta ermenistan la bile çatışan her daim ermeniyim ama türk vatandaşıyım diyen bir barış gönüllüsü öldü gözümz gibi korumamız gereken birini daha kaybettik -ki tehdit aldığını şişli savcılığına bildiren normal şartlarda korunması gereken biri- bugün yas günü tüm barış gönüllülerinin yaşam hakkının kutsallığına inanan herkesin önde insan sonra türk kürt ermeni v.s. olan hatta olmayan herkesin heimizin başı sağolsun. ah be insanlık ne zaman sahp çıkacaksın seni savunan çocuklarına...
    (eleanor, 19.01.2007 18:54)
 sayfa  / 8

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil