charles bukowski demiş ki:
"eşcinselliğe karşı değilim, yeter ki o iki kişiden biri ben olmayayım."
bu bilgi ışığında bakılırsa homofobi gereksiz bir fobi çeşididir. insan sevmek zorunda değildir "homoseksüel"leri ama kendilerine bir zararı bulunmadığı sürece, onlara hakaret etme hakkı yoktur.
yani "götünü siktiren" sıfatı gerçekten çok aşırıdır. insanların ne yaptığını yargılamak bize düşmez. özellikle homofobik eğilimde görünen delikanlı heteroseksüel "kıllı amca"ların her daim travestilerin peşinde olması, türkiye'nin nüfusunda azımsanamayacak oranda homoseksüel eğilimli insanın olduğunu bize zaten gösteriyor.
homoseksüellik yüzyıllardır dünyada bulunan bir eğilimdir. o çok saygı duyulan samuraiların, shogunın hareminde olduğu ve osmanlı döneminde bazı padişahların da haremin sayısız güzelliklerinden yararlanmak yerine, başka taraflara döndüğü söylentiler arasındadır.
sonuç olarak charles bukowski'nin lafını tekrar hatırlatıp lafımı bitiriyorum.
toplumsal değer,yargılar vb. geçici öznel şartlanmalarla bastırılmış duygularını dışa vuramayan gizli eşcinsellerin bilinç altında varolamama korkusuyla dışa vurdukları tepkilerin toplamıdır homofobi.bu kişiler homofobinin yanı sıra kurdukları heteroseksüel ilişkilerde hastalık derecesine varan bir kıskançlık nöbetleri geçirmekte ve hem kendilerine hemde topluma ciddi zararlar vermektedirler.
herkes birbirini sevmek zorunda değil elbette.homofobi de eşcinselleri sevmeme,uzak durma,hatta çekinmeyi içinde barındıran bir olgudur.buraya kadar tamam,kimsenin hak ve özgürlüklerine saldırı,kişiliğine hakaret olmadığı sürece makul karşılanabilir.
yalnız iş hakarete,tacize bindiğinde kesinlikle kınanması gereken bir durumdur.şurası bir gerçek ki herkes cinsel tercihinde özgürdür.üstelik homoseksüellik yeni değildir,insanlık tarihi kadar eski bir olgudur.ancak erkek egemen toplumlar,erkeklerini bu durumda görmeyi yediremeyip tarih boyunca bu durumu bilinç altına itmiştir.
eşcinsellerin göreceli olarak daha rahat ettikleri,kimliklerini açıklamak konusunda daha özgür oldukları günümüzde,bu açıklık beraberinde toplu tacizleri de getirmektedir.kadınların çoğunlukla gülüp geçtiği,erkeklerin se kendi ırklarına bir hakaret olarak algıladıkları bir olgu haline geldi.brokeback mountain gibi eşcinsel bir ilişkiyi her yönüyle konu alan bir filmin,delikanlı seyirciyi(!) sanki anasına küfretmişler gibi çılgına çevirebildiğini göz önüne alırsak,homofobinin makul sınırlarından çıktığı zaman nasıl da tehlike arz ettiğini görebiliriz.o zaman çocukken gördüğümüz bazı 'fazla güzel 'abilerin,neden bir takım 'fazla ayı' abiler tarafından evire çevire,tekmelerle, sokak ortasında dövüldüğünü daha iyi anlarız.
türklerde genetik olarak bulunduğuna inandığım özelliktir.çünkü kendini açık ve özgürlükçü bir insan olarak tanımlayan ben, six feet under adlı dizide david ve keith adlı ipnelerin öpüşmesini görünce kafamı arkaya çevirip sahneyi pas geçmişimdir.
homofobi bir çeşit faşistliktir kanımca,insanların tercihlerine saygısızlıktır.nasıl bizler heteroseksüel yaşamı tercih ettiysek onlarda homoseksüel hayatı tercih etmiştir..iki tarafında birbirini rahatsız etmeye hakkı yoktur..
kendi cinsine ilgi duyanlardan tiksinme,hatta nefret etme durumudur.özellikle erkeklerin birbirleriyle ilişkilerine karşı çıkan,ama söz konusu bayanlar olunca akıllarında en rezil fantezileri kuran erkekler tarafından en çok sesli ya da yazılı düşünceye vurulan durumdur.kadınların bu fobiye daha az sahip olduğu kanısındayım,zira yabancı ülkelerde "gay"lerin kadınların iyi dostu olabildiği görüşündedir bayan cinsi.
iki erkeğin sevişmesini, öpüşmesini, birbirini yalamasını, dudağından emip kalçasından tutup kavramasını kendisine dert edinmiş kişidir. sapıktır. sana ne lan? seninle mi domalıyorlar karşılıklı olarak?
öyle seviyesiz fobiye, böyle şuursuz tepki.
ulan sanki homoseksüelliği dayatıyor adamlar. git sen sevgilini düşün, karını düşün, hayalini kurduğun kızı,oğlanı,kocanı düşün. elin kıllı erkeklerinin seks yaşamı durduk yere neden rahatsız ediyor seni?
"normal" denen nanenin sadece o an en geniş kabul gören davranış biçimi olduğunu kavrayamayıp da evrensel bir yasa olduğunu sananların da muzdarip olabileceği rahatsızlık. anormalfobi de denebilir ismine çok sıkışılırsa.
homoseksüelliğin "anormal" bir davranış olduğunu kabul etmekle homoseksüellerden irrasyonel bir korku duyanların homofobik olduğunu kabul etmek arasında ilişki olduğunu kabullenmekte zorlanıyorum.
eşcinsellere hişt defol pislik dedirten hastalık ki içinden de olsa böyle şeyler söylemeden tatmin olmaları imkansızdır, söylemiyorsa bile içinde elektrikler çakıp kendisi bilinçaltında tahminen hissediyordur.
en yaygın sosyal vampirliklerden, toplumda genel olarak kabul göre göre bir nevi legalize edilmiş sosyopati çeşitlerinden biri diyerek başlayayım söze ki, bu ihtilaflı konuda tarafım belli olsun peşin peşin.
homofobi birleşik bir sözcük ve kimi etimolojik tartışmalar barındırıyor. fobi kısmında sorun yok, eski yunanca "korku" anlamına gelen "phobos" sözcüğünden geldiğini bilmeyen kalmadı artık. türkçe'de ise, fobi, "belirli nesneler veya durumlar karşısında duyulan olağan dışı güçlü korku, yılgı." olarak tanımlanmış tdk tarafından. ruhbilimde de fobiler, "insan hayatını etkileyen mantıksız korkular" olarak tanımlanıyor. pekiyi neye karşı işbu mantıksız ve olağan dışı korku? "homo", yine eski yunanca'da "tek" veya "aynı", latince'de ise "insan" veya "erkek" anlamına geliyor. yine de kelimenin doğrudan bu köklerden değil de, bir başka birleşik kelimeden "hemcinsine cinsel ilgi duyan" anlamındaki homoseksüel sözcüğünden türetilerek meydana çıktığını düşünmek sanırım yanlış olmaz.
yani ne var elimizde? hemcinsine cinsel ilgi duymaya, ya da duyanlara karşı duyulan mantık dışı bir korku. tüm bu tıp kokan açıklamalara karşın, homofobi ile, ne bileyim, agorafobi arasında belirleyici bir fark var. agorafobi tam manasıyla psikolojik bir rahatsızlıkken ve bu çerçevede ilaç ve terapiyle tedaviye muhtaçken, homofobi, belki zenofobiye benzer biçimde, daha ziyade bir sosyal rahatsızlık. yetişilen sosyal çevrede kemikleşmiş önyargı ve dogmaların yarattığı bir akıl-fikir tutulması. ilaç ve terapiden ziyade eğitim ve hoşgörü ile aşılması gereken bir sosyal duvar.
ama tüm bunlardan homofobiklerin ya da homofobların ilgi ve şevkatle yaklaşılması gereken kader kurbanları olduğu sonucu çıkmamalı elbette. tüm bilgi-görgü kaynağının evdeki haminnenin söylenceleri ve mahalle papazı/imamının vaazlarından ibaret olduğu kapalı topluluklarda homofobi gibi bozukluklar bir yere kadar normal karşılanabilirdi belki. ancak kıyaslamalı bilgiye ulaşmanın ve kendi görüşünü geliştirmenin son derece kolaylaştığı küresel dünyada hala bu gibi mahalle dogmalarından kopamamak psikolojik rahatsızlıkla değil, olsa olsa beyin üşengeçliği veya durgunluğuyla açıklanabilir diye düşünüyorum.
bir de bazı homofobik gençler kendilerine homofobik denince kızıyorlar ki, buna çok tutuluyorum işte. size homofobik diyerek, aslında onu kastetmiyor da olsak, ruhsal bir illetten muzdarip olduğunuz, bir nevi mağdur durumda olduğunuz izlenimi yaratmış oluyoruz halbuki. oysa siz ne muzdaripsiniz ne de mağdur. gözüne kestirdiğini, kendisinden güçsüz bellediğini ezmeye teşne, pvc kafalı, kapalı görüşlü, akrep yürekli insan müsveddelerisiniz. oldu mu şimdi? değilsiniz homofobik falan.
fobi kahramanlarının yerine kendinizi koyduğunuzda istemeden olduğunuzdur. hani yani tercihtir, şanstır, kaderdir, genetiktir vs neyse ne de, diğer türlüsü zor.