|
|
- sinirlerim alt üst oluyor, kendime gelemiyorum uzun süre. bazen senaryo bazen de oyunculuk, filmdeki karakterin karizmasını öyle bir tavan yaptırır ki; onun farklılığı ve enteresanlığı karşısında kendi mallığımdan, sıradanlığımdan utanıp haftalarca konuşmam kimzeyle, içime kapanırım.
birkaç ayrı filmde rastladığım bir sahne örneğin: kadın, süper karizma adamın evine gelir, yeni tanışmışlardır. adam, "sen oyalan, ben hemen üstümü değiştirip geliyorum" filan der. kadın, salondaki boku püsürü yoklar (her halta dokunur mutlaka, ince uzun parmaklarına da kısa süreli zoomlar yapılır). sonra kütüphaneden bir kitap çekip çıkartır, o tam sayfaları gelişigüzel karıştırırken salonda karizma adam belirir:
- 176. sayfayı aç, ikinci paragrafı oku bana.
+ ancak bir savaşçıda böyle bir...
- cesaret bulunabilirdi. son bir hafta içinde olanları düşündüğümde, içimde ansızın kopan fırtınanın ve çocuksu vurdumduymazlığın nedenlerini anlamaya başlıyordum. kör olmuştum, kulaklarım duymuyordu, nefes almıyordum, ölmüştüm!
+ ama?!
bütün kitapları mı ezberledin be şerefsizin evladı?! sırf bir gün işe yarar diye rasgele 3 kitap ezberledin de şansın mı yaver gitti? yapamıyorum ben böyle şeyler, kötü hissediyorum. bir seferinde birkaç kez okuduğum bir kitabı aldı şans eseri eve gelen kız:
- 289. sayfayı aç, üçüncü paragrafı oku lütfen.
+ hımmm, ama bu kitap 246 sayfa.
- eheh! 189. sayfadır o zaman, karıştırmış olabilirim.
+ o sayfa boş.
- neyse işte, çocuk ölüyo en sonunda, eöö, onu diyecektim.
bir başka yöntem de, acayip jestler ve mimikler kullanmaktır. akıl oyunları'ndaki russell crowe hareketlerini yaptım, "hasta mısın? bir yerin mi ağrıyor?" sorusuna muhatap oldum, karayip korsanları'ndaki johnny depp hareketlerini denedim, kız bir daha selam vermedi.
velhasılı kelam, o yöntemlerin hepsi leş. uygulanabilir olsa mutlaka başarırdım. bruce willis gibi ağzımı yamultarak sırıtınca fena tepkiler almadım gerçi.
... toplu gösterim ... |