belki ilginizi çeker
  1. · tehlikeli oyunlar
  2. · iç ses
  3. · tehlikeli oyunlar
  4. · alternatif rambo ve albay diyalogları
  5. · hayat ansiklopedisi
  6. · homo ludens
  7. · tristan reveur
  8. · oğuz atay
  9. · ruh proletaryası
  10. · haha
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · 100 opera
  2. · köpekbalığı görünce yapılması gerekenler
  3. · yeşim salkım
  4. · dünyanın en güçlü 500 müslümanı
  5. · 2012
  6. · galatasaray
  7. · günün tek cümlelik özeti
  8. · mesajları silmeye kıyamamak
  9. · anıtmezar

hikmet benol  

  1. tehlikeli oyunlar'ın yorgun adamı. ve ayrıca aşağıda ki mektubun sahibi.

    sevgili bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş
    olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve
    birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve
    şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan
    olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. sana, durup dururken yazmak zorunda
    kalmasaydım. bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
    insanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
    bırakmasaydım. kendimden dekaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine
    düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp
    sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş
    olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış
    olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi bilge, aklını başına topla.
    ben iyi değilim bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor
    diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa
    arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimde geri dönmek istiyorum, ya da
    dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek söz
    bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. aslına bakılırsa, bu sözleri
    kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne3 de hiçbir
    şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. sen, aşk ve her şeyin olduğu
    günlerdfe böyle kararlar alınamazdı. yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
    kararlar. şimdi her satırı, bu satırı da neden yazdım? diyerek öfkeyle bir
    öncekine ekliyorum. aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta
    tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. çünkü başka türlü bir
    davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa
    ilgilenmiş insanlarcayadırganacaktır. oysa, sevgili bilge, aziz varlığımı
    artık ara sıra kaybettiğim oluyor. fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke
    bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. biliyorum ki, buakıl benibütünüyle
    terkedi nceye kadar gidipgelenazizvarlık masalınakimse inanmayacaktır. bazı
    insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak
    durumundadır. bu bir çeşit alın yazısıdır. bu alın yazısıda başkaları
    tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu
    da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. bir alın yazısı da ölümün
    anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı
    müelliflere göre bu durum daha acıklıdır.

    ben ölmek istemiyorum. yaşamak ve herkesinburnundangetirmek istiyorum.
    bu nedenle,sevgili bilge, mutlak bir yalnızlığı mahkum edildim. (insanların
    kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. durup dururken insanlara
    saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) hiç kimseyi
    görmüyorum. albay da artık benden çekiniyor. ona bağırıyorum. (bütün bunları
    yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. fakat
    bunlar yazı, sevgili bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)

    geçen sabah erkenden albayıma gittim. bugün sabahtan akşama kadar
    radyo dinleyeceğiz, dedim. bir süre sonra sıkıldı. (insandır elbette
    sıkılacak. benim gibi bir canavar değil ki.) bunun üzerine onu zayıf
    bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (ben
    yalnız kalmalıyım. başka çarem yok.) bazen nurhayat hanıma gidiyorum;
    karşılıklı susarak oturuyoruz. konuşmamak ne iyi, bir bilsen. insan elbette
    konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeleri insana
    ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor. kendinden nefret ediyor. dul kadın
    iyi: bana kahve pişiriyor, sigaramı yakıyor. onun yanında biraz huzura
    kavuşuyorum. pilleri, kutusundan büyük birradyosu var; onu dinliyoruz.
    nurhayat hanım sıkılmıyor. bazen dul kadının evinde, bir iki söz ettiğim
    oluyor: kendi kendime konuşur gibi. nurhayat hanım hiç söze karışmaz; aman
    işte biri konuşmağa başladı varlığını ortaya koydu, dur ben de bir şeyler
    söyleyeyim kişiliğimi göstereyim gibi küçük ça ar içinde değildir dul kadın.
    onunla oyunlar dinliyoruz radyodan. yıllardır sesleri değişmeyen, fakat adları
    farklı olan oyuncuların piyesleri; aynı heyacanlı titreşimler, aynı yükselip
    alçalmalar. sanki yıllardır sürüp giden uzun bir oyunu parça parça oynuyorlar.
    kahkahalar atıyorlar - çocukluğumdan beri dinlediğim kahkahalar. aynı kapıları
    yıllardır açıp kapıyorlar. aynı güç durumlarda kalıyorlar. yavaş konuş bizi
    duyacak diyorlar, siz burada ne arıyorsunuz bakalım diyorlar. ben yalnız
    sesleri dinliyorum, anlamlarla ilgili değilim.kuş sesi dinleyerek huzur
    duyanlar varmış; onlar gibiyim. haberleri de, belli konular üzerindeki
    konuşmaları da, tartışmaları, açık oturumları, reklamları da, özel programları
    da aynı şekilde dinliyorum. her kuşun kendine özgü bir sesi var: sözleri
    dinlemeden hangi program olduğunu biliyorum bu yüzden.

    dul kadının inanılmaz bir hoşgörüsü var: her çeşit müziği dinliyoruz
    üstüste. bizim dilimizden şarkılar da var galiba: çünkü sözlerini anlar gibi
    olyorum. dul kadınla ben, senin anlayacağın, soyut bir durumdayız; daha
    doğrusu her şeyin özüyle ilgilieniyoruz: meyvaların yalnız suyunu içiyoruz.
    birer sigara yakalım mı nurhayat hanım? diyorum. yakalım hikmet bey, diyor.
    songünlerde bana 'bey' diyen bir dul kadın kaldı. görüyorsun ben de kaçamak
    yapıyorum: yalnızlığı dul kadınla aldatıyorum. ne yapayım? beni olduğum gibi
    kabul ediyor. sen,yalnız iyi programlarımı dnlemek istedin. alaturka çaldığım
    zaman düğmemi kapatmak istedin. belki gerçek canavar ben değilim.
    (selim ışık, 06.04.2004 08:20 ~ 08:20)
  2. bilgeyleyken bilgisiz sevgiyleyken sevgisiz ha-ha larıyla ünlü oğuz atayın tehlikeli oyunlar adlı kitabının baş kişisi..ayrıca oğuz atay aynı kitaptaki ahşap gecekondunun üst katınd aoturan emekli albay hüsamettin tambay orta katta hikmet benol ve giriş kattaki dul kadın nurhayat hanım üçlemesiyle tanrı isa ve meryem üçlemesi yaratmıştır..neyse konuyu dağıtmadan dielimki hikmet benol büyük bir kaybedendir saygıyla eğilirim zatı alilerinin önünde..
    (hayatberbat, 04.05.2004 03:59 ~ 05:16)
  3. bir de geçmişim olmasaydı, çok rahat edecektim. bazıları da sadece geçmişimi düşünmek için gecekonduya çekildiğimi söylüyorlar." "kimler?" hikmet güldü: "içimdeki bazıları
    (hayatberbat, 26.07.2004 17:04)
  4. "sürekli insanların hayatım üzerinde bıraktıkları hataları silmek için uğraştım., ben kurşun kalem silgisiydim oysa.. onlar tükenmez kalemle yazmışlar. ben yine eksildiğimle kaldım.," diyen kişi., hikmetlerin birincisi.
    (kuzudis, 15.04.2006 09:45)
  5. "ben insan değilim ki albayım" diyen, selim ışıkın gecekonduya sığınan yüzüdür.
    bir oyun içinde tanrılaşır. o tanrışaltıkça son bile olsam, ben taparım inadına.. geleceği elinden alınanların dansıyla..
    (betty blue, 08.10.2006 14:57)
  6. '' yalnızlığımızın ve horgörülmüşlüğümüzün tüm şiddetiyle hepinizi yerden yere vuracağız'' h.b.
    (hayatberbat, 08.10.2006 16:04)
  7. "oysa ben o zamanlar yalnızlığın dinini yayıyordum. "ben tanrı misafiriyim, kendisnin çok selamı var size" diyordum evlerinden içeri girerken. gülüyorlardı."
    (betty blue, 08.10.2006 17:22)
  8. ''ne olurdu, bazi sozleri hic soylememis olsaydim; ya da bazi sozleri hic soylememek icin kesin kararlar almamis olsaydim.'' h.b.
    (hayatberbat, 08.10.2006 17:29)
  9. "yazalım albayım. işte kalem işte ıstırap albayım"
    (betty blue, 08.10.2006 18:20)
  10. "kimsenin benim aklımdan geçirdiğim kadınlarla, aklımdan geçirdiklerimi yapmağa hakkı yoktu"
    (kuzudis, 09.05.2007 09:43)
  11. tehlikeli oyunlar ın, düşüncesinin duvarlarına resimler asmak isteyen, fakat her şeyi görmesi/farketmesi/biriktirmesinden dolayı, bunda başarılı olamayan, her daim kafası "karmakarışık*" kahramanı.

    *"aklımın içini örümcek ağları sardı; kafamın sandalyelerinde elbiseler, gömlekler, çoraplar birikmeye başladı..."
    (darmaduman, 14.10.2007 13:04)
  12. birlikte akıl hastanesinde devrim yapılacak, her türlü bilginin yer aldığı ansiklopedi hazırlanacak ya da ayrıntı denizinde boğulunacak tanışılası karakter.
    (topal karınca, 16.02.2009 13:15)
  13. portakaldan güneş yaparken aklıma düşen karanlık adam. o anlatmasa da ben biliyorum ki o da meyvelerden portakalı, mevsimlerden kışı severdi.. ben de bu yüzden insanlardan en çok onu seviyorum, bir roman kahramanı değil de gerçek* olup bunu okuyabilseydi şayet umursamaz görünüp içten içe sevineceğini bildiğim için de ayrıca, ha ha.

    ne yaptık albayım? bütün suç bizim; o düşünüyordu ve biz onu tutmadık.

    *öyle dediğime bakma, lafın gelişine vurdum. biliyoruz ki sen buradaki herkesten daha gerçeksin o satırlarla.
    (çoğunlukla zararsız, 20.04.2009 19:16)
  14. kirilov, selim ışık, kurt cabain, nilgün marmara, sylvia plath, adını saymadığım diğer bazı çok ünlüler, bazı az ünlüler, bir çok sert ünsüz ve gerçekte aslında hiç olmayanlarla bir olup beni tahrik edendir.
    (günah duygusu gibi bir şey, 20.04.2009 19:32)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil