hkp   

adana çık aradan

  1. halkın kurtuluş partisi. dr. hikmet kıvılcımlı'nın görüşlerini savunduklarını iddia etmektedirler.

    (bkz: http://www.kurtuluspartisi.org)
    (mayakovski, 23.02.2007 23:32)
  2. hrant dink cinayetinden sonra dinke neredeyse küfretmiş, ardından zannedersem ankarada esplilerle çatışmış bir parti. 2 espliyi bıçakladıkları söyleniyor. geri adım atmıyorlar ve "meşru bir eylem" olduğunu iddia ediyorlar. sol çevreden dışlanmış durumdalar ki ırak işgalinin yıldönümünde eylemlere katılmadılar-en azından ankarada.
    (ellaam, 29.03.2007 19:40 ~ 19:41)
  3. 27 nisan e-muhtırası ile ilgili "...27 mayıs 1960 politik devrimi, 28 şubat 1997 ilerici hareketi ve 27 nisan 2007 ilerici muhtırası. türk ordusu’nun cumhuriyet dönemindeki üç ilerici davranışıdır. ordu’nun bu hareketlerinin kaynağı onun devrimci geleneğidir. o gelenek de tâ osmanlı’nın ilk kuruluş günlerinden gelir. bilindiği gibi osmanlı’yı kuran oğuzlar’ın kayı boyu, göçebe yani ilkel sosyalist toplum düzeninde yaşayan bir kavimdi. ordu’ya devrimci geleneğini veren, özel mülkiyet nedir bilmeyen, bu ilkel sosyalist toplum biçimidir. osmanlı bu gelenekler üzerine kurulmuştur. bu geleneğin ekonomideki yansısı dirlik düzeni’dir. bu düzende tüm antika tarihin temel üretim aracı olan toprak, kamu mülkü sayılır. tasarruf hakkı da üretmen köylülerindir..." şeklinde yapmış oldukları yorumla şaşırtmış,güldürmüş partidir.bu yayınladıkları son bildiri,sol düşünceden iyice uzaklaştıklarının beyanatıdır.esp hakkında yapmış oldukları yargısız infazda işi ne boyuta getirdiklerini göstermektedir... artık ne olur bilinmez...

    http://www.kurtuluspartisi.org/...
    (hemokudumhemyazdim, 24.06.2007 23:20 ~ 23:21)
  4. (bkz: halkın kurtuluş yolu)
    (atlantis, 17.12.2007 16:53)
  5. doktorcular olarakta bilinirler.
    (gajo, 17.12.2007 16:55)
  6. 31 ocak 2008 tarihinde; ülkenin dört bir tarafında "şeriat ortaçağdır", "türban özgürlük değil, köleliktir" diye haykıran; ortaçağcı akp ve faşist mhp'nin işbirliğiyle önümüze konulan emperyalist oyuna karşı sonuna kadar savaşma kararlılığını eylemlerle gösteren işçi sınıfı devrimcisi partidir.

    eylemler sırasında ortaçağcı medya, halkın kurtuluş partisi'ni karalamaya yönelik pek çok iftiralarda bulunmuştur. izmir'de basın açıklaması sırasında, istanbul'da meydana gelen işçi katliamını anan kurtuluş partililere küfürler eden, el hareketi çeken bir şahsı uzaklaştıran partilileri "saldırı" olarak değerlendirmiş; atılan "şeriat ortaçağdır", "türban özgürlük değil köleliktir" ve "şeriata karşı ya birleşmek ya ölüm" sloganlarını küfür olarak nitelemiştir.

    bütün bu çarpıtmalara rağmen, ülkemizin döt bir yanında emekçi halkımızın büyük desteğini alan ve provokasyona mahal verilmeden yapılan ortak basın açıklaması aşağıdadır:



    haber linki: http://kurtulusyolu.org/...



    türbanı da, ortaçağcı siyasal islamı da, tayyipgiller’i de, kontrgerilla’nın özel örgütü mhp’yi de bu milletin başına saran ab-d emperyalistleridir


    bunların tümü ab-d yapımıdır. cıa’nın ortadoğu ve türkiye masası şefleri olan paul henze ve graham fuller, mustafa kemal’in tam bağımsızlık ve laiklik ilkesinin artık demode olduğunu, “türkiye için en iyisinin ılımlı islam” olduğunu yıllarca önce çok açık olarak ifade etmişlerdir.

    graham fuller, vatan gazetesinden devrim sevimay’a verdiği bir röportajda; siyasal islâmın yaratıcısının da ab-d olduğunu itiraf ediyordu:

    “peki bu cihatçılar sorununu başımıza abd açmadı mı? hatta cıa'nın ortadoğu masası şefi olarak sorumlusu bizzat siz değil misiniz?

    “efendim, zannederim radikal islam'ı, siyasal islam'ı ilk olarak biz yaratmadık. biz icat etmedik. ayrıca bütün dünya radikal islam'ı sovyetlere karşı kullanmak istedi. sadece abd değil. bütün arap dünyası, avrupalılar, herkes sovyetler bir hezimete uğrasın diye yardım ettiler. parayla, silahla... her şekilde...

    “yeşil kuşak ilk kimin fikriydi peki? abd'nin değil mi?

    “soğuk savaş zamanında sovyetler'in güneye doğru yayılmasını önlemek içindi. fikir herhalde bizimdi. ama o zamanlar bütün islam devletleri de komünizme karşı müslümanlığın çok güçlü bir duvar olduğunu anlamışlardı.

    “türkiye'de bu fikrin en ateşli savunucusu olarak siz biliniyorsunuz?..

    “benim için şeref sayılabilir ama ben kabul etmiyorum. tek bir kişi olarak bunu sahiplenemem. suudi arabistan'ın da büyük katkısı vardı. herhalde babası ben değildim. ama babasını kim bilir?

    “cıa'nin ortadoğu masası şefi sizdiniz. en azından büyük katkı size ait değil mi?

    “oldu tabii, belki bu kavram hakkında en çok konuşan bendim. çok da haklı bir tezdi. çok çok doğruydu. komünizme karşı gerçek bir duvar oluyordu islam.

    “bu yüzden siz de bölgede sürekli radikal islam'ı pompaladınız?..

    “pompalamadık. bizden evvel suudi arabistan yaptı bunu. abd'nin afganistan üzerindeki rolü daha büyüktü.

    “peki türkiye'yi niye kattınız bu kuşağın içine? tam da türkiye'de laik bir reform oturtulmaya çalışılırken?..

    “çünkü türkiye'de çok kuvvetli bir sol vardı. aynı şekilde iran'da da... hem 1950, 1960'larda hem 70'lerde... komünizm hareketi çok kuvvetliydi. ve türkiye'de islam komünizme karşı çok efektif değildi. islam zayıf ama solculuk güçlüydü.”

    devrim sevimay, şimdi böyle röportajlar yapmıyor. aydın doğan, onun ruhunu da satın alarak “milliyet”e transfer ettikten sonra, cem yılmaz ya da beyaz şovda olduğu gibi, “laf olsun küpümüz dolsun, kerizler de uyusun” türünden laklakalar yapıyor konuştuğu kişilerle…

    ah, namussuz para tanrısı, sen nelere kadirsin!.. tayyipgiller’in de, tüsiad, müsiad, tisk, tobb’cuların da tanrısı, para tanrısıdır. ve bu tanrı yanında, başka hiçbir tanrının varlığına tahammül etmez…

    satılmış entel fahişeler medyasının dönekliğinin kitabını yazmış ya da henüz yazmamış yazarçizerleri de, vakıf üniversiteleri’nin ab-d ajanı holding profesörleri de bu tanrının inananları-tapınanlarıdır.

    siyasal islam, sovyetler birliği’ni yumuşak alt karnından kuşatmak için ab-d tarafından yaratılan-oluşturulan “yeşil kuşak projesi”nin bir ürünüdür.

    bu emperyalist proje, hem sovyetler’i alttan kuşatmak hem de ortadoğu ve asya ülkelerindeki devrimci, ilerici ve yurtsever, antiemperyalist hareketleri boğmak, engellemek, bu ülkeler halklarını ideolojice karantinaya almak için oluşturulmuş ve uygulamaya konulmuştu.

    ikinci emperyalist paylaşım ve talan savaşı sonrasında yaratılan bu projenin gereği olarak türkiye de, sayısı 600’e yaklaşan ihl’yle, on bine yaklaşan resmi ve gayriresmi kur’an kurslarıyla ve hepsi de özbeöz ortaçağ kurumu olan sürüsepet tarikatlarla donatıldı. bu çağdışı kurumlar, bir kanserin metastaz urları gibi en ücra köylerimize dek uzanarak, oralardaki yoksul, cahil, saf insanlarımızı temiz din duygularını sömürerek ağları üzerine düşürdü. onları ortaçağın ideolojisiyle doktrine ederek, bilime, laikliğe, demokrasiye ve her türden ilerlemeye düşman hale getirdi. bu bilinçsiz kara halk yığınları, ortaçağ düzenine dönmenin ya da toplumu ortaçağa götürmenin en büyük dinî erdem olduğu yolunda şartlandırıldılar. bir anlamda mecnunlaştırılmış bu zavallı, yoksul halk yığınlarımız artık cenneti özleye özleye ölümü düşünmekten başka bir şey düşünemez hale getirilmiştir.

    tabiî tayyipgiller’i bu halk yığınlarından kesinlikle ayrı tutmak, bu insanlarla karıştırmamak gerekir. bu halk yığınları, ab-d emperyalistleri ve onların türkiye’deki yerli ortakları olan finans-kapitalistlerin ve tefeci-bezirgân sermaye sınıfının, ortaçağcı saldırısının kurbanları-mağdurlarıdır. yerli yabancı sömürgenler, 60 yıldan beri bu kara halk yığınlarına ortaçağcı psikolojik ve ideolojik harekât uygulamaktadır. tüm halkımızın, yoksulluğunun, işsizlik ve pahalılık cehenneminde kıvranmasının, doktorsuzluğunun, eğitimsizliğinin sebebi ve baş sorumlusu da bu alçak yerli yabancı sömürgenler çetesidir…

    tayyipgiller, ab-d emperyalistlerinin işbirlikçisidir. vatan satıcıdır. halk düşmanı yerli sömürgenler haydut çetesinin siyasi plandaki temsilcileridir. bunlar ab-d emperyalistleriyle elele vererek ülkemizi yeni sevr’e, halkımızı ortaçağın karanlıklarına götürmek istemektedirler.


    tayyipgiller’in akp’sini kurduran abd’dir bilindiği gibi. tayyip’in maması cüneyt zapsu ve ruşen çakır’dır. bunlar tayyip’i daha istanbul belediye başkanıyken abd büyükelçisi norton abromowitz’e, boğaz’da c. zapsu’nun yalısında pazarlamışlardır. akp’nin temelleri tâ o zaman atılmıştır. bunlar, basında yazıldı çizildi, kitaplaştırıldı, bilindiği gibi… tabiî tayyip’i ve şürekâsını seçen ab-d’dir…

    zaten 1950’den beri türkiye’de kimin, kimlerin iktidar olacağını, iktidarların ne zaman bozulup yıkılacağına karar veren tek seçici ab-d’dir. tayyip de bunu iyi bilmektedir. ve bu yüzden, c. zapsu ve şaban dişli’yi abd’ye göndererek, onların aracılığıyla, “beni kanalizasyon deliğinden aşağı süpürmeyin, kullanın!” diye yalvarmaktadır abd emperyalistleri önünde diz çökerek…

    noel’lerde, ırak’ta müslüman kanı döken, insanlık dışı işkenceler uygulayan, ülkeyi cehenneme çeviren ve müslüman kadınların ırzlarına geçen sapık, sarhoş abd askerlerini kastederek; “ben kahraman amerikan askerlerinin sağ salim vatanlarına dönmeleri için allahıma dua ediyorum” diye abd medyasına demeçler vermektedir. böylece de sıfır numara abd hizmetkârı olduğunu, abd’nin vereceği her işi yapmaya hazır olduğunu dile getirmiş olmaktadır.

    hatırlanacaktır abdullah gül’ün de benzer açıklamaları vardı… tek bir örnekle yetinelim:

    “dünya barışı için, barışı korumak, barışı yapmak için, son 50 senede dünyada en çok amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir.” (takvim, 15 mayıs 2006)

    a. gül, ortaçağcı, mustafa kemal, laiklik ve cumhuriyet düşmanı, amerikancı necip fazıl kısakürek tarafından, lise yıllarındayken alınıp eğitimden geçirilmiş, laiklik ve mustafa kemal düşmanı hale getirilmiş, ortaçağcılaştırılmış, abd’cileştirilmiştir. yine ab-d ajanı prof. sabahattin zaim tarafından da emperyalistlere pazarlanmış, ingiltere’deki ajan yetiştiren “excellent university”de okutularak iyice ab-d’cileştirilmiştir. yani türkiye’nin değil, ab-d emperyalistlerinin çıkarlarını öncelikle düşünür, gözetir ve ona göre davranır hale getirilmiştir…

    tayyipgiller’in k. unakıtan, ingiliz vatandaşı mehmet şimşek, hüseyin çelik, ali babacan, ömer dinçer, c. zapsu ve tüm bileşenleri benzer durumdadır: vurguncu, ab-d’ci ve vatan satıcı, halk düşmanıdır…

    bunların halka ve ülkemize düşmanlıktan, kötülükten başka verebileceği hiçbir şey yoktur…

    doksan bin imamın tamamına yakını, ortaçağcı ideolojinin-siyasal islam’ın profesyonel-devletten maaşlı militanı durumundadır. bunların anlattığının veya bildiklerinin, hz. muhammed’in, dört halife’nin özellikle de hz. ali’nin savunduğu ilkel sosyalizm gelenekli, çağının şartları içinde çok insancıl olan müslümanlıkla-islamla hiç ilgisi yoktur. “insanların hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır. islamiyet güzel ahlâktan ibarettir” diyen, kuru hasır üstünde yatan, öldüğünde bir ibriği ve bir hırkasından başka mal-mülk bırakmayan, yine öldüğünde, zırhı bir yahudi bezirgânda, doksan kilo arpa karşılığında rehin bırakılmış olan hz. muhammed’le bunların yani tayyipgiller’in hiç ilgisi yoktur, benzerliği yoktur. bunlar, pis canlarını kurtarmak için mekke’nin fethinden bir gün önce müslüman olan ebu sufyan ve oğlu muaviye’nin ve muaviye oğlu yezid’in benzeridir, onların devamcısıdır. bunlar da, firavun ve nemrut kadar mal mülk düşkünüdürler ve servet sahibidirler…

    her yıl ihl’lerden ortaçağcı-siyasal islam’la doktrine edilmiş 54.000 genç mezun olmaktadır. kur’an kursları yine aynı ideolojiyle şartlandırılmış 900.000 civarında yoksul çocuğumuzu mezun edip topluma salmaktadır. bunlar da ab-d mamulâtı ortaçağcı siyasal islam’ın gönüllü militanı durumundadırlar. hemen tümü de abd güdümünde olan tarikatlar da taşra şehirlerimizin varoşlarına kadar tüm türkiye’yi örümcek ağları gibi sarmış durumdadır. bunlar da ab-d’ci ve ortaçağcılığın savunusunu yapmaktadır ve cahil bilinçsiz insanlarımızı o doğrultuda şartlandırmaktadır.

    antika ve modern parababaları örgütleri olan tüsiad, tisk, müsiad ve tobb’la satılmış dönekler medyasının ab-d uşağı insan sefaleti yazarçizerleri de yıllardan beri tayyipgiller’i savunmaktadır. patrik mutafyan, agos gazetesi sorumlusu etyen mahçupyan, c. talabani, m. barzani ve türkiye’deki amerikancı burjuva kürt hareketi de, bağımsız aday çıkarmadığı yerlerde tayyipgiller’in akp’sini desteklemiştir, ona oy verdirmiştir, 22 temmuz 2007 genel seçimlerinde… tüm bunlara rağmen akp, son nüfus sayımının da ortaya çıkardığı verilere göre, oy kullanma yaşındaki (seçmen olma yaşındaki) insanlarımızın yalnızca yüzde 34’ünün oyunu alabilmiştir. bu durumda halkımızın sağduyusunu takdir etmek gerekir. tabiî zekâsını da… anarşist aziz nesin’in iddia ettiği gibi halkımız geri zekâlı değil tam tersine zeki ve sağduyu sahibidir.

    halkımızın, gerici, halk düşmanı, ab-d uşağı partilere oy veriyor olması 60 yıldan beri kendisine uygulanan ekonomik, ideolojik, siyasi ve psikolojik harekâttan dolayıdır. bir anlamda yerli-yabancı parababaları çetesinin sürek avına alınmış durumdadır halkımız. ona pozitif bilimler ve devrimci ideolojiler gösterilmedi ki, onları benimsesin. doğumundan itibaren mağarada tutulan insanın güneş ışığını ve gökyüzünü bilmemesi gibi, halkımız da mağara benzeri bir ideolojik karantina altında tutulduğu için çağdaş doğa bilimlerini ve devrimci düşünceleri bilememekte ve bu nedenle de benimseyememektedir. bundan dolayı halkımızı değil, onu bu mağara karanlığında, işsizlik ve pahalılık cehenneminde yaşatan ab-d emperyalistlerini ve onlarla ortaklık-çıkar birliği kurmuş bulunan yerli vatan ve halk düşmanı satılmışlar cephesini suçlamak gerekir. bunlardan gün gelecek yaptıkları hainliğin ve alçaklığın hesabını da soracağız… bizde zaman aşımı yoktur…

    mhp’ye gelince… bu faşist parti merkezi abd’de olan kontrgerilla’nın ya da diğer adıyla “süper nato”nun özel örgütüdür. cıa ideologu david galula; “ayaklanmalara karşı koyma-teori ve pratik” adlı kitabında, devrimci, yurtsever, antiemperyalist hareketlerin önlenmesi için faşist darbeler yapılmasını gerekli gördüğü türkiye gibi ülkelerde böyle bir partinin kurdurtulmasını da gerekli hatta zorunlu görür. bu parti kontrgerilla’nın sivil ayağını oluşturarak, karşıdevrimci yarı askeri güçler örgütleyecek, yetiştirecektir. nitekim mhp, 12 mart ve 12 eylül faşist darbeleri öncesinde, onlara kılıf-zemin-gerekçe hazırlamak için yapılması öngörülen cinayet, katliam ve sabotajlarda etkin biçimde rol alarak, cıa’ca kendine verilen bu halk düşmanı, zalimane ve caniyane görevini başarıyla yerine getirmiştir.

    bu partinin “başbuğ”u alpaslan türkeş, bilindiği gibi abd’nin panama’daki kontrgerilla okulunda, 1950 öncesi eğitimden geçirilen ilk kişilerden biridir. ömrü boyunca abd’nin ve cıa’nın-kontrgerilla’nın kendine verdiği görevleri yapmıştır. o doğrultuda siyasi faaliyette bulunmuştur. abd’ye karşı tek bir söz çıkmamıştır ağzından, tüm yaşamı boyunca…

    hatta, abd’nin, 12 mart faşist nihat erim hükümetine koydurttuğu afyon ekim yasağını, 1974’te bülent ecevit’in kaldırması üzerine; “bu yasağı kaldırmakla abd’yi kızdırmış oluruz. bunu yapmayalım” demiştir. böylece de türk köylüsünü-çiftçisini düşünmediğini, abd’li efendilerini düşündüğünü çok açık olarak itiraf etmiştir.

    tayyipgiller’in halkımızın temiz, saf dinî inançlarını sömürdüğü gibi faşist mhp de yine halkımızın yurtseverlik ve millî duygularını sömürmektedir. yoksa bu partinin halkçılıkla da ulusçulukla da uzaktan yakından ilgisi yoktur.

    partinin şimdiki genel başkanı devlet bahçeli de “başbuğ”u gibi tam bir amerikancıdır.

    hatırlanacağı gibi tayyip öncesi koalisyon hükümeti’nde ortakken ulaştırma bakanı enis öksüz’ü, ımf emirlerini uygulamakta ayak sürüdüğü için, bakanlıktan almakla kalmadı; partisinden de uzaklaştırdı. enis öksüz, ulaşımda demiryolunu savunuyordu. telekom’un özelleştirilmesine, hele hele yabancılara satılmasına karşıyım, böyle bir karara da imza atmam diyordu. işte bahçeli, enis öksüz’ü böyle namuslu bir tutum sergilediği için mhp’den attı.

    bahçeli, ülkü ocakları genel başkanı alişan satılmış’ı, “ırak’taki türkmen katliamı” üzerine, ankara’da “kahrolsun abd emperyalizmi” ibareli afişler astırdığı için, abd büyükelçiliğinin talebi üzerine hemen görevden almıştır. şimdi sormak gerekmez mi: bahçeli kimin milliyetçisidir? diye. abd’nin değil mi?..

    yine aynı bahçeli, datça, fethiye ve dalaman ülkü ocağı başkanlarını da geçen yıl apar topar görevden almıştır. bunların suçu ne miydi? marmaris limanı’na demirleyen abd savaş gemilerini ve kıyı şehirlerimize çıkan ırak’ı işgal eden, katliamlar yapan, kadınların ırzına geçen amerikan askerlerini protesto etmek. bu askerler ne için çıkıyor şehirlerimize? dolar vererek apış arası sorunlarını çözmek için. bu emperyalist çakalları protesto etmek, her onurlu insanımızın boynuna borçtur. bahçeli, işte buna karşı çıkıyor. bırakın abd’liler işlerini görsün, diyor. niye dalgalarına taş atıyorsunuz abd’lilerin, diyor. o, işte böyle milliyetçi… yine hatırlanacağı gibi bahçeli, 22 temmuz seçimleri öncesinde “abd stratejik müttefikimizdir” açıklamasını yaparak, abd’li efendilerine saygılarını sunmaktan geri kalmamıştır.

    ve yine aynı bahçeli, mhp polatlı ilçe teşkilatı’nı da, abd büyükelçiliğinin ziyaret talebine olumsuz yanıt verdikleri için anında görevden alır. işte böylesine sadık bir abd hizmetkârıdır ve abd milliyetçisidir, d. bahçeli.

    yukarıda da belirttiğimiz gibi, bahçeli ve mhp yöneticilerinin milliyetçilik söylemi, sadece saf, bilinçsiz insanlarımızın, özellikle de gençliğimizin yurtseverlik ve milli duygularını sömürmeye yöneliktir. bir kandırmacadır. tıpkı tayyipgiller’in islamcılığı gibi… siyasi araçtır onlar için bu değerler. ün, poz, koltuk-makam sahibi olmak için kullanılan malzemelerdir.

    işte, şimdi bu iki parti, din alıp satmada da birbirleriyle yarışmaktadırlar. türbanı, sarığı, cübbeyi kamucul hayatımızın her kesimine adım adım sokarak ülkemizi, afganistan, suudi arabistan, iran vb. teokratik ülkelere benzetme yarışına girmiş durumdadırlar. yani ülkemizi ortaçağın karanlıklarına götürmek için yarışmaktadırlar. tabiî abd’den aldıkları emir üzerine… dedik ya paul henze ve graham fuller, türkiye için siyasal islamcı bir rejim önermektedirler diye.

    türban, kadının özgürlüğü değil, esaretidir. afganistan’da, iran’da, suudi arabistan’da, arap emirliklerinde kadınlar, bu ortaçağcı cehennemden kurtulabilmek için çabalamaktadırlar. çünkü o cehennemin ateşiyle kavrulmakta, acılarını tâ yüreklerinin derinliklerinde duymaktadırlar. yaşadıkları için ortaçağcı düzenin ne olduğunu çok iyi bilmektedirler. bizde ise ne yazık ki tam tersine bir tutumla genç kızlarımız, o cehennemi özler bir tavır sergilemektedirler. çünkü onlar, ortaçağcı ideolojiyle doktrine edilmişlerdir. kendilerinin götürülmeye çalışıldığı cehennemi cennet sanmaktadırlar. bilmiyorlar ki, bu gidişin sonunda kendilerinin kara çarşaf ve peçeye büründürülmesi ve bir erkeğin 4 eşinden biri olması, hatta sayısız cariyelerinden biri olması da var. yanlarında bir erkek olmadan sokağa çıkmalarının yasaklanması da var. düşünün afganistan’da kadınlar doktor yüzü göremiyor. çünkü erkek doktorun kadın hastaya bakması yasak… kadınların da okuması, doktor olması yasak... işte böylesine yürek parçalayıcı bir ortaçağ karanlığına mahkûm edilmiş durumdadır, afganistan’da kadın.

    küçücük, saf, masum kız çocuklarımızı, saçının bir tek telini gösterirsen sadece o tel için 70 yıl cehennemde yanacaksın diye şartlandırırsak, elbette o çocuk türbana sarılacaktır. onu kurtuluşu sanacaktır. oysa bu çocuklara gerçekten laik ve demokratik bir eğitim verebilsek hiçbiri türbana itibar etmeyecektir.

    bu kızlarımız bilmiyorlar ki, bugün okullara, üniversitelere gidebiliyorlarsa, bu mustafa kemal’in önderliğinde gerçekleştirilen birinci antiemperyalist kurtuluş savaşımızın getirdiği, eksik gedik de olsa, laikliğin eseridir. o nedenle laikliğe herkesten fazla kadınlarımızın sahip çıkması gerekir. laiklik ve devrimci demokratlık, kadına bir cinsel obje olarak değil, bir insan olarak bakılmasını gerekli kılar. böyle olunca da türbana, çarşafa, peçeye ihtiyaç duyulmaz.

    başta da söylediğimiz gibi akp, mhp, anap, dp vb. gerici burjuva partiler, halkımızın, kadınlarımızın din duygularını, yurtseverlik duygularını sömürerek siyaset yapmaktadırlar. bunların başkaca bir marifetleri yoktur. ama bu işte de çok ustadırlar. ne yazık ki, 60 yıldan beri masum insanlarımızı aldatmakta ve sömürmektedirler. abd’ye de kölece hizmet etmektedirler. bunların efendileri abd emperyalistleridir. bunlar, kendi akıllarıyla bir şey yapmazlar. bunlar, sadece efendilerinin emrettiğini yaparlar. efendilerinin düşünce kuruluşları, bunlar adına da düşünür, bunlar da o doğrultuda davranır. onların bir dediğini iki etmez. karşılığında da küplerini doldururlar, milletvekili, bakan, başbakan, hatta devlet başkanı olurlar. ne alışveriş değil mi?..

    ortaçağcı gericiliğin karşısında laikliği savunan iki örgütlü güç vardı. bunlar osmanlı’nın devletini yöneten 4 sınıfından ikisiydi: seyfiye-kılıçlılar yani ordu ve ilmiye-bilim insanları yani şimdiki üniversite ve laik aydınlar. osmanlı’nın diğer iki sınıfı mülkiye ve kalemiye, devrimci geleneğini osmanlı’nın derebeyleşme aşamasında tefeci-bezirgân sermaye sınıfıyla kaynaşarak zaman içinde yitirmişti. fakat ordu’nun ve bilim insanlarının tefeci-bezirgân sermaye sınıfıyla bir alışverişleri olmadığı için osmanlı’nın ilk kuruluşundaki ilkel komuna geleneklerini zaman içinde azalmış olmakla birlikte yine de korumaktadırlar. ordu’nun, generaller dışında kalan, ordu gençliği dediğimiz bölümüdür bu geleneği bugün de yaşatan. ilmiye’miz de bu geleneği önemli bir bölümüyle bugün de yaşatmaktadır. nitekim evvelki yıl danıştay ikinci daire üyesi mustafa yücel özbilgin laikliği koruma uğruna hayatını vermiştir. bu namuslu bilim insanı laiklik şehidimizdir. üniversitemizin namuslu bilim insanları bugün de laikliği savunmak için güçlerinin yettiği oranda mücadele vermektedirler. bundan sonra da vereceklerdir.

    ortaçağcı hareketin karşısında caydırıcı bir rol oynayabilen örgütlü güç ordu’ydu. fakat geçen yaz a. gül’ün, ab-d’nin isteği doğrultusunda, devlet başkanı yapılması sürecinde, genelkurmay başkanı büyükanıt ve kurmay heyeti, mustafa kemal’e de, o’nun devrimlerine de, laikliğe de ve ordu gençliği’ne de ihanet ederek; tayyipgillerle boğaziçi’nde anlaştı. tabiî abd öyle istediği için… hatırlanacağı gibi, büyükanıt da abd liyakat madalyalıdır. bu anlaşmayla o madalyanın hakkını vermiş oldu. abd’lileri utandırmadı. ama ordu gençliği’ni utandırdı. işi, “amuda kalkma” numaralarına döktü, yaptığı anlaşmayı ve ihaneti gözden kaçırabilmek için. bu anlaşmayla büyükanıt 12 nisan’da yapmış olduğu konuşmayı da, 27 nisan muhtırası’yla ortaya konan laik prensipleri de yalayıp yuttu. yani bir anlamda ortaçağcıların önünde diz çöktü. zaten o sayede a. gül devlet başkanı olabildi. bugün de tayyipgiller ve mhp, buradan aldıkları cesaretle laikliğe daha yaman bir şekilde saldırabilmektedirler. ne yazık ki, daha uzunca bir süre bu saldırıları durmayacaktır. ve yeni mevziler ele geçireceklerdir.

    fakat hayâsızca gidişe sürgit devam edemeyecekler… eninde sonunda halkımız, bu hayâsızca gidiş karşısında uyanacak ve birinci kuvayimilliye’de olduğu gibi davranışa geçecektir. tabiî buna biz gerçek devrimciler öncülük ve önderlik edeceğiz. alınteriyle geçim sağlayan çalışan ve ezilen halkımızı uyandıracağız ve örgütleyeceğiz. halkımızla, onun bir parçası olan bilim insanlarımızla, ordu gençliğimiz’le ve bin yıldan beri birlikte yaşadığımız kürt kardeşlerimizle omuz omuza vererek ab-d uşağı bu hainler cephesini yenilgiye uğratacağız. demokratik halk devrimini gerçekleştireceğiz. ve demokratik halk iktidarını kuracağız. bu hainlerden de ihanetlerinin hesabını soracağız. yaptıkları yanlarına kalmayacak.

    halkız, haklıyız, kazanacağız!..

    31 ocak 2008


    halkın kurtuluş partisi
    genel merkezi
    (mühendis pervane, 01.02.2008 02:14)
  7. halkın kurtuluş partisi, 1 şubat 2008 tarihinde odtü'de şeriatçı yök başkanının bütün engelleme çabalarına rağmen toplanan üniversiteler arası kurul toplantısı sırasında odtü'de eylem ve basın açıkılaması yapmıştır.

    ilgili açıklama:
    http://www.kurtuluspartisi.org/...
    (mühendis pervane, 01.02.2008 16:19)
  8. 2 şubat 2008 tarihinde, recep tayyip erdoğan ve devlet bahçeli hakkında suç duyurusunda bulunan partidir.

    cumhuriyet başsavcılığı’na, ankara


    şikayetçi…......: halkın kurtuluş partisi genel başkanlığı

    izmir 2 cad. no:36/19 kızılay/ankara

    vekilleri ..: av. tacettin çolak, av. sait kıran, av. ali serdal çıngı, av. pınar akbina, av. doğan erkan, av. ayça alpel


    şüpheliler……:

    1- recep tayyip erdoğan

    akp genel başkanı ve başbakan – ankara

    2- devlet bahçeli

    mhp genel başkanı – ankara

    3- türbanı serbest bırakma adına anayasa değişikliğine oy veren

    tüm bakan ve milletvekilleri


    s u ç………………:

    1- anayasayı ihlal. (tck’nun 309/1 maddesi)

    “türkiye cumhuriyeti anayasasının öngördüğü laik-demokratik

    düzeninin ortadan kaldırmaya, bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs”

    2- halkı kin ve düşmanlığa tahrik. (tck’nun 216/1’nci maddesi)

    “halkı din ve mezhep farklılığı gözeterek birbiri aleyhine kin ve

    düşmanlığa tahrik.”


    suç tarihi..……: 09/02/2008

    açıklamalar.: 1- şüphelilerden recep tayyip erdoğan; akp genel başkanı olup, siyasal ve geçmiş politik çizgisi itibariyle “siyasal islam”ın savunucu, ulusal kurtuluş mücadelemizin önderi mustafa kemal ve devrimlerine düşman, laiklik ve demokrasi karşıtı görüşlerini her ortamda açıklaya gelmiş, ab-d emperyalizminin “ılımlı islam projesi” gereği destek verip iktidara getirdiği, iktidardan gitmemek için abd yetkililerine “beni kullanın, delikten süpürmeyin” diye yalvararak iktidarda kalmayı başaran, irticacı bir politikacı ve ne yazık ki türkiye cumhuriyeti başbakanı’dır.

    iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, devlet yapılanmasında irticacı kadrolaşmayı tamamlamış, tarikatların toplumda örgütlenip güçlenmesini sağlamış, ülkemizde laik-demokrat güçlere savaş açmış, halkımızın kutsal din duygularını sömürerek toplumu ortaçağ karanlığın sürükleyen politikalarını adım adım uygulayarak bugüne gelmiştir.

    anayasasının 10’uncu ve 42’nci maddelerinde yaptıkları değişiklikle, “türbanı üniversitede serbest bırakacak” düzenlemeyle anayasa’yı ihlal suçunu işlemişlerdir.

    2- diğer şüpheli devlet bahçeli ve partisi mhp de; tayyipgiller nasıl halkımızın temiz, saf dini inançlarını sömürüyorsa, onlar da halkımızın yurtseverlik ve milli duygularını sömürerek, ab-d desteğiyle parlamentoya girmeyi başarmışlardır. o devlet bahçeli ki; tayyip öncesi koalisyon hükümetinde, ımf politikalarını uygulamak istemeyen bakanları, (enis öksüz’ü) partisinden uzaklaştırmıştır. aynı bahçeli, ülkü ocakları genel başkanı alişan şatılmış’ı, ırak’daki türkmen katliamı üzerine “kahrolsun abd emperyalizmi” ibareli afis astırdığı için, abd büyükelçisinin talebi üzerine hemen görevden almıştır. yine aynı bahçeli, datça, fethiye ve dalaman ülkü ocağı başkanlarını, marmaris limanı’na demirleyen amerikan askerlerine karşı gösteri yaptıkları için görevlerinden almıştır. bunların milliyetçilikleri de işte budur..

    3- şimdi bu iki parti, din alıp satmada da birbirleriyle yarışmaktadırlar. türbanı, sarığı, cübbeyi kamucul hayatımızın her kesimine adım adım sokarak ülkemizi, afganistan, suudi arabistan, iran vb. teokratik ülkelere benzetme çabasındadırlar. bir başka anlatımla ülkemizi ortaçağın karanlıklarına götürmek için yarışmaktadırlar. tabiî abd’den aldıkları emir üzerine…

    oysa türban, kadının özgürlüğü değil, esaretidir. afganistan’da, iran’da, suudi arabistan’da, arap emirliklerinde kadınlar, bu ortaçağcı cehennemden kurtulabilmek için çabalamaktadırlar. çünkü o cehennemin ateşiyle kavrulmakta, acılarını tâ yüreklerinin derinliklerinde duymaktadırlar. yaşadıkları için ortaçağcı düzenin ne olduğunu çok iyi bilmektedirler.

    bu iki şüpheli liderin ve parti yönetimleri ile milletvekillerinin, anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde yaptıkları değişiklik, basit bir anayasa değişikliği değildir. anayasal düzenin değiştirilmesi dahi teklif edilmeyecek 2. maddesindeki cumhuriyetin niteliklerinden olan “demokratik ve laik” cumhuriyet ilkelerini ortadan kaldıran ve fiilen uygulanmasını önlemeye yönelik bir değişikliktir. karşıdevrim niteliğindeki bu değişiklikle artık kamuda da şeriat ilkeleri egemen olacak, toplum tarikatların, şeyhlerin fetvalarıyla yönetilir hale gelecek. kısacası ülke kerte kerte ortaçağ karanlığına götürülecektir. buna cumhuriyetin kurumlarının ve halkın sessiz kalması beklenemez.

    sonuç olarak;

    her iki şüphelinin de önderlik ettiği, milletvekilleri ve parti yöneticileriyle birlikte gerçekleştirdikleri, anayasa’nın 10. ve 42. maddesindeki değişiklikler; anayasal düzenin değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek olan cumhuriyetin “laik ve demokratik” ilkelerinin ortadan kaldırılması ve bu ilkelerin fiilen uygulanmasını önlemeye yönelik eylem olup, 5237 sayılı tck’nun 309/1’nci maddesindeki suçu oluşturmaktadır.

    ayrıca şüphelilerin yaptıkları bu anayasal değişiklikle; halkı din ve mezhep farklılığı nedeniyle kin ve düşmanlığa, üniversitelerde laik gençlerle, şeriat isteyenlernçleri karşı karşıya getirerek çatışma ortamına sürükleyeceği açıktır. bu nedenle şüphelilerin eylemi 5237 sayılı tck’nun 216/1’nci maddesi kapsamındaki suçu oluşturmaktadır.

    tüm şüpheliler hakkında soruşturma açılarak, yukarıdaki sevk maddelerinden haklarında kamu davası açılmasını ve her iki parti hakkında kapatma davası açılabilmesi için dosyanın bir örneğinin yargıtay cumhuriyet başsavcılığı’na gönderilmesini halkın kurtuluş partisi vekilleri olarak saygıyla arz ve talep ederiz. 12/02/2008



    av. tacettin çolak
    av. sait kıran
    av. ali serdal çıngı
    av. pınar akbina
    av. doğan erkan
    av. ayça alpel

    halkın kurtuluş yolu gazetesi'nde yayınlanan ilgili haber:
    http://kurtulusyolu.org/...
    (mühendis pervane, 23.02.2008 18:51 ~ 18:52)
  9. ankara hacettepe üniversitesinde en aktif olan partidir. ulusalcı-devrimci bir partidir ama bu devrimi tsknın yapacağı gibi bir ütopyaya sahiptir. zira devrimi gerçekleştirebilecek olan sadece halktır!
    (uykusuz damacana, 04.06.2008 18:06)