hollanda 

adana çık aradan

  1. resmi olarak 360.000 gayri resmi olaraksa 500.000'ne yakın türkün yaşadığı ülke. ilk türkler 1960larda gelmişlerdir. genel olarak bakılınca 1980lerde özellikle kürt mülteciler, 1990larda da islami türkler hollandaya yerleşmiştir. türklerle birlikte çok miktarda surinamlılar ve faslılar bulunmaktadır. karasal olarak küçük olması nedeniyle avrupa birliğinin maltadan sonra metrekareye düşen insan sayısı açısından en kalabalık ülkelesidir. bazı yerleri deniz doldurularak elde edilmiş karalardır. ülke ile su sanki eş anlamlıdır. deniz, nehirler ve kanallar bu ülkenin sanatsal, siyasi ve sosyal hayatını biçimlendirmiş ve tarihine damga vurmuştur. hollanda, suya karşı mücadele edenlerin ve onunla yaşamayı öğrenenlerin ülkesidir. ülkenin bazı yerleri deniz seviyesinin altındadır. uçaktan kuş bakışı bakınca topraktan çok kanal görülür. her mevsim yağmur yağar. ve kuzey denizi veya nehirler bazen azarak yükselince barajların kapakları indirilir, setler yükseltilir.
    dutch masters adıyla bilinen büyük ressamları vardır: rembrandt, vermeer, van gogh ve rubbens gibi.
    ülkede dağ yoktur. dümdüzdür. tek tük yükseltiler de insan eliyle yapılmıştır çoğunlukla ve yerel halk onlara berg yani dağ der.
    almanca ingilizce karışımı kaba bir dil konuşurlar. dilin doğrusu belçikada konuşulan vlemenkçedir.
    milliyetçi değildirler. futbol maçlarında ve kraliçenin doğum günü olan 30 nisanda her yanı turuncuya çevirirler ama onun dışında bizdeki gibi vatan-millet edebiyatı pek yapmazlar normalde. ama son zamanlarda milliyetçi partiler güç kazanmaya başlamıştır.
    insanların çoğu köylüdür. köy mantığı bazı üniversitelerde bile görülebilir. büyük şehirde yaşamak popüler olmak nedenidir. yeni yeni büyük şehirlerde esnaf güzel mekanlar yapmaya ve pazar günü de dükkanları açmaya başlamışlardır. yoksa normalde pazarları gazete bile çıkmaz. yeni mekanlara hollanda gençliği ve yuppiler akar.
    bizdeki yiyecek kültürünün yerine hollandalılarda içecek kültürü vardır. 200 çeşit bira satan barlar vardır. tabii bu kültür almanya ve belçikada çok daha güçlüdür. ama en çok tüketilen sıvı su ve bira değil süttür. sonra kahve gelir. okulda öğle yemeklerinde süt verilir. kahvesiz yaşayamazlar ve ucuz barlarda bile iyi kahve yaparlar. starbucks ilk şubesini kısa süre önce havaalanına açmıştır. zara olsun, mango olsun, kahve dükkanları olsun başka bilinen bir sürü marka yeni yeni gelmektedir.
    ülke küçük olduğundan evler de küçüktür almanyaya göre ve çok pahallıdır. ama eski evler bile izolasyonuyla, ısıtma sistemiyle, alt-yapısıyla güzel yapılmıştır.
    çok düzenli büyütürler şehirleri. bir yere yeni bir sitenin yapılacağı bir kaç yüzyıllık kent planlarında görülür. yeşil alanları boldur ve korunur. ülkenin küçüklüğüne rağmen evlerin çoğu apartman değil üç katlı birbirine bitişik evlerdir.
    türkiyeden sonradan gelen öğrenci gibi bir türkseniz burada doğmuş ikinci nesil türklerle neredeyse hiç ortak noktanız yoktur. bu iki grup anlamazlar birbirlerini. belki bir hollandalı ile bile daha fazla konuşacak şeyiniz vardır.
    aklı başında olanları türkiyeyi iyi bilir. çoğu türkiyeye bir iki defa gitmiştir. en popüler üçüncü ülkedir türkiye hollandalı turistler için. yazları hep yurt dışına ya da yakınlarda bir kampinge giderler. yurt dışında otel tatili, kampingde de karavan veya çadır tatili yaparlar. çok sıkıcıdır bu iş.
    yelken ve sörf için süper uygun gölleri vardır. yelkencilik çok ciddiye alınır. resmen askeri disiplinle yelken yaparlar.
    bürokrasi korkunç yavaştır. servis sektörü de öyle. her şey için her yerde beklemeniz gerekir. kimse işini hızlı yapmaya çalışmaz. sadece işlerini yapar ve evlerine giderler. bir sekreteri beş buçuktan sonra iki dakika bile tutamazsınız iş yerinde. türkiyeye kıyasla iş etiği çok zayıftır. işlerini iş olarak görürler. ama işler bir şekilde yapılır. beklersiniz, sinir olursunuz falan ama sonunda olması gereken olur. kurallara çok uyarlar ve hatalar çok olmaz. en güzeli de kimseyi kayırmazlar. torpil, hemşehrilik, çayımızı iç abi, yarın uğra bana bakalım, türü şeyler burada hayal edilemez. herkes gibi siz de beklersiniz ama herkesin de beklediğini bilirsiniz.
    herkes bisiklet veya toplu taşım araçlarını kullanır. beş yıl boyunca çalıştığınız yerde müdürün bile arabasını hiç görmemiş olma ihtimali yüksektir. çoğu iş yerine kimse arabayla gelmez. gece de dışarı arabayla çıkmazlar. arabaları vardır, tatile ve bazen başka şehre gitmek için kullanılır.
    bok gibi vergi verirsiniz. resmen sağcılara oy vermek gelir içinizden her yıl ödediğiniz vergi miktarını düşündükçe.
    dilenci çok yoktur ama evsizler vardır. çoğu evsiz olmayı tercih etmiş uyuşturucu bağımlısı vs kişilerdir. sosyal devlet boşanmış kadınları, işsizleri, sakatları, hastaları, bekar anneleri ve diğer bazı yardıma muhtaç grupları korur.
    şehir içlerinde ormanlar vardır ve onların da içinde göller, nehirler vardır. yürüyüş için idealdir.
    televizyonlarda sex saklanan bir şey değildir. bir çok kadın özellikle seksi giyinmezler ama kendilerini örtmezler de. bence zevksizdirler. giyime makyaja para harcamazlar. erkekler ise siniktir genelde. laf falan atılmaz burada. bir barda bütün gece yalnız oturup yanınıza hiç bir erkeğin yaklaşmaması muhtemeldir. bu açıdan feminist cennetidir.
    hoşgörülü diye bilinirler ama doğrusu indifferent olmalıdır yani umursamazdırlar. yanlarında biri joint içebilir ve bir şey demezler. bu hoşgördükleri anlamına gelmez. bir çoğu gay evlilğine aslında karşıdırlar ama bir şey demezler.
    ötanazi (bkz: ötanazi) yapılabilmektedir. bu da bu ülkede ölümcül hasta olan birisinin en büyük şansıdır.
    (brisseis, 05.05.2008 16:13 ~ 16:26)


... toplu gösterim ...