en stratejik bölümü olan
plutonium runs loose olan bu oyunun insanı sahnelerinden değil, oyunun gıcıklığından katil edeceğine kanaat getirdiğim oyun. adamlara bak ya, hem ben örgülü alanların kapılarını
m16a2 veya
mp5 ile koruyan adamları haklayacam, hem birisi kıllanıp borise koşmasın diye o adamı aşağı indireceğim, hem karanlığın ebesinden fırlayıp gelen dobermanları öldürecem, boris durumu çaktığı anda hızla ona ulaşıp öldüreceğim, hem de borisin kıllandığı anda aktif hale getirdiği ve geminin ücra bir köşesinde gizlediği nükleer bombayı 3 dakika içinde bulup etkisiz hale getirceğim, işim bitince rota katına çıkıp gemiyi çalıştıracağım, sonra aksilik çıkıp makine dairesine gidip tekrar adam öldürüp bir daha yukarı çıkacağım, bunları ise en fazla 300 mermi ile yapacağım. tüm bunların üstüne oyunun ortasında save edemiyecem.
yok ebenin .mı, başka?
oturup kalem kağıt aldırıp masabaşında plan kurdurtmuştur bu oyun bana.
* ama nihayetinde bölümü geçtim. bir dahaki bölümünü siz düşünün. düşündünüz mü, evet bildiniz. tek bir bıçağım bile olmadan girdiğim tımarhaneyi basan 13
swatı (mp5 i olan ve can yelekli) haklayıp indireceğim. daha neler!
tüm oyunu bitirdiğimde artık otobüste giderken arkamdan birisi fibre wire sallayıp gırtlaklayacak hissi uyandırdıysa da, üstüne kurduğum stratejilerle baya baya tat veren oyun olmuştur. adamı delirtir ama psikopatlığın hazzını da yaşarsınız.