bir muhabbethanedir şol dergah hikmetini bil,
bade ile mus eyke, dostun kıymetini bil,
fazla işretten kaçın, ahengi bozma sakın,
ehl-i-dil olmak gerek, cehlin zilletini bil!
caniden farkın olmaz, bozarsan meclis-i mey!
paran ile övünme, burda herkes paşa bey,
meclis-i muhabbette olmıya uzak yakın
bu kubbenin işreti ibadetle aynı şey.
caniden farkın olmaz, bozarsan mecls-i mey!
şarap içti mi, dilenci sultanlaşır;
tilki çıkar deliğinden, aslanlaşır;
yaşlı başlı adam delikanlaşır;
delikanlı yaşça basca olgunlaşır.
günahlarım çok olmasına çoktur benim,
ama dinsizler gibi umutsuz değilim:
cennet cehennem umrumda değilse de
ötede hem şarap olacak, hem de sevgili.
derdin avucundan şarap içmedikçe
bir yudum su içmiş değilim gönlümce;
kimsenin tuzuna da ekmek banmadım
ciğerimi kebap edip yemedikçe..
hergün şarap çümbüşüne dalanların da
her gece mihrap önünde kalanların da
ıslanmayanı yok, yağmur altında hepsi:
bir uyanık var, ötekiler hep uykuda.
unutma, amansız feleğin çarkındasın;
şarap iç, çünkü ateşten bir dünyadasın;
madem ki yerin önünde sonunda toprak
farzet ki üstünde değilsin altındasın.
sevgiliyle sabah içmedeyiz, saki;
biz nasuh tövbesi bilmeyiz, saki;
yeter okuduğun nuh hikayesi
hemen dolsun huzur kasemiz,saki.
madem aman vermiyor ecel, saki,
kadeh boş kalmasın, aman gel, saki;
şu üç beş günlük dünyada gam yemek
bizim gönlümüzce iş değil, saki.
şarap sonsuz hayat kaynağıdır, iç;
gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
gamı yakar eritir ateş gibi,
sağlık sularında şifalıdır, iç.
açılmışken nasılsa mutluluk gülün
niçin elinde kadeh yok böyle bir gün?
şarap iç, can düşmanındır geçen zaman:
bir daha bu fırsatı bulman ne mümkün?
kim yüreğini uydurduysa aklına
bir anını yitirmedi bu dünyada;
ya tanrı uğruna ekmek verdi candan
ya rahatını aradı buldu şarapta.
merak etme yıllarsonra kapımı ilk çaldıgında agzımdan ne bir sitem duyacaksın nede gecmişe dair kızgınlık cümleleri sadece hoşgeldin diyeceğim çünkü mutluluk getirmiş olacaksın bana hayatıma hoşluklar katacaksın aradan gecen yılları hiç olmamış gibi sayıp tekrar biz olacagız.. ve o ana kadar hiçkimse hoşgelmeyecek bana..
bir kişi bir mekana yada bir ortama geldiğinde diğer kişi / kişiler ona hoşgeldin derler. gelen kişi de hoşbulduk diye cevap verir genelde. yada vermez, onun bileceği iştir.
bazı insanlara ne zaman "hoşgeldin" dense ve neşeyle karşılansa mutlaka bir şeyler olur. en azından kendim açısından bunun böyle olduğunu söyleyebilirim. evet. her "hoşgeldin" ile karşılanışımda mutlaka başıma bir şeyler gelmiştir. hoşgeldin diyen kişinin sinsi, ".mına koduğum yine geldi" bakışlarından mıdır, tesadüf müdür bilinmez.
bir yerde kahve içmek için sözleştiğim arkadaşlarımın yanına doğru yola çıkmıştım. o kadar heyecanlıydım ki, otobüsün içinde etrafıma gülücükler saçıyordum. ama aynı şeklide tepki alamıyordum. suratıma tuhaf tuhaf bakan sap gibi bir grup insan... mutlu ve heyecanlıyım be. anlasınıza.
bu etkenler yüzünden sıkıcı geçen yolcuğumdan sonra arkadaşlarımın olduğu mekana doğru ilerledim. kapıyı açtım. önce etrafımı süzdüm. gizemli bakışlar attım ama milletin skinde bile değildim. bunu farkettiğim an zaten psikolojik olarak çöküntü yaşadım. kendimi bir boşluk hissettim. sonra o halimle masada oturan arkadaşlarımın, dostlarımın yanına usulca yanaştım. ve o söz. "hoşgeldin" sözünü duydum.
tabii doğal olarak önce bunu normal karşıladım. gerekli bir davranış sonuçta. "naber lan g.tüne koduum" diyerek karşılasalar daha mı iyi olacaktı?
biraz zaman geçti. güzel güzel sohbet ediyor, gelinen durum hakkında uzun uzun yorumlar yapıyorduk. o anda ne olduysa işaret parmağımı havaya kaldırıp, tartışmaya nokta koyan adam olacakken; kahveyi döken ve masanın içine sıçan adam oldum. daha sonra elemanlar geldi masayı bir güzel temizledi. bu sırada da suçluluk duygusuna kapıldım ben. arkadaşlarımın o anki bakışlarını anlatamam. yadırgarcasına bakıyorlardı bana.
neyse. üç beş laf ettikten sonra acil bir işimin çıktığını söyledim ve özür dileyerek mekandan ayrıldım. tam kapıyı açmıştım ki, kapının önünde duran boka bastım. ne yapacağımı şaşırmıştım. ayağımı bir iki kere salladım ama gitmiyordu. daha sonra topuklarımı kaldırıma sürte süre yürümeye başladım. tabii bu esnada tuhaf bir görüntü oluşturmuştum. gelen geçen "nabıyor lan bu" diyerekten bana bakıyorlardı. o anı ne kadar anlatsam da yaşayan bilir. rezil bir durumdur. yine hüzünlendim şimdi.
hoş geldin!
kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
hoş geldin!
ayrılık uzun sürdü.
özledik.
gözledik...
hoş geldin!
biz
bıraktığın gibiyiz.
ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
hoş geldin.
yerin hazır.
hoş geldin.
dinleyip diyecek çok.
fakat uzun söze vaktimiz yok.
yürüyelim.....
----------------------------------------
hani bazen kulagınıza bazı şarkılar fısıldanır, çok sevip çok sevildiğiniz tarafından, inceden bir ezgi eşliğinde dökülür bütün kelimeler. alabildiğine özenli ve duygulu. o andır mutluluğun tanımı sizin için, sonsuza kadar olmak istediğiniz tek yer, duymak istediğiniz tek şey, görmek istediğiniz tek yüz... hepsi ordadır.
ordadır da işte yetmez, olmaz, sürmez. bir gün hiç ummadığınız anda, hiç olmaması gereken bir anda bozulur büyü, kum saati son zerreciklerini de döker aşağı ve tuzla buz olur zaman, zaman ellerinizin arasından en çok sevdiğinizi alır götürür. kuma karışan gözyaşlarınızın yarattığı çamurun içinde ve o çamura inat günler, aylar belki yıllarca ağlarsınız.
an, hatıralardan kopma anıdır şimdi. her şey usul usul paketlenip en kuytulara kaldırılır, şarkılar dosyalara kilitlenir, mekanlar terk edilir.
---------------------------------------------
sonra birgün radyodan tanıdık bir ses duyarsınız, kadife gibi, yumuşak ve eşsiz... der ki o ses;
hiç ummazdım oldu
sonbaharda
hediyer gibi geldin,
hoşgeldin...
seyirlik değil,
ömürlük olsun
bir yastık da nasip olsun...
gel koynuma
gel oynuma
gel akşam gözlü esmer...
aklınız size fısıldanan o günde, kulagınız size fısıldayaın o sesinde, yüreğiniz.. yüreğinize noldu? sanki atmıyor artık.
sezen aksu'nun en güzel şarkılarından biridir. her dinlediğim de gözlerim dolar. ''sefa geldin son ihtimalim'' dediğin de içim burkulur nedense. gel akşam gözlü esmer her nerdeysen...
sezen aksu işte ya ne denir ki başka.defalarca dinledim hala dinliyorum nedendir bilmem çok dokundu bu şarkı böyle bağıra bağıra söylemek istiyorum.ahhh aahhhh.
ikinci tekil şahsa yönelik (kimi zaman hoşgeldin-iz olarak da aynı yönde yaşam sürmeye çalışan) , iki kelimeden (bir sıfat, bir haberli yüklem) birleşik karşılama sözü. günümüzde ve ihitmal sonrasında, büyük genel çoğunlukta gerçek anlamıyla ve içten kullanılmaya kullanılmaya, anlamını yitirmiş, yapışkan bir alışkanlık, bir ezber haline pörsümenin kelimeleşmiş hali. türlü niyetlerle içi boşaltılıp dışı süslenmiş nice karşılaşmaların giriş kurtarıcısı. yine türlü niyetlerle kendi anlamı öldürülüp de farklı farklı üsluplarda dile getirilen; giriş kapılarında, anonslarda, reklam karmaşasında, küçük kağıt parçalarından, dijital telefon mesajlarına kadar, insanların her anına ve her yerine yine insanlar tarafından yapıştırılmış, yitik ama özünde insanlığın en güzel kelimelerinden biri.
dedirten şarkı olmuştur. yahu arkadaş facebook listesinde ne kadar kız arkadaşım varsa yalnızca bir iki dakika aralıkla paylaşıp duruyor bu şarkıyı ve o düğün videosunu. hey alllaahım. yahu kadın kocasına söylüyor size ne yaa!
geç yazılmış bir yazı bu.
belki en uygun sözcükleri bulmak için çokça düşündüğümden,belki sözün duyguyu tam olarak karşılayamayacağını hissettiğimden.öyle ya da böyle.bu yazı bekliyor yazılmayı ne zamandır.
karşına geçip söyleyemeyeceğim,hatta olur ya anlarsın diye gözlerine bakamadan konuştuğum kısıtlı zamanların ardında gizlenmiş sözler.
bir şekilde,zaten bildiğini hissettiğim...ama sanki yüksek sesle dile geldiğinde dünya bilecek,bir sürü insan...o kadar kişinin karşısında bu sorumluluğu taşımaya hazır olmadığımı bildiğim.bildiğim sadece bu değil ki,ben sadece senin bilmene karşı bile hazır olup olmadığımı bilmiyorum ki.
bir zamanlar benden beklediğin,geç kalmış bir gitme'ydi sadece.demedim,demeyeceğimi çok da iyi biliyorduk zaten.aynı keçi inadı karşılıklı tavan yapmış ama devamında pişmanlığın kaç aylık bir bekleyişi ardında getireceği.kırılmamıştım,kızmamıştım;ki sen de öyle.geleceğini bilmek yeterdi,gelecektin.
nasıl geçti o aylar,bilmediğin bunlardı.senin cephende nasıl geçtiğini de benim bilmediğim.ama hissettiğim.
geç kalmış bir yazı bu,ilerlemesi zor oluyor üzerinde ne kadar düşünülmüş olsa da.
vakit yaklaştıkça artan tek duygu özlemekti.tek söylenecek söz ise hoşgeldin.
sınırlı zamanların ardından,yıllar gibi geçmiş olan ayların ardından.bekleyişin bittiği günlerin ardından...
geldin ya,yetti de arttı bile...
geldiğini gördüm ya,sen bana aldırma ne dersem diyeyim.dediklerim içinde koca bir bekleyişi de taşır.günler geçtikçe,dilim çözüldükçe daha iyi anlatabileceğim,bir nehir olacak kadar çok sözcük birikti dilimde...kısa zamanlarda söylenemeyecek kadar uzun,uzun zamanlara yayılamayacak kadar sessiz.
şimdilik diyebileceğim,kocaman,taa yürekten bir hoşgeldin...
bir daha ne olursa olsun,izin vermeyeceğimi bilesin diye,bir gidişe.
hiç gitme olur mu?