hoşlanılan kız harbi bi kızsa karşılığında kafa göz gidecek eylemdir.
geçmiş olsundur.bu insan hala kendisini avutmak isterse,bu kadar salaksa ahanda;
(bkz: büyük aşklar kavgayla başlar)
- aşkım bak sana ne aldııım.
+ ay canım, pırlanta mı aldın? teşekkür ederim ama bu sanki biraz dişe benziyor.
- doğum günün kutlu olsun canım... hieeeeeayyyyttt!!!!
hoşlanılan kız eğer başka bir erkekle birlikteyse yapmayı istemesi normal bir hadisedir. iyice gerinip , uçan tekmeyi kızın tam böğrüne öyle bir saplamalı ki bu aşk acısı çeken kişi , kızın içinden geçen tekme yanındaki çocuğu da delsin geçsin. bu eylemi yaparken ellerin çocuk yumruğu şeklinde , baş parmak diğer dört parmağın altında , sıkılır ve dil de dürüm yapılıp dişlerin arasına sıkıştırılır.
hoşlanılan kızın dikkatini çekmek için birerbir harekettir. bu hareketten sonra bile kız sizi farketmiyorsa öküzün önde gidenidir, en önde bayrak tutanıdır. "sana kız mı yok" diyenlere hak verilmelidir.
zamanın birinde, uzakdoğu dövüş sporlarının popüler olduğu bir çağda ben de azmedip bir tekvando kursuna yazılmıştım. lakin bu tekvando kursunun pek de rastlanmayan bir özelliği vardı: kız-erkek karmaydı; aynı seansta kurs alıyorduk.
birkaç ay kursa gidip tekvandoyu yeme bitirme raddesine gelmiştim ki kursa bir kız yazıldı. adı "damla" idi. o esmer teni, uzun siyah saçları, elâ gözleri ve sporcu vücudunu unutamam. ilk görüşte accayip derecede hoşlanmıştım.
beraber antrenmanlara başladık. gördüm ki kızın hareketleri süfer: dönüp vuruyor, amuda kalkıp vuruyor, beş kişinin üstünden uçan tekme atıyor. mükemmel! hepimizden çok daha iyi. meğer babasının başka bir ilden tayini çıkmış da bizim şehre yeni gelmişler; kız da kendi ayarında bir kurs aramış ve bizimkini bulmuş.
rahmetli kurs hocamız sedat ağabey'in pis bir huyu vardı; kızlara ve erkeklere karma olarak kurs sonunda müsabaka yaptırırdı. böylece kızlara cesaret geliyordu. müsabakalar tam olarak normlara göre yapılıyordu. yani kuvvetli vurmak yerine puan alıcı vuruş yapılıyordu. bu kural sayesinde de kızlar hırpalanmıyorlardı.
bir gün sedat hoca'nın beni ve damla'yı eşleştireceği tuttu:
-eksiksizuyum, gel oğlum. damla, gel kızım.
olamazdı! hoşlandığım kıza vuramazdım. (ve tabi önceki hafta damla'dan çok pis dayak yiyen mehmet'in içler acısı halinin de kararımda etkisi vardı). "hocam ben bugün rahatsızım, müsabakaya katılmasam olur mu" dedim. yanımdaki harun piçi "ehehe, göt korkusu di mi" diye gülünce "tamam hocam" dedim. "müsabakaya hazırım".
damla ile karşı karşıya geçtik. üzerimizde koruyucu elbiselerimiz vardı. karşımda hafiften yaylanıyor, hocanın müsabakayı başlatmasını bekliyordu. ben o'na sevgi dolu bakarken o bana "indirecem seni" bakışları fırlatıyordu. bu ne yaman bir çelişki idi.
müsabaka başlamıştı. ben kaçıyordum. o tekme salladıkça ben minderin başka bir köşesine atıyordum kendimi. ben kaçtıkça o hırslanıyor, daha kuvvetli ama daha dengesiz tekmeler atıyordu.
en son beni bir köşede sıkıştırdı. salladığı tekmeden kaçabilmiştim; ama o hinlik yapıp tekmesini indirirken ayağını testislerimle buluşturdu.
aman ya rabbim! sinirimden acı bile hissetmiyordum. damla'nın yüzündeki hınzır ifadeyi görünce daha bir sinirlendim. kafamda şimşekler çakıyordu. hoca oradan "kes" deyip yanımıza gelene kadar sinirime hakim olamadım ve iki adımda vuruş mesafesine yanaşarak damla'nın böğrüne bir uçan tekme kondurdum. damla yere uçtu. müsabaka bitti, sonra da hocadan çok güzel fırça yedik.
ertesi hafta damla yoktu. kurstan ayrılmıştı.
--eh, benim gibi bir ayının bir kızdan hoşlanması buraya kadar olabilirdi tabi. hoşlandığım kıza uçan tekme atıvermiştim. iyi de etmiştim. çünkü türk erkekleri çok rerörerö ve ben de bir türk erkeğiyim. aferin bana.