özellikle son yıllarda, etnik veya dini kimlik farklılıkları nedeniyle öldürülen kişiler, saldırıya uğrayan mekanlar ve ırkçı-milliyetçi söylemlerin artması nedeniyle herkesin diline doladığı hoşgörü kavramının bu manada kullanımının ne kadar yanlış, hakimiyetçi ve anti-insancıl bir dilin ürünü olduğunu farketmiyoruz.
"hoşgörü: egemenlerin yurttaşları eşit görmediğinin en açık itirafı. hor görmenin tersinden söylenişi. baskının, zulmün jelatinli ambalajı. yalanın en koyusu, en katmerlisi. kan ve ölüm kültürüyle ağırlaşan iklimin politikacıları, bazen kendileri için kurban edilecek koyunları bağışlarlar da alkış alırlar ya hani, işte hoş görü sözcüğü de onu çağrıştırıyor bana: bu bayram bağışlıyorum, gelecek bayram alırsınız canını! ben, hayatımın muktedirlerin iki dudağının arasında olduğu, hoş görülerek yaşadığım bir toplum istemiyorum! hem ben onları hoşgörmüyorum ki, onların da beni hoş görmesini isteyeyim!
hoşgörü, ancak eşit oldukları kabul edilmiş insanlar arasında anlamlı olabilecek bir kavramdır. hangi dinden, hangi inanç, mezhep ve inançsızlıktan, hangi dünya görüşünden, hangi etnik kimlikten ve hangi milliyetten olursa olsun, bir ülkenin nüfus kâğıdını taşıyan herkes, eşit yurttaş sayılır, eşit haklara sahiptir, din ve vicdan özgürlükleri de eşittir, azınlık olmaları çoğunluğun karşısında onların aleyhine bir eşitsizlik oluşturamaz. hoş görü, eşitsizlik demektir. "
demekte
haydar ergülen bugünkü yazısında. müslümanlar hristiyanları, türkler ermenileri, ermenilerde türkleri hoşgörme hakkına sahip değildir. vitrindeki tabakları kıran çocuğunuzu hoşgörürsünüz, halıya işeyen köpeğinizi hoşgörürsünüz ama biri türk-müslüman olmadığı için öldürülüyorsa bu hoşgörüsüz bir toplum olduğumuzu değil, şiddet üreten bir toplum olduğumuzu gösterir.