en başa besmele yazılır, besmelenin sağından başlanarak râşid halife isimleri (hz. ebû bekir, hz. ömer, hz. osman, hz. ali) sülüsle yazılır. bu kısıma göbek denir.
biraz daha aşağıda yine sülüsle "ve mâ ersalnâke illâ rahmeten li'lâlemîn" (biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik) âyet-i kerîmesi yine sülüsle yazılır ve bu âyetin altına da hilye-i saadetin geri kalan kısmı yazıldıktan sonra yazan şahsın adı eklenir. bu kısma da etek denir. bu etek kısmının sağına ve soluna efendimizin (sav) torunları olan hz. hasan ve hz. hüseyin(r.a)'in adları yazılır.
müslümanlar, rasûl-i ekrem efendimiz (s.a.s)'in her haline ve şekline son derece önem verdikleri için, usta san'atkârlar çok sayıda hilyeler yazmışlardır. budur.
ilk defa 16. yüzyılda yazılan ve genellikle peygamberlerin fiziksel özelliklerini anlatan mesnevilerdir. bu mesnevi yazarları genellikle arapça şemail- i şerif kitaplarından yararlanırlardı. yalnız hz. muhammed'i anlatan hilyelere hilye-i nebevi, hilye-i fahr- i alem veya hilye- i şerif denirken bütün peygambeleri anlatan hilyelere de hilye- i enbiya denir.edebiyatımızda akıllarda kalabilcek kadar değerli tek hilyeyi hakani mehmet efendi yazmıştır.
hilye lügatte süs,ziynet,rûh ve yüz güzelliği demektir,ıstılahta ise hz.muhammed'in siretinin ve suretinin,yani ruh güzelliğinin ve fiziksel görünümünün anlatılmasıdır
hazret-i fâtımâ hz. muhammed'in irtihalinden kısa bir süre önce
-yâ rasûlallâh! senin yüzünü bundan sonra göremeyeceğim! diye ağladığında, peygamberimiz -sallâllâhü aleyhi ve sellem- hazret-i alî’yi çağırmş ve:
-yâ alî! hilyemi yaz ki, vasıflarımı görmek beni görmek gibidir!, buyurmuş"lardır.
daha sonra da hilye geleneği başlamıştır ve övülmeye en layık insan olarak vasıfları anlatılarak medh edilmeye çalışılmıştır.
hilyeler osmanlı kültürü içerisinde çok önem görmüş ve çeşitli süsleme sanatları üzerlerinde kullanılarak tablolar haline getirilmiş ve hanelerde münasip yerlere asılmıştır